<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Hasan Fidan, Dünya ve İslam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dunyaveislam.com</link>
	<description>Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:24:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/03/favicon.png</url>
	<title>Dr. Hasan Fidan, Dünya ve İslam sitesinin yazarı</title>
	<link>https://dunyaveislam.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 14:24:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazıya bu soruya açık ve net bir cevap vererek başlayabiliriz: Çoğu kişinin tahmin edeceği şekilde İsrail nedeniyle! Peki niçin İsrail, Ortadoğu’da savaşların sürmesinin ana nedeni olmaya devam edecek? Bu sorunun cevabı da açık ve nettir: İsrail, toprak işgalleriyle büyümeye çalışan bir devlettir; toprak işgali, savaşlar ve çatışmalar demektir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu politikası nedeniyle Ortadoğu’da savaşlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/">Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yazıya bu soruya açık ve net bir cevap vererek başlayabiliriz: Çoğu kişinin tahmin edeceği şekilde İsrail nedeniyle! Peki niçin İsrail, Ortadoğu’da savaşların sürmesinin ana nedeni olmaya devam edecek? Bu sorunun cevabı da açık ve nettir: İsrail, toprak işgalleriyle büyümeye çalışan bir devlettir; toprak işgali, savaşlar ve çatışmalar demektir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu politikası nedeniyle Ortadoğu’da savaşlar sürecektir. İsrail kuruluşundan itibaren topraklarını genişletmeyi temel amaç olarak benimsemiştir. Bir devletin sınırlarını genişletmeye çalışması, doğrudan savaşların başlamasına neden olur. Örneğin dört yıldır sürmekte olan Rusya-Ukrayna Savaşı, Rusya’nın topraklarını genişletme arzusundan kaynaklanmıştır ve yüzbinlerce Ukraynalı ya da Rus bu uğurda ölmüştür.</p>



<p>İsrail, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yüz milyonlarca Arap’ın yaşadığı bir coğrafyaya Yahudi nüfusu taşıyarak, savaşlar ve sınır işgalleriyle devlet kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle İsrail Devleti’nin kurucusu Ben Gurion, İsrail için “askeri karargâh” ifadesini kullanmıştır. İsrail’de kadınlar da dahil olmak üzere bütün toplum askeri yapının bir parçasıdır. İsrail Devleti ve toplumu, İsrail’in varlığını koruması ve sınırlarını genişletmesi savaş ve silah kullanmak dışında bir stratejiye sahip değildir. İsrail halkının günümüzdeki yüzde onu hariç, geri kalanı savaş ve işgal siyasetini desteklemektedir.</p>



<p>İsrail, Filistin toprakları üzerinde yaşayan Filistinlileri göç ya da öldürülerek, soykırım yoluyla Filistin’den atmayı birinci hedef olarak benimsemektedir. Ancak İsrail Devleti için tek hedef Filistinliler değildir aynı zamanda sınırları etrafında olan Arap devletlerinden toprak alarak sınırlarını genişlemeyi amaçlamaktadır. Bu iki durumu anlamak için İsrail Devleti’nin işgal politikasına ve yöneticilerinin söylemlerine dikkat etmek yeterlidir.</p>



<p>İsrail, 1948’de kurulduğu sırada Birleşmiş Milletler’de alınan iki devletli çözümünü kabul etmiştir. İsrail’in bu kararı kabul etmesinin nedeni, meşruiyetini kazanmak ve sonrasında sınırlarını genişletmektir; ki böyle olmuştur. 1967 Altı Gün Savaşı’yla İsrail, Mısır, Suriye, Ürdün’den toprak alarak sınırlarını genişletmiştir. İsrail’de 1970’lerin sonuna kadar iktidarda olan yöneticileri, sol Siyonizmden gelen ve uluslararası meşruiyet arayan kişiler olarak kabul edilmişlerdir. Fakta bu algı yanıltıcıdır. Sol ya da sağ, bütün Siyonistler toprak işgaline dayalı bir anlayışa sahiptir. Sol Siyonizmin iktidarda olduğu yıllarda İsrail hapishaneleri, Filistinlilere yönelik sistematik işkencenin yapıldığı yerler olmuştur.</p>



<p>Siyonistlerin ortak ideali olan, “Büyük İsrail” hedefi, Nazi Almayası’nın Lebensraum (Yaşam Alanı) doktrini ile önemli ölçüde benzeşmektedir. “Büyük İsrail” hedefi İsrail’in kurulmasından itibaren benimsenen bir hedeftir. Ben Gurion 1948’deki açıklaması nihai hedefe ilişkin fikir vermektedir: “Siyonist talepler, Güney Lübnan, Güney Suriye, bugünkü Ürdün, Şeria’nın Batısı ve Sina’yı içermektedir”. Ünlü İsrailli General ve devlet adamı Moşe Dayan, Ben Gurion’un izinden giderek, İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde 1968 yılında İsrailli askerler şu şekilde hitap etmiştir: “Babalarımız bölünme planında belirtilen sınırlara ulaşmışlardı. Altı Gün Savaşı kuşağı Süveyş, Ürdün ve Golan Tepelerine ulaşmayı başardı. Burada bitmiyor. Şu andaki ateşkes hattından sonra yenileri olacak. Bunlar Ürdün’ün ötesine, Lübnan’a, hatta Orta Suriye’ye kadar uzanacak”. Makul ve ılımlı olarak sunulan İsrail yöneticileri bu sözleri sarf etmişler ve toprak işgalleriyle sınırlarını genişletmişlerdir.</p>



<p>Günümüzde ise bu tablo daha radikal bir hal almıştır. İsrail ana muhalefetinin önde gelen üyelerinden, iki devletli çözüm yanlısı ve ılımlı olarak kamuoyuna sunulan Yair Lapid’in değerlendirmeleri, İsrail’deki günümüz radikalizmini açıklamaktadır: “Bu pratik değerlendirmelerin ötesinde, İsrail toprakları üzerindeki tapumuzun Tavrat olduğuna ve sınırların o sınırlara dönmesi gerektiğine inanıyorum. Yani prensipte Büyük İsrail daha geniş mi? Prensipte, İsrail’in güvenlik sınırları ve İsrail devletinin politikası çerçevesinde mümkün olduğu kadar büyük ve geniş bir İsrail’dir”.</p>



