<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Maide Gümüş, Dünya ve İslam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dunyaveislam.com</link>
	<description>Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 14:10:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/03/favicon.png</url>
	<title>Maide Gümüş, Dünya ve İslam sitesinin yazarı</title>
	<link>https://dunyaveislam.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maide Gümüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk, İnsan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Değerlendirme İsrail Meclisi (Knesset), 31 Mart 2026&#8217;da tarihi bir adım attı: 62&#8217;ye karşı 48 oyla, ağırlıklı olarak Filistinli mahkumları hedef alan bir idam cezası yasasını kabul etti. Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi&#8217;nin öncülüğünde hazırlanan bu yasa; hukuki güvenceleri törpüleyen, gardiyanlar için cezai dokunulmazlık öngören ve askeri mahkemelere idam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/">İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading"><strong>Hukuk, İnsan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Değerlendirme</strong></h5>



<p>İsrail Meclisi (Knesset), 31 Mart 2026&#8217;da tarihi bir adım attı: 62&#8217;ye karşı 48 oyla, ağırlıklı olarak Filistinli mahkumları hedef alan bir idam cezası yasasını kabul etti. Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi&#8217;nin öncülüğünde hazırlanan bu yasa; hukuki güvenceleri törpüleyen, gardiyanlar için cezai dokunulmazlık öngören ve askeri mahkemelere idam yetkisi tanıyan maddeler içeriyor. Uluslararası hukuk, insan hakları standartları ve bölgesel siyaset açısından son derece ciddi kaygılara kapı aralayan bu düzenleme, kısa sürede küresel gündemin merkezine oturdu.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Bir Kırılma Noktası</strong></h5>



<p>İsrail tarihine bakıldığında, sivil hukukta idam cezasının neredeyse hiç uygulanmadığı görülür. Bu alandaki tek gerçek emsal, 1962&#8217;de Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann&#8217;ın idamıdır. Tam da bu geçmişe karşın Knesset&#8217;ten geçen yasa, köklü ve tartışmalı bir değişimi simgeliyor. 7 Ekim 2023 saldırılarının siyasi atmosferi derinden sarstığı, aşırı sağın koalisyon içindeki ağırlığının belirgin biçimde arttığı bir dönemde bu engel aşılabilir hale geldi.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Yasanın İçeriği</strong></h5>



<p>Yasa, bir dizi dikkat çekici hüküm barındırıyor. İnfaz yöntemi olarak asılma benimseniyor; bunu gerçekleştiren gardiyanlar ise kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlıkla korunuyor. Daha önce zorunlu tutulan oybirliği şartı kaldırılmış, idam kararı artık basit çoğunlukla alınabilir hale getirilmiştir. Savcılık talebi de artık ön koşul değil. Batı Şeria&#8217;daki Filistinlileri yargılayan askeri mahkemeler bu yetkiyle donatılırken af ve temyiz yollarının önü tamamen kapandı. Yasada idam gerekçesi olarak şu ifade yer alıyor: &#8220;İsrail&#8217;in varlığını inkar etme amacıyla bir İsrailli ya da burada yaşayan birini öldürmek.&#8221; Son derece muğlak bir tanım.</p>



<p>Yasa her ne kadar tarafsız bir dille kaleme alınmış olsa da hedef kitlesi konusunda en küçük bir muğlaklık yok. Bunu en açık biçimde ifade eden, yasanın mimarlarından Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir&#8217;in kabul oylamasının hemen ardından meclis kürsüsünden ettiği sözler oldu:&nbsp;<em>&#8220;Teröristleri idam edelim, mümkün olduğunca fazla.&#8221;</em>&nbsp;Ben-Gvir bu sözleri şampanya açarak kutladı.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Uluslararası Hukukla Çelişki</strong></h5>



<p>Bu yasa, İsrail&#8217;in taraf olduğu birden fazla uluslararası belgeyle doğrudan çelişiyor.</p>



<p><strong>Dördüncü Cenevre Sözleşmesi</strong>, işgal altındaki topraklardaki sivillere ve mahkumlara insancıl muamele edilmesini emreder; keyfi infazları ise açıkça yasaklar. Askeri mahkemelerin idam yetkisiyle donatılması, bu çerçevede özellikle sorunlu bir nokta olarak öne çıkıyor.</p>



<p><strong>Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi&#8217;nin (ICCPR) 6. maddesi</strong>&nbsp;ise idam cezasını yalnızca en ağır suçlarla sınırlandırıyor ve eksiksiz adil yargılanma güvencelerini zorunlu kılıyor. Söz konusu yasa, bu iki standardı da fiilen işlevsiz bırakıyor.</p>



<p>Bir de arka plandaki hukuki süreç var: Güney Afrika&#8217;nın Uluslararası Adalet Divanı&#8217;na (UAD) taşıdığı soykırım davası. UAD&#8217;nin yürürlükteki koruyucu tedbir kararları, İsrail&#8217;den Filistinlilere yönelik zararlı eylemleri sınırlandırmasını talep ediyor. Bu bağlamda idam kapsamının genişletilmesi, söz konusu geçici tedbirlerle açıkça çelişiyor ve dava sürecini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Cezaevlerindeki Tablo</strong></h5>



<p>Yasa, endişe verici bir ortamda hayata geçiyor. İnsan hakları örgütleri, Filistinli tutukluların sistematik işkenceye ve tıbbi ihmalin yol açtığı ölümlere maruz kaldığını belgelemiş durumda. Ben-Gvir&#8217;in Ulusal Güvenlik Bakanlığı görevine başladığı 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana İsrail cezaevlerinde 89 Filistinli hayatını kaybetti. Gardiyanlar için cezai dokunulmazlık getiren ve temyiz yollarını kapatan bu yasa, zaten sorunlu olan hesap verebilirlik tablosuna yeni güvensizlik katmanları ekliyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Uluslararası Tepkiler</strong></h5>



<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Avrupa Birliği yetkilileri, tasarıya önceden itirazlarını dile getirmişti. Ne var ki bu sesler Ben-Gvir tarafından reddedilmekle kalmadı, aşırı sağcı söylem içinde birer provokasyon unsuru olarak araçsallaştırıldı. Bu tutum, Netanyahu hükümetinin Batılı insan hakları kurumlarına karşı sergilediği giderek belirginleşen reddedici tavrın yeni bir halkası.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Siyasi Yansımalar</strong></h5>



<p>Yasanın onaylanması, Netanyahu koalisyonunun iç dinamiklerini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor: Aşırı sağcı ortakları memnun etmek için hukuki normlar feda ediliyor. 62&#8217;ye karşı 48&#8217;lik bu tablo, yalnızca koalisyonun değil, meclisteki geniş bir çoğunluğun iradesini yansıtıyor.</p>



<p>Bölgesel sonuçlar da az değil. Yasa, İsrail&#8217;in uluslararası meşruiyet kaybını derinleştiriyor; Abraham Anlaşmaları çerçevesinde normalleşme sağlayan ülkeleri bile zor bir konuma sokuyor. Müzakere cephesinde ise Hamas&#8217;ın esir takası görüşmelerini sürdürmesi siyasi açıdan giderek güçleşiyor. Öte yandan iki devletli çözümü savunmak da her geçen gün daha inandırıcısız bir hal alıyor. Filistin Yönetimi ise bu düzenlemeyi müzakere masasından çekilmek için uluslararası kamuoyuna kabul ettirilebilecek somut bir gerekçe olarak elinde tutuyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h5>



<p>İsrail&#8217;in idam cezası yasası; hukuki gerilemeyi, derin insan hakları kaygılarını ve bölgesel istikrarsızlaşma riskini tek bir metinde somutlaştırıyor. Uluslararası insancıl hukukla çelişkisi tartışma götürmez; usul güvencelerini törpüleyen düzenlemeler ise sistematik istismarın zeminini döşüyor.</p>



<p>Asıl soru şu: Uluslararası toplum bu yasaya nasıl yanıt verecek? Bu yanıt, uluslararası hukukun gerçekten evrensel bağlayıcılığa sahip olup olmadığını ya da bu ilkelerin stratejik çıkarlara göre seçici biçimde uygulanıp uygulanmadığını bir kez daha sınayacak. BM organlarının, AB&#8217;nin ve ilgili devletlerin önümüzdeki haftalardaki tutumu, bu soruya verilecek en somut cevap olacak.</p>