<p>Günümüz İsrail hükümeti ise İsrail tarihinin en radikal sağcı ve ırkçı hükümeti olarak kabul edilmektedir. İsrail Başbakan Netanyahu ve iktidar ortakları Ben Gvir ve Smotrich “Büyük İsrail” vizyonuna bağlı olduklarını dile getirmişlerdir. Netanyahu ve diğer radikal siyasetçiler, Nisan 2026 tarihinde İsrail’in Güney Lübnan’ı, Suriye’nin güneyini, Gazze’yi ve Batı Şeria’yı ilhak edeceğini açıklamışlardır. İsrail’in İran ile olan savaş esnasında Güney Lübnan’a yönelik kara harekâtı ve sivil Lübnanlılara yönelik saldırıları, Güney Lübnan’ı ilhak etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu bölgede Hizbullah silahlarını teslim etse dahi İsrail işgali sürecektir çünkü İsrail devletinin kurucu düşüncesi sınırlarını işgaller yoluyla genişletmeye dayalıdır.</p>



<p>İsrail, bölgede yer alan Arap devletlerini iç savaşlar ve iç karışıklıklar yoluyla zayıflatarak parçalamayı amaçlamaktadır. İsrail’in en önemli stratejilerinde biri, bölgede iç çatışma ve kaosun sürmesidir. Bölgede meydana gelen her iç çatışma, İsrailli yöneticiler tarafından İsrail’in çıkarlarına katkı olarak yorumlanmaktadır. Bu bakış açısını sistematik bir şekilde yazıya döken metinlerden biri Yinon Planı’dır. Bu plana göre, Arap devletleri içindeki çatışmalar desteklenerek, Arap Devletlerinin parçalanması amaçlanmaktadır. Planı kaleme alan İsrailli yetkili Oded Yinon, her Arap çatışmasının İsrail’in çıkarına katkı sağlayacağını ileri sürmüştür. İngiliz yazar Ben Judah da Oded Yinon ile aynı düşüncededir: “İsrail, sınırlarındaki kaosu memnuniyetle karşılıyor”.</p>



<p>Özetle, İsrail devletinin doğası sınırları genişletmeye, işgale ve savaşa dayalıdır. İsrail toplumunun yüzde onu hariç, geri kalanı militarize olmuştur, savaş ve işgal politikasını sürdürmekten yanadır. İsrail’in askeri üstünlüğüne ve ABD desteğine dayanarak sınırlarını Lübnan, Suriye ve Mısır’a doğru genişletmeye çalışacağı aşikardır. İsrail’in topraklarını genişletme stratejisi nedeniyle, bundan sonraki yıllarda Ortadoğu’da İsrail kaynaklı savaşlar sürecektir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/">Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zohran Mamdani Yalnızca New York’a Mı Lazım?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/zohran-mamdani-yalnizca-new-yorka-mi-lazim/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/zohran-mamdani-yalnizca-new-yorka-mi-lazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 17:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kasım 2025 tarihinde sürpriz bir şekilde New York Belediye Başkanı seçilen Zohran Mamdani, seçimleri kazandıktan sonra yaptığı konuşmada: “Ben gencim… Müslümanım… Demokratik bir sosyalistim… Ve en ‘suçlayıcı’ olanı da şu ki, bunların hiçbirinden dolayı özür dilemeyeceğim”1 ifadelerini kullanması dünyada büyük bir yankı uyandırdı. ABD gibi ırkçı ve beyaz üstünlüğüne dayalı bir ülkede seçilmesi sürpriz sayılabilir. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/zohran-mamdani-yalnizca-new-yorka-mi-lazim/">Zohran Mamdani Yalnızca New York’a Mı Lazım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kasım 2025 tarihinde sürpriz bir şekilde New York Belediye Başkanı seçilen Zohran Mamdani, seçimleri kazandıktan sonra yaptığı konuşmada: “<em>Ben gencim… Müslümanım… Demokratik bir sosyalistim… Ve en ‘suçlayıcı’ olanı da şu ki, bunların hiçbirinden dolayı özür dilemeyeceğim</em><em>”<a href="#sdfootnote1sym" id="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a> </em>ifadelerini kullanması dünyada büyük bir yankı uyandırdı.</p>



<p>ABD gibi ırkçı ve beyaz üstünlüğüne dayalı bir ülkede seçilmesi sürpriz sayılabilir. Ancak New York halkının kozmopolit kimliği düşünüldüğünde sürpriz olmayan bir şekilde başkan seçilen bu genç adam, seçim gecesinde ve seçim kampanyasındaki sözleriyle günümüz dünyası için dikkat çekici bir söyleme sahip.</p>



<p>Öncelikle Mamdani’nin seçimleri kazanmasını sağlayan vaatlerini gözden geçirmekte fayda var: <em>i)</em> Kira kontrolü yapılması ve kira fiyatlarının zayıf konumda olanlar lehine düzenlenmesi,<a href="#sdfootnote2sym" id="sdfootnote2anc"><sup>2</sup></a> <em>ii)</em> ücretsiz ulaşım/otobüs hizmeti,<a href="#sdfootnote3sym" id="sdfootnote3anc"><sup>3</sup></a> <em>iii)</em> Her aile için erişilebilir, ücretsiz erken çocuk bakımı programları, <em>iv)</em> Gıda fiyatlarının düşürülmesi için belediye tarafından ucuz, erişilebilir marketler açmak,<a href="#sdfootnote4sym" id="sdfootnote4anc"><sup>4</sup></a> <em>v)</em> Şiddetin önüne geçmek ve toplumsal güveni sağlamak için geleneksel polis teşkilatına alternatif güvenlik birimleri oluşturmak.</p>



<p>Mamdani, genel çerçevesi bu şekilde özetlenebilecek olan seçim programı için gerekli olan bütçeyi yüksek gelirli bireyler ve büyük şirketlerden alınacak olan vergilerle sağlayacağını açıklamıştır. Kira, ulaşım, çocuk bakımı, gıda ve güvenlik gibi temel sorunlara, düşük gelir grupları için çözüm bulma vaadi seçmenleri ikna etmekte başarılı olmuştur.</p>