<p></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Maide Gümüş' src='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Maide Gümüş</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/">İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maide Gümüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:15:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2786</guid>

					<description><![CDATA[<p>7 Ekim 2023’te başlayan ve tarihin sayfalarına silinmez bir utanç lekesi olarak geçen Gazze soykırımı, İsrail’i sadece diplomatik bir yalnızlığa değil, aynı zamanda küresel bir meşruiyet uçurumuna sürükledi. Bugün Tel Aviv, Batı başkentlerinde bile yükselen &#8220;adalet&#8221; çığlıkları arasında boğulurken, Binyamin Netanyahu yönetiminin 22 Şubat 2026’da duyurduğu&#160;“Altıgen İttifak” (Hexagonal Alliance), aslında bir güvenlik doktrininden ziyade, can [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/">Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>7 Ekim 2023’te başlayan ve tarihin sayfalarına silinmez bir utanç lekesi olarak geçen Gazze soykırımı, İsrail’i sadece diplomatik bir yalnızlığa değil, aynı zamanda küresel bir meşruiyet uçurumuna sürükledi. Bugün Tel Aviv, Batı başkentlerinde bile yükselen &#8220;adalet&#8221; çığlıkları arasında boğulurken, Binyamin Netanyahu yönetiminin 22 Şubat 2026’da duyurduğu&nbsp;<strong>“Altıgen İttifak” (Hexagonal Alliance)</strong>, aslında bir güvenlik doktrininden ziyade, can çekişen bir siyasi kariyerin ve daralan bir zihniyetin &#8220;retorik can simidi&#8221; niteliğindedir. Bu strateji, sadece Türkiye’yi jeopolitik bir kuşatma altına alma planı değil; aynı zamanda Ankara’nın temsil ettiği &#8220;insan odaklı ve adil dünya&#8221; talebine karşı örülmüş sinsi, soğuk ve ruhsuz bir duvardır.</p>



<p>Netanyahu’nun bu vizyonu, Türkiye’nin merkezinde yer aldığı yükselen Sünni eksenini, Pakistan ve Katar ile kurulan savunma iş birliklerini &#8220;yeni bir İran&#8221; tehdidi olarak pazarlamaya çalışmaktadır. İsrail’in stratejik aklı, Haziran 2025’teki &#8220;12 Günlük Savaş&#8221; ve Suriye’deki rejim değişikliği sonrası Şii ekseninin zayıfladığını varsayarak, namluyu artık asıl &#8220;varoluşsal rakip&#8221; olarak gördüğü Türkiyr’ye çevirmiştir. Naftali Bennett gibi isimlerin&nbsp;<em>&#8220;Erdoğan sofistike ve tehlikeli bir liderdir; Türkiye artık yeni İran’dır&#8221;</em>&nbsp;şeklindeki çıkışları, aslında Türkiye’nin mazlum halklar nezdinde kurduğu o devasa gönül köprüsünden duyulan derin korkunun en somut dışavurumudur. İsrail; Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e, Afrika Boynuzu’ndan Orta Asya’nın enerji koridorlarına uzanan bu &#8220;altıgen&#8221; ağla, sadece Türkiye’nin fiziksel sınırlarını değil, savunduğu evrensel insani değerler manzumesini de hapsetmek istemektedir.</p>



<p>Ancak bu ittifakın kalbi, Narendra Modi’nin Şubat 2026’daki İsrail ziyaretinde görüldüğü üzere, gerçeklikten kopuk, kibirli ve insani değerlerden yoksundur. Netanyahu’nun Knesset’te yaptığı konuşmada, henüz ortada bir İsrail devleti dahi yokken, 1918’de Hint askerlerinin Osmanlı &#8220;işgaline&#8221; karşı İsrail’i &#8220;özgürleştirdiğini&#8221; iddia etmesi, sadece tarihsel bir absürtlük değil, kolektif hafızaya yapılmış bir suikasttır. O gün o topraklarda asırlarca adalet, barış ve hoşgörüyle hükmeden bir imparatorluğun mirasını &#8220;işgal&#8221; olarak nitelemek, aslında bugünkü soykırımcı pratikleri tarihsel bir kılıfla meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir. Kendi meclisinde bile muhalefetin protesto ederek boş bıraktığı koltukları, dış dünyaya &#8220;birlik&#8221; görüntüsü vermek adına apar topar eski milletvekilleriyle dolduran bir yönetimin, bölgesel bir barış ya da kalıcı bir ittifak inşa etmesi sosyolojik olarak mümkün değildir.</p>