<p>ABD, kişi başına düşen gelir açısından Türkiye’den 7, Irak’tan 15, Mısır’dan 27 kat yüksek gelir seviyesine sahiptir.<a href="#sdfootnote5sym" id="sdfootnote5anc"><sup>5</sup></a> Mamdani’nin seçimleri kazanmasında belirleyici olan temel ihtiyaçları gidermeye dönük vaatleri, ABD gibi dünyanın en zengin ülkesinde karşılık bulması şaşırtıcıdır. Bu bağlamda ABD’de alt ve orta gelir gruplarının ekonomik sorunlarını çözme odaklı seçim programının başarılı olması, dünya halklarının genelinin yaşadığı sorunların büyüklüğünü göstermektedir.</p>



<p>Neoliberal iktisat politikaları, 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de, daha öncesinde Mısır’da (İnfitah Programı, 1974)<a href="#sdfootnote6sym" id="sdfootnote6anc"><sup>6</sup></a>, 1980’lerde Lübnan’da uygulanmış ve bütün dünya genelinde geçerli iktisat politikası haline gelmiştir. Bu politikalar, kişi başına gelir dağılımında büyük uçurumların meydana gelmesine neden olmuştur.</p>



<p>İktisat temelli hayati sorunların giderek artması, İslam dünyasında ve birçok ülkede kitlesel eylemlerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. 2011 yılında Tunus’ta başlayan ve bütün Orta Doğu ülkelerine yayılan Arap Baharı’nın arkasında yatan en önemli neden bu politikaların sonucu olan işsizlik, düşük ücretler, güvenlik sorunları ve servetin küçük bir azınlık grubun elinde toplanmasıdır.</p>



<p>Arap Baharı ile başlayan isyan dalgası, Tunus’ta işportacılık yaparak geçinmeye çalışan Muhammed Buazizi adında bir üniversite mezunun kendisini yakmasıyla başlamıştır. Muhammed Buazizi’nin eylemi, bahsi geçen problemleri anlamamıza imkân sağlamaktadır. Adaletsizliğin, yolsuzluğun, liyakatsizliği, baskının, fakirliğin yarattığı toplam sonuç, Arap halklarının ayaklanması ile sonuçlanmıştır.</p>



<p>Yaşanan bu isyan dalgası, ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, İsrail gibi emperyalist ülkelerin çıkarlarını tehdit etmiştir. Bu ülkeler, yozlaşmış ve halklarının isyanıyla karşı karşıya kalan Arap rejimlerini destekleyerek, ayakta tutmaya çalışmıştır. Yalnızca Türkiye ve Katar, bu isyan dalgası sürecinde Arap halklarına destek vermiştir.<a href="#sdfootnote7sym" id="sdfootnote7anc"><sup>7</sup></a></p>



<p>Örneğin, Mısır gibi büyük gelir dağılımı adaletsizliklerinin yaşandığı, bakanlar kurulunda milyar dolarlık servet sahibi kişilerin olduğu ve ordunun ticari bir holding gibi hareket ettiği bir ülkede başlayan isyan dalgası karşısında, ekonomik ve siyasi sorunlar çözülmek yerine halk silahlı güç kullanılarak toplu katliamlarla bastırılmıştır.<a href="#sdfootnote8sym" id="sdfootnote8anc"><sup>8</sup></a></p>



<p>Özetle ABD gibi refah düzeyi yüksek bir ülkede bile sosyalist söylemlere sahip bir liderin toplumsal destek sağlaması, insanlığın ortak sorunlara sahip olduğunu bir kez daha göstermektedir. Demokratik bir siyasal sistemde, bu söylemleri destekleyenlerin sayısının zamanla artması beklenebilir.</p>



<p>Çünkü servetin küçük bir azınlığın elinde toplanmaya devam etmesi, geçici işler, düşük maaşlar, uzun çalışma saatleri, iş güvencesinin olmaması, kreş ve kira sorunları siyasi parti ve hareketlerin programlarında yer alması gereken hayati meseleler haline gelmiştir. Şayet siyasi parti ve hareketler, iktisat temelli bu sorunlara cevap üretemez ve ilgi göstermezlerse halklar bu siyasi parti ve hareketleri muhtemelen zamanla tasfiye edecektir.</p>



<p><strong>Kaynak:</strong></p>



<p><a id="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a> Mamdani, Z. (2025, 4 Kasım). <em>Victory speech after New York City mayoral election</em>. Brooklyn Paramount Theater, New York, NY, USA. Erişim: <a href="https://www.rev.com/transcripts/mamdani-victory-speech?utm_source=chatgpt.com"><u>https://www.rev.com/transcripts/mamdani-victory-speech</u></a> (04.11.2025)</p>



<p><a href="#sdfootnote2anc" id="sdfootnote2sym">2</a> Zohran for NYC. “Platform.” Accessed November 14, 2025. “Platform.” www.zohranfornyc.com/platform</p>



<p><a href="#sdfootnote3anc" id="sdfootnote3sym">3</a> Reuters. “Mamdani wins over New York with bold vision that galvanised young voters.” Reuters, November 6, 2025.</p>



<p><a href="#sdfootnote4anc" id="sdfootnote4sym">4</a> The Guardian. “Zohran Mamdani faces a daunting task: making New York affordable.” The Guardian, November 4–5, 2025. <a href="https://www.theguardian.com/us-news/2025/nov/04/zohran-mamdani-campaign-promises-analysis?utm_source=chatgpt.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><u>Guardian</u><u>+1</u></a><br><em>Gabbatt, Adam. “Zohran Mamdani faces a daunting task: making New York affordable.” The Guardian, November 4–5, 2025.</em></p>



<p><a href="#sdfootnote5anc" id="sdfootnote5sym">5</a> ABD kişi başına gelir açısından, Türkiye’den 7, Mısır’dan 27, Irak’tan 15 kat yüksek gelir seviyesine sahiptir. International Monetary Fund. “United States — GDP per capita, current prices (U.S. dollars)”. DataMapper. Accessed November 14, 2025. https://www.imf.org/external/datamapper/profile/USA</p>



<p><a href="#sdfootnote6anc" id="sdfootnote6sym">6</a> Fidan, H. (2025), Amerika Küresel Hegemon Güç Haline Nasıl Geldi? ABD-Mısır İlişkileri Örneği, Kritik Yayınları: İstanbul, 2025, s. 89.</p>



<p><a href="#sdfootnote7anc" id="sdfootnote7sym">7</a> Aktürk, Ş. (2024). Dönüm noktası: Arap Baharı, Türkiye ve Suriye devriminin zaferi. FokusPlus. https://www.fokusplus.com/yazarlar/sener-akturk/donum-noktasi-arap-bahari-turkiye-ve-suriye-devriminin-zaferi, (17.12.2024).</p>



<p><a id="sdfootnote8sym" href="#sdfootnote8anc">8</a> Adil İskenderi, Değişim Halindeki Mısır: Bitmemiş Bir Devrime Dair Denemeler, Oktay Etiman (çev.), İntifada Yayınları, İstanbul, 2016, s.99.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/zohran-mamdani-yalnizca-new-yorka-mi-lazim/">Zohran Mamdani Yalnızca New York’a Mı Lazım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/zohran-mamdani-yalnizca-new-yorka-mi-lazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Dünyası İçin Çıkış Yolu Nedir?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasi-icin-cikis-yolu-nedir/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasi-icin-cikis-yolu-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 16:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ANALİZ]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[gazze soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[safevi]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecil]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yinon planı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=1982</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazze’de yaşanan soykırımın gündelik konjonktür dışında değerlendirilmesi elzemdir. Gazze’de İsrail tarafından gerçekleştirilen sistematik soykırım, uzun tarihsel süreçlerin, medeniyetler arası güç dengelerinin ve askeri-teknolojik üstünlük mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. İslam dünyasının yaşanmakta olan soykırım karşısındaki etkisizliği, tarihsel boyut ve güncel çözüm yolları bağlamında analiz edilmelidir. Medeniyetler Çatışması Bağlamında Gazze Soykırımı Gazze Soykırımı, İslam Medeniyetinin son [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasi-icin-cikis-yolu-nedir/">İslam Dünyası İçin Çıkış Yolu Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Gazze’de yaşanan soykırımın gündelik konjonktür dışında değerlendirilmesi elzemdir. Gazze’de İsrail tarafından gerçekleştirilen sistematik soykırım, uzun tarihsel süreçlerin, medeniyetler arası güç dengelerinin ve askeri-teknolojik üstünlük mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. İslam dünyasının yaşanmakta olan soykırım karşısındaki etkisizliği, tarihsel boyut ve güncel çözüm yolları bağlamında analiz edilmelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Medeniyetler Çatışması Bağlamında Gazze Soykırımı</strong></h2>



<p>Gazze Soykırımı, İslam Medeniyetinin son iki yüzyıllık tarihsel sürecinin bir sonucudur. Bu bağlamda çöküş sürecinin önemli bir aşaması olarak Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ile İslam dünyasının siyasi ve askeri örgütlenmesini yitirmesi alınabilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri örgütlenmesinin sağladığı direnç, imparatorluğun son bulması ile ortadan kalkmış ve ortaya siyasi açıdan parçalanmış bir coğrafya çıkmıştır. Batılı güçlerin ve Siyonistlerin ‘Böl, parçala, yönet’ politikaları, günümüzde hızlanarak devam etmektedir: Suriye’nin parçalanmaya çalışılması, Libya, Irak ve Yemen’in fiilen parçalanması ve Türkiye ile İran’ı bölmeye dönük faaliyet ve planlar, emperyalist ve Siyonist projelerin (Yinon Planı)<sup data-fn="be5d52bc-d6d5-44bf-8dda-8e87f9feba8d" class="fn"><a id="be5d52bc-d6d5-44bf-8dda-8e87f9feba8d-link" href="#be5d52bc-d6d5-44bf-8dda-8e87f9feba8d">1</a></sup> devam ettiğini göstermektedir.</p>



<p>Batı Medeniyeti, Rönesans, Reform, Fransız İhtilali, Sanayi İnkılabı gibi dinamik, yıkıcı ama yaratıcı süreçlerden geçerek bilim ve teknoloji alanında önemli devrimler gerçekleştirmiştir. Batı medeniyeti, bilimsel devrimler yoluyla elde ettiği bilgiyi askeri teknolojiye tahvil etmiştir, böylece hemen hemen bütün dünyayı egemenliği altına almıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bir İktidar Kurma Aracı Olarak Bilim!</strong></h2>



<p>Bilim ve teknolojiye yapılan yatırım, bir iktidar kurma aracıdır. Batılı emperyalist güçler, bilim ve teknolojiye olan yatırımları insanlığın selameti için değil, insanlığa hükmetmek için yapmıştır.<sup data-fn="895cefd2-6a28-4582-b9cf-c8da4584e6de" class="fn"><a id="895cefd2-6a28-4582-b9cf-c8da4584e6de-link" href="#895cefd2-6a28-4582-b9cf-c8da4584e6de">2</a></sup> Huntington, Medeniyetler çatışmasını konu aldığı kitabında bu gerçeği açıkça ifade etmiştir: “Batı, dünyayı fikirlerinin, değerlerinin ya da dininin üstünlüğü sayesinde değil;</p>



<p>örgütlü şiddeti uygulamadaki üstünlüğü sayesinde kazandı. Batılılar bu gerçeği çoğu zaman unutur; Batılı olmayanlar ise asla unutmaz.”</p>



<p>Batı medeniyeti ile onun Ortadoğu’daki uzantısı olan, Avrupalı Yahudiler tarafından kurulan İsrail, bilim ve teknolojiye yaptığı yatırımları askeri teknolojiye yansıtmış, Batılı zihniyete benzer şekilde hareket etmiştir. İsrail, kurucu ideoloğu Herzl’in tasavvur ettiğine yakın şekilde, Avrupalı bir devlet mantığıyla kurulmuştur. Bu nedenle, İsrail’in yerleşimci sömürgeci işgal planı ile bilim ve teknolojiye dayalı şiddet aygıtları, Avrupa ve ABD tarihini güncel ve mikro bir örneğini teşkil etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><br><strong>Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Güçlü Cephe: Asya</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="670" height="395" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Emperyalizm-ile-baslayan-paragrafin-onune.jpg" alt="" class="wp-image-1984" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Emperyalizm-ile-baslayan-paragrafin-onune.jpg 670w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Emperyalizm-ile-baslayan-paragrafin-onune-300x177.jpg 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Emperyalizm-ile-baslayan-paragrafin-onune-150x88.jpg 150w" sizes="(max-width: 670px) 100vw, 670px" /></figure>