<p>Mesele sadece EastMed projesiyle Türkiye’yi karasularına hapsetme ya da IMEC koridoruyla &#8220;Kalkınma Yolu&#8221;nu sabote etme girişimi değildir; mesele, bölgenin geleceğinin kimin değerleri üzerinden şekilleneceğidir. İsrail’in BAE ve Etiyopya üzerinden Afrika’da yürüttüğü, Sudan’da kirli ve asimetrik müdahaleleri besleyen faaliyetleri, Türkiye’nin Somali’den Nil havzasına kadar uzanan barışçıl, insani ve kalkınma odaklı &#8220;Türksom&#8221; varlığına doğrudan bir saldırıdır. Netanyahu’nun ittifak ortakları bölgeye silah, istihbarat ağları ve sömürü düzeni üzerinden bir &#8220;güvenlik hapishanesi&#8221; vadederken; Türkiye, Somali’de deniz güvenliğini sağlayan, Etiyopya ile Mısır arasında arabuluculuk yapan ve her şeye rağmen egemenlik haklarına saygılı, kapsayıcı bir model sunmaktadır. Onların &#8220;Altıgeni&#8221; dışlayıcı bir kutuplaşmayı temsil ederken, Türkiye’nin &#8220;Gönül Coğrafyası&#8221; birleştirici bir vicdan hattını temsil etmektedir. Bugün gelinen noktada, İsrail’in bu kuşatma planı, aslında Türkiye liderliğindeki bölgesel direnç karşısında duyulan büyük bir paniğin eseridir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Maide Gümüş' src='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Maide Gümüş</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/">Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Dünyasında Sessiz Diplomasi: Türkiye Neyi Farklı Yapıyor?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasinda-sessiz-diplomasi-turkiye-neyi-farkli-yapiyor/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasinda-sessiz-diplomasi-turkiye-neyi-farkli-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maide Gümüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 20:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ANALİZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2659</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası siyasette diplomasi çoğu zaman yüksek sesle konuşmakla, sert çıkışlarla ve kamuoyuna dönük güçlü mesajlarla özdeşleştiriliyor. Son yıllarda bu anlayışın sınırlarını fazlasıyla gördük. Donald Trump’ın Orta Doğu’ya dair yüksek perdeden ama sahada karşılığı tartışmalı hamleleri ya da Avrupa Birliği’nin Gazze gibi krizlerde mesafeli ve edilgen görünen tutumu, “gürültünün” her zaman etki üretmediğini gösterdi. Türkiye’nin İslam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasinda-sessiz-diplomasi-turkiye-neyi-farkli-yapiyor/">İslam Dünyasında Sessiz Diplomasi: Türkiye Neyi Farklı Yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uluslararası siyasette diplomasi çoğu zaman yüksek sesle konuşmakla, sert çıkışlarla ve kamuoyuna dönük güçlü mesajlarla özdeşleştiriliyor. Son yıllarda bu anlayışın sınırlarını fazlasıyla gördük. Donald Trump’ın Orta Doğu’ya dair yüksek perdeden ama sahada karşılığı tartışmalı hamleleri ya da Avrupa Birliği’nin Gazze gibi krizlerde mesafeli ve edilgen görünen tutumu, “gürültünün” her zaman etki üretmediğini gösterdi.</p>



<p>Türkiye’nin İslam dünyasında izlediği çizgi ise daha farklı bir yere oturuyor. Daha az görünür ama daha temas odaklı; daha az slogan, daha çok sahada varlık. Belki manşetlere taşınmıyor ama kriz anlarında devreye giren ilişki ağlarını önceden inşa etmeyi esas alıyor. “Sessiz diplomasi” denilen şey tam da bu.</p>