<p>Batı emperyalizmi ve Siyonizmin saldırısına geçmişte ve günümüzde maruz kalan İslam, Afrika ve Güney Amerika medeniyetleri, askeri ve teknolojik alanda devrimsel sıçramalar gerçekleştirmediği sürece Batılı ve Siyonist barbarlığa maruz kalmaktan kurtulamayacaklardır. Asya kıtası ise Batı medeniyeti karşısında istisnai bir pozisyondadır. Uzun yıllar Batılı emperyalist güçlerin sömürgesi olan Asya ülkeleri, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim ve teknolojiye yaptıkları yatırımlar ve güçlü kurumlar sayesinde savunma güvencesi elde etmişlerdir. İslam dünyasının Asya’daki önemli devletlerinden biri olan Pakistan, Asyalı ülkelerin istisnailiğini paylaşan tek Müslüman ülkedir. Pakistan gelişmiş askeri teknolojik aygıtlara ulaşma imkanı ve nükleer güce sahip olması sebebiyle herhangi bir emperyalist gücün dışardan saldırısına karşı son derece güçlüdür. Asya kıtasının Batı medeniyeti karşısındaki başarısı ve Pakistan’ın dokunulamaz, saldırılamaz tek İslam ülkesi olması, Asya’yı özelde ise Pakistan’ı İslam dünyası için bir örnek haline getirmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Pakistan İslam Dünyası İçin Niçin Bir Örnektir?</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="575" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-1024x575.jpg" alt="" class="wp-image-1985" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-1024x575.jpg 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-300x169.jpg 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-768x431.jpg 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-150x84.jpg 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-696x391.jpg 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1-1068x600.jpg 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/09/Pakistan-ile-baslayan-paragrafin-onune-1.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>ABD öncülüğündeki Batı medeniyeti ile rakibi Çin, Rusya, Kuzey Kore gibi ülkeler, askeri teknolojiye büyük yatırım yapmaya devam etmektedirler. Örneğin ABD, 2003 Irak İşgalini gerçekleştirirken, 1991’deki Irak İşgaline kıyasla yüzde elli daha gelişmiş silahlar kullanmıştır. Dolayısıyla çöken, gerileyen Batı medeniyeti tartışmalarını bir kenara bırakarak, Batılı devletlerin askeri teknolojiye olan yatırımlarını sürdürdüğünü unutmamak gerekir.</p>



<p>Bu bağlamda, Pakistan, dünya genelindeki barış söylemlerine aldanmayarak, sürekli olarak askeri teknolojisini geliştirmeyi bir devlet politikası olarak sürdürmüş ve meyvesini almıştır. Pakistan lideri Zülfikar Ali Butto, 1965 gibi erken bir tarihte “gerekirse ot yiyeceğiz ama yine de nükleer güce sahip olacağız” diyerek, Pakistan devlet politikasının yönünü açıklamıştır. Şayet Pakistan erken dönemde bu stratejiyi benimsemeseydi ve Çin ile güçlü askeri teknolojik bağlar kurmasaydı, İslamofobik Modi iktidarı altındaki Hindistan’ın saldırıları Pakistan’da Gazze benzeri bir soykırıma yol açabilirdi. Pakistan, 2025 Mayıs ayı içinde Hindistan saldırısına maruz kalmış ve bu saldırıyı başarılı şekilde geri püskürtmüştür. Pakistan’ın Hindistan karşısındaki askeri başarısı ve İsrail’i BM’de aşağılama cesareti göstermesi yıllardır attığı doğru adımların bir sonucudur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>İki Büyük Potansiyel: Türkiye (Osmanlı) ve İran (Safevi)</strong></h2>



<p>Türkiye ve İran Ortadoğu coğrafyasında devlet olma vasfını sahip ve yapay olmayan nadir devletler arasındadır. Ortadoğu’da büyük güçlerden bağımsız politika izleme kapasitesi olan, siyasi otonomiye sahip siyasi güç bu iki devlettir. Fakat siyasi otonomi hususunda birbirlerinden farklı seviyeye sahiplerdir. Türkiye ve İran, Pakistan benzeri bir askeri seviyeye hızlıca ulaşma kapasitesine sahiptir.</p>



<p>Türkiye, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yerli askeri sanayini kurma konusunda çok önemli bir mesafe kat etmiştir. Türkiye askeri gücünün bağımsızlaşması sayesinde Somali, Libya, Suriye, Azerbaycan, Katar gibi bölge ülkeleri üzerinde geniş bir iş birliği ve nüfuz elde etmiştir. İçinde bulunduğumuz konjonktürü dikkate aldığımızda, Türkiye’nin askeri sanayideki başarı ivmesini daha kararlı, daha hızlı ve daha büyük yatırımlarla sürdürmesinin gerekmektedir. Çünkü Türkiye, İsrail saldırıları ve toprak genişlemesi ile Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası askeri güvenlik sorunları ile karşı karşıyadır. Türkiye askeri sanayi ve kabiliyetleri bakımından en önemli yatırımları hava gücüne yapmalıdır. Çünkü İsrail’i genişlemesini engellemenin yegane yolu, İsrail’in en güçlü olduğu askeri alan olan hava gücünde<sup data-fn="66f5f309-81f3-4ea2-80d5-6b2e55d00c23" class="fn"><a href="#66f5f309-81f3-4ea2-80d5-6b2e55d00c23" id="66f5f309-81f3-4ea2-80d5-6b2e55d00c23-link">3</a></sup> denge sağlamanın zaruretidir. Türkiye hava gücü kapasitesini arttırmak için stratejik sabırla hareket ederek, erken dönem bir hava çatışmasından kaçınmalıdır. Türkiye, NATO üyeliğinden kaynaklanan savunma imkanlarını, diplomasi vasıtasıyla başarılı şekilde kullanabilir. Gerçekçi olmak ve stratejik hareket etmek, Pakistan seviyene ulaşmayı sağlayabilir.</p>



<p>İran, İsrail ve ABD emperyalizmine karşı nükleer silah elde etmesi gerektiği bilincine erken dönemde ulaşmıştır. İran, nükleer silah elde etmek için gerekli bilim alt yapısına ulaşmıştır. Fakat strateji hataları sebebiyle Haziran 2025’te İsrail ve ABD saldırılarına maruz kalmış ve böylece bu emelini ertelemiştir. İran, İsrail ile doğrudan askeri çatışma ihtimalini ve İsrail hava gücünün asimetrik üstünlüğünü iyi hesaplayamamıştır. Bu hatanın neticesinde ağır</p>



<p>bir İsrail hava saldırısına uğramıştır. İran, Pakistan’ın Çin ile kurduğu askeri iş birliğine benzer bir ilişkiyi Çin ile kurabilseydi yüksek teknolojik hava savunma ve saldırı sistemlerini elde edebilirdir. Bu açıdan bakıldığında İran’ın strateji hatası bariz şekilde görülmektedir.</p>



<p>Bölge ülkeleri, Pakistan benzeri askeri ve teknolojik strateji izlemiş olsaydı İsrail’in genişlemesi ve yayılmacılığını engelleyebilirlerdi. Gazze’de yaşanan soykırım büyük ölçüde İsrail’in hava gücüne dayalı asimetrik üstünlüğüne bölge ülkelerinin cevap verebilecek kabiliyetlere sahip olmamasından kaynaklanmıştır. İsrail, insani maliyeti son derece düşük hava saldırıları vasıtasıyla bölgesel hegemonyasını büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.</p>



<p>Özetle Gazze’deki gibi bir soykırıma uğramamak, Suriye, Libya, Yemen, Irak gibi parçalanmamak için askeri açıdan güçlü olmak ve uzun vadeli askeri ve siyasi stratejiler izlemek gerekir. Bu kapasiteye ulaşmak için bilim alt yapısını geliştirecek, özerk ve özgün üniversiteler ve askeri endüstriyel yapılar inşa edilmelidir. Bu kurum ve süreçleri oluşturacak siyasi irade ise hepsinden önemlidir. Gazze’de yaşanan soykırımın İslam ülkeleri tarafından durdurulamaması; tarihsel zafiyetler, ihmaller ve strateji eksikliklerinin toplam sonucudur. Yüzyılların ihmali sebebiyle Filistinli kardeşlerimiz için yakın vadeli, gerçekçi bir çözüm mümkün görünmemektedir. Fakat çareye ulaşmak için yüzyıllara değil, 15-20 yıllık bir stratejiye, sabra ve siyasi iradeye ihtiyaç vardır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p>Kaynak:</p>



<ul class="wp-block-list"></ul>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="be5d52bc-d6d5-44bf-8dda-8e87f9feba8d">Ecaterina MAŢOI, Greater Israel: an Ongoing Expansion Plan for the Middle East and North Africa, <a href="https://mepei.com/greater-israel-an-ongoing-expansion-plan-for-the-middle-east-and-north-africa/">https://mepei.com/greater-israel-an-ongoing-expansion-plan-for-the-middle-east-and-north-africa/</a> <a href="#be5d52bc-d6d5-44bf-8dda-8e87f9feba8d-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1">↩︎</a></li><li id="895cefd2-6a28-4582-b9cf-c8da4584e6de">Bu konuyla ilgili İsmet Özel, Üç Mesele, Şule Yayınları, İstanbul, 2011; Teoman Duralı, Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti, Dergah Yayınları, 2019; Tom Bottomore, Frankfurt Okulu, (çev. Ahmet Çiğdem), Vadi Yayınları, Ankara, 2000. Bu kaynaklara konu bağlamında bakılabilir. <a href="#895cefd2-6a28-4582-b9cf-c8da4584e6de-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2">↩︎</a></li><li id="66f5f309-81f3-4ea2-80d5-6b2e55d00c23">David A. Deptula, Israel and the New Air Superiority, https://www.foreignaffairs.com/israel/israel-and-new-air-superiority <a href="#66f5f309-81f3-4ea2-80d5-6b2e55d00c23-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 3">↩︎</a></li></ol><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasi-icin-cikis-yolu-nedir/">İslam Dünyası İçin Çıkış Yolu Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/analiz/islam-dunyasi-icin-cikis-yolu-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazze Soykırımı ve Dünya Sonu</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/gazze-soykirimi-ve-dunya-solu/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/gazze-soykirimi-ve-dunya-solu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2025 07:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=1760</guid>

					<description><![CDATA[<p>7 Ekim 2023’te gerçekleşen El-Aksa Tufanı hadisesinin ardından İsrail’in Gazze’de başlattığı askeri saldırı, bütün dünyanın gözleri önünde bir soykırıma dönüştü. ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Almanya’nın koşulsuz desteğiyle İsrail, dünyanın gözü önünde bu soykırımı gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye devam ediyor. İsrail, teknolojik ve askeri açıdan gelişmiş bir devlet olmasına rağmen yapısal kısıtlara ve sorunlara [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/gazze-soykirimi-ve-dunya-solu/">Gazze Soykırımı ve Dünya Sonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>7 Ekim 2023’te gerçekleşen El-Aksa Tufanı hadisesinin ardından İsrail’in Gazze’de başlattığı askeri saldırı, bütün dünyanın gözleri önünde bir soykırıma dönüştü. ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Almanya’nın koşulsuz desteğiyle İsrail, dünyanın gözü önünde bu soykırımı gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye devam ediyor.</p>