<p>Bu sessizlik pasiflik değil. Aksine, kriz anlarına sıkışmayan, temasın sürekliliğini esas alan ve iletişim kanallarını her şartta açık tutmaya çalışan bir dış politika pratiği. İslam dünyasında diplomatik refleksler çoğu zaman tepkisel bir karakter taşıyor; kriz patladığında sert açıklamalar geliyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra gündem değişiyor. Türkiye’nin yaklaşımı ise kriz öncesi, kriz anı ve kriz sonrasını birlikte düşünen bir süreklilik üzerine kurulu.</p>



<p>Bu süreklilik yalnızca liderler düzeyindeki görüşmelerle sınırlı değil. Sahadaki bürokratik mekanizmalar, teknik iş birlikleri ve insani yardım ağları üzerinden kurulan bağlar, diplomasiyi görünmeyen ama kalıcı bir zemine oturtuyor. Böylece Türkiye yalnızca kriz anında söz alan bir aktör değil; her zaman ulaşılabilen, temas kurulabilen bir muhatap konumunda kalıyor. Asıl fark da burada ortaya çıkıyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Somali Örneği: İnsani Varlığın Diplomatik Etkisi</strong></h5>



<p>Somali sahası bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri. Yıllara yayılan insani, kurumsal ve toplumsal varlık Türkiye’yi sadece yardım yapan bir ülke olmaktan çıkardı. Bugün sahada dengeleri etkileyen, stratejik hesapları değiştiren bir aktör konumunda. Somaliland meselesi etrafında dönen tartışmalara bakıldığında, bazı aktörlerin pozisyon arayışlarının arkasında Türkiye’nin bu derinleşmiş varlığını görmek mümkün. İnsani yardım burada yalnızca vicdani bir sorumluluk değil; uzun vadede diplomatik ağırlık üreten bir araç haline geliyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Suriye Dosyası ve “Geri Dönüş” Meselesi</strong></h5>



<p>Benzer bir tabloyu Suriye dosyasında da okumak mümkün. Rejimin dönüşümü ve bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bir süreçte Türkiye’nin sahadaki varlığı yalnızca askeri ya da güvenlik boyutuyla açıklanamaz. Yerel aktörlerle kurulan temas, tamamen kopmayan iletişim kanalları ve uzun süreli mevcudiyet, özellikle mültecilerin geri dönüşü gibi çok katmanlı meselelerin yönetilebilir kalmasını sağlıyor. Bu tür dosyalarda ani ve yüksek sesli çözümler değil; sabırlı, temkinli ve çok boyutlu bir yaklaşım belirleyici oluyor.</p>



<p>Bugünün dünyasında “gürültülü diplomasi” hızlı manşetler üretebiliyor. Ancak kalıcı etki üretmek, çoğu zaman daha düşük tonda ama daha istikrarlı bir çaba gerektiriyor. Türkiye’nin İslam dünyasında izlediği çizgi, ideolojik sertlikten ziyade sahaya dokunan bir esneklik taşıyor. Bu da onu birçok dosyada danışılan, kapısı çalınan bir aktör haline getiriyor.</p>



<p>Liderlik her zaman en yüksek sesle konuşmak değildir. Bazen liderlik, herkesin bağırdığı bir ortamda dinleyebilmek ve temas kurabilmektir. Türkiye’nin sessiz diplomasisi de tam olarak bu noktada anlam kazanıyor: konuşmaktan çok ilişki kuran, tepki vermekten çok süreci yöneten bir yaklaşım.</p>



<p>Belki manşetlerde görünmüyor. Ama krizlerin arka planında dengeyi ayakta tutan şey çoğu zaman bu görünmeyen temas ağları oluyor. Türkiye’nin İslam dünyasında farklı algılanmasının nedeni de burada yatıyor.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Maide Gümüş' src='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Maide Gümüş</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasinda-sessiz-diplomasi-turkiye-neyi-farkli-yapiyor/">İslam Dünyasında Sessiz Diplomasi: Türkiye Neyi Farklı Yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasinda-sessiz-diplomasi-turkiye-neyi-farkli-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