<p>İsrail, teknolojik ve askeri açıdan gelişmiş bir devlet olmasına rağmen yapısal kısıtlara ve sorunlara sahip bir devlettir. Askeri açıdan, ham madde ve savunma ihtiyaçları bakımından dışa bağımlıdır. Bu nedenle ABD ve Avrupalı devletlerin desteği olmadan İsrail’in bu soykırımı gerçekleştirebilmesi oldukça zordu. ABD ve Avrupalı liderler, “İsrail’in kendini savunma hakkı var” gibi yüz kızartıcı bir argümanla bu soykırımın doğrudan ortağı oldular. Batı’nın Gazze Soykırımı’na ortak olması, verdiği silah yardımları ve sağladığı siyasi destek nedeniyle aynı zamanda “Batı’nın değerleri” mitinin de çökmesi anlamına gelmektedir. Theodor W. Adorno’nun&nbsp;bir zamanlar ifade ettiği “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz” sözü, günümüzde şu şekilde yeniden dile getirilebilir: “Gazze Soykırımı’ndan sonra Batı’nın değerlerinden bahsedilemez!”</p>



<p>Ancak şunu vurgulamak önemlidir, ABD ve Avrupalı devletlerin İsrail’e desteği büyük ölçüde kendi kamuoylarının muhalefetine rağmen gerçekleşmiştir. Gazze’de İsrail tarafından yürütülen soykırım, ABD, İngiltere ve Almanya’da iktidar partileri ve liderler değişmesine rağmen devam etmiştir. ABD ve Avrupa siyasetinin genel durumuna bakıldığında, Gazze Soykırımı karşısında yakın zamanda bu ülkelerden radikal bir politika değişikliği gelmesi pek olası görünmemektedir.</p>



<p>Buna karşın, Batı’nın önde gelen ülkelerinde ve dünyanın çeşitli bölgelerinde muhalefette ya da iktidarda olan bazı parti ve liderler, Gazze Soykırımı karşısında İsrail’e karşı net tavır almış ve tepki göstermiştir. Bu bağlamda birçok örnek mevcuttur:</p>



<p>ABD’nin önde gelen siyasetçilerinden ve senatörlerinden Bernie Sanders, Netanyahu hükümetinin savaş politikasına ve Gazze’deki soykırıma karşı çıkmış; ABD hükümetinin İsrail’e silah yardımlarını durdurması gerektiğini ifade etmiştir. Sanders ayrıca, “Bu savaş masum Filistinli kadınları, çocukları, yaşlıları kitlesel olarak öldürüyor. Bu bir savaş değil, bir toplu ceza ve soykırım niteliğinde” diyerek Netanyahu hükümeti karşıtı bir söylem ve politika benimsemiştir. Sanders, ABD siyasetinde ve Demokrat Parti içinde önde gelen bir figürdür ve ABD’nin en popüler senatörlerinden biridir. Demokrat Parti içinde Sanders ekolü yükselen bir akımı temsil etmektedir. Son yapılan New York Eyalet Meclisi seçimlerinde Sanders ekolünden gelen Zohran Mamdani’nin başarılı olması, Sanders ve ekibinin ABD siyasetindeki gelecekteki etkisi hakkında fikir vermektedir. Sanders ve siyasi müttefiklerinin ABD’deki Müslüman azınlığın destekçisi ve savunucusu olmaları da ayrıca önemlidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-1024x576.webp" alt="" class="wp-image-1764" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-1024x576.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-300x169.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-768x432.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-150x84.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-696x392.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg-1068x601.webp 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/5-gazze-soykirimi.jpg.webp 1080w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Sanders örneğinden daha radikal bir şekilde İsrail’e karşı tavır alan ve antisemitizm suçlamasıyla haksız yere İşçi Partisi’nden ihraç edilen eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn de önemli bir siyasetçidir. Corbyn, 2009’da İngiltere Parlamentosu’nda “Hamas ve Hizbullah’ı düşman olarak değil, dost olarak adlandırıyorum; çünkü şu an barış için bir fırsat var” diyerek Ortadoğu halkları ile diyaloğa açık bir siyasi tutum sergilemiştir. Corbyn, 2019’da Başbakan adayı olmuş; ancak seçimi Muhafazakâr Parti lideri Boris Johnson’a karşı kaybederek ikinci sırada tamamlamıştır. Corbyn seçimi kazansaydı, İngiltere’nin İsrail’e soykırım desteği vermesi neredeyse imkânsız olurdu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full td-caption-align-center"><img loading="lazy" decoding="async" width="616" height="453" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/6-gazze-soykirimi.webp" alt="" class="wp-image-1763" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/6-gazze-soykirimi.webp 616w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/6-gazze-soykirimi-300x221.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/6-gazze-soykirimi-150x110.webp 150w" sizes="auto, (max-width: 616px) 100vw, 616px" /></figure>



<p>ABD ve İngiltere’ye benzer bir örnek Fransa solunun önde gelen isimlerinden Jean-Luc Mélenchon’dur. Mélenchon, son parlamento seçimlerinde en çok oyu alan birleşik sol hareketin lideridir. 2022 seçim programında Fransa’nın resmen Filistin’i tanıması gerektiğini açıkça belirtmiştir. 2023 ve 2024’te Gazze’ye yönelik İsrail saldırıları sırasında Gazze’deki sivil kayıpları “savaş suçu” olarak nitelendirmiş ve Fransa’nın İsrail’e yönelik silah satışlarını durdurmasını istemiştir. Mélenchon ayrıca Netanyahu hükümetinin Gazze politikasını “etnik temizlik” olarak tanımlamıştır.</p>



<p>Bu örnekler çoğaltılabilir: İspanya Başbakanı ve Sosyalist Parti lideri Pedro Sánchez, İsrail’in Gazze’deki eylemlerine karşı net tavır almış ve İsrail’in savaş suçu işlediğini ifade etmiştir. Brezilya Devlet Başkanı ve İşçi Partisi lideri Lula da İsrail’i birçok kez soykırım yapmakla suçlamış ve İsrail’e karşı açıkça tavır almıştır. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro da İsrail’i soykırım yapmakla suçlayan ve tepki gösteren bir diğer sol liderdir.</p>



<p>Yukarıda adı geçen liderler ve partilerin ortak özelliklerinden biri, ya iktidarda olmaları ya da iktidarı kıl payı kaçırmış, güçlü muhalefet partileri ve liderleri olmalarıdır. ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde bu siyasetçi ve partilerin iktidara gelmesi, Gazze soykırımı ya da benzer insani felaketlerin Batı’nın iç siyaset kurumları üzerinden engellenmesini mümkün kılabilir. ABD önderliğindeki Batı emperyalizminin, Batı içi siyaset yoluyla önlenmesi imkânsız değildir, Batı’da böyle bir siyasi alan mevcuttur. Örneğin, Sanders ya da ekolünden gelen bir siyasetçinin ABD Başkanı olduğu bir senaryoda İsrail’in soykırım için destek alabilmesi pek mümkün görünmemektedir. Benzer şekilde Corbyn’in İngiltere Başbakanı olduğu bir senaryoda, İngiltere’nin İsrail’e destek vermesi neredeyse imkansızdır. Fransa’da Mélenchon’un başbakan veya cumhurbaşkanı olduğu bir diğer senaryoda benzer bir tablo oluşacaktır. Yakın zamanda New York Eyalet Meclisi üyeliğine Sanders ekolünden gelen Zohran Mamdani gibi Filistin yanlısı bir siyasetçinin seçilmesi, gelecek için önemli bir değişim işareti olarak değerlendirilebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-1024x576.webp" alt="" class="wp-image-1762" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-1024x576.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-300x169.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-768x432.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-150x84.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-696x392.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi-1068x601.webp 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/9-gazze-soykirimi.webp 1480w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Özetle; Gazze Soykırımı karşısında İsrail’e karşı net tavır alan ve onun karşısında duran bir Batı ve dünya siyaseti mevcuttur. İsrail’in saldırganlığına, soykırımına ve Ortadoğu’yu kaosa sürüklemesine karşı Müslüman dünyadaki iktidarlar son derece cılız tepkiler vermiştir; hatta İsrail ve ABD ile iş birliği yapanlar dahi mevcuttur. İsrail karşısında Gazze Soykırımı’nı durdurmaya çalışan, Batı emperyalizmine direnme amacı güden Müslüman ülke siyasetçileri, sivil toplum kuruluşları, medya ve akademi dünyası; bu yazıda bahsedilen siyasetçi ve siyasi hareketlerle güçlü ilişkiler kurmalıdır. Bu gibi ilişkilerin gelişmesi, daha adil ve barışçıl bir dünyanın inşası için yeni fırsatlar yaratacaktır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="864" height="486" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi.webp" alt="" class="wp-image-1761" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi.webp 864w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi-300x169.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi-768x432.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi-150x84.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/07/son-gazze-soykirimi-696x392.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 864px) 100vw, 864px" /></figure>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/gazze-soykirimi-ve-dunya-solu/">Gazze Soykırımı ve Dünya Sonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/gazze-soykirimi-ve-dunya-solu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran-İsrail Savaşı Sonrası Ortadoğu’da Yeni Güç Dengesi</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iran-israil-savasi-sonrasi-ortadoguda-yeni-guc-dengesi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iran-israil-savasi-sonrasi-ortadoguda-yeni-guc-dengesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 13:10:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=1733</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsrail Ne Kazandı Ne Kaybetti? 1897 yılında İsviçre&#8217;nin Basel kentinde toplanan Birinci Siyonist Kongre, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması hedefini ilan etmiştir. Bu hedef, Siyonizmin önde gelen kurucu ideolog ve siyasetçisi Theodor Herzl’in Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabında ortaya koyulmuştur. &#160;Herzl, kitabında bölgede mevcut olan yerli Arap (Müslüman ve Hristiyan) nüfusun yerinden edilmesi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iran-israil-savasi-sonrasi-ortadoguda-yeni-guc-dengesi/">İran-İsrail Savaşı Sonrası Ortadoğu’da Yeni Güç Dengesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>İsrail Ne Kazandı Ne Kaybetti?</strong></p>



<p>1897 yılında İsviçre&#8217;nin Basel kentinde toplanan Birinci Siyonist Kongre, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması hedefini ilan etmiştir. Bu hedef, Siyonizmin önde gelen kurucu ideolog ve siyasetçisi Theodor Herzl’in Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabında ortaya koyulmuştur.</p>



<p>&nbsp;Herzl, kitabında bölgede mevcut olan yerli Arap (Müslüman ve Hristiyan) nüfusun yerinden edilmesi veya öldürülmesiyle, etnik temizlik doğrultusunda bir Yahudi devleti kurulması gerektiğini ifade etmiştir. Herzl’in takipçileri olan ve çoğunluğu Avrupa kökenli olan Siyonistler (Aşkenazlar), bu hedef doğrultusunda Filistin’e gelerek silahlı güç ve teröre dayalı bir devlet kurma çabası içine girmiştir. İsrail’in eski cumhurbaşkanlarından Rivlin’in, &#8220;Kraliçe Elizabeth ile aramızdaki ilişki biraz zordu, çünkü o hepimizin ya terörist ya da teröristin çocuğu olduğuna inanıyordu&#8221; ifadesi, İsrail ile şiddet ve terör arasındaki bağı ortaya koymaktadır.&nbsp;</p>



<p>İsrail&#8217;in kurucu liderlerinden David Ben-Gurion, Yahudi devletinin bölgedeki Arap halkları tarafından kabul edilmeyeceğini, bu nedenle Haçlılar örneğinden yola çıkarak uzun süreli silahlı bir mücadelenin kaçınılmaz olduğunu ileri sürmüştür. İsrail’in kuruluş süreci, Herzl ve Ben-Gurion’un fikirleriyle uyumlu biçimde; askeri güç, terör ve etnik temizlik ekseninde şekillenmiş; devletin inşası ve bekası büyük ölçüde güvenlik paradigması üzerine oturtulmuştur.</p>



<p><strong>İsrail’i kuran Siyonist siyasetçiler yalnızca Filistinli yerli halkı hedef olarak görmemişlerdir.&nbsp;</strong></p>



<p>Buna ek olarak, bölgedeki askeri ve siyasi açıdan güçlü Arap devletlerinin zayıflatılmasını, parçalanmasını ve etkisizleştirilmesini hedef olarak benimsenmişlerdir. Kurulduğu ilk on yıllardan itibaren İsrail, bu hedefini gerçekleştirmek için ilk olarak Mısır olmak üzere Irak, Suriye ve Lübnan gibi devletlerin askeri kapasitelerini ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Mısır’ın 1978 Camp David Anlaşması ile Filistin davasından çekilmesi ve ABD hegemonyasına dahil olması, İsrail açısından büyük bir diplomatik ve stratejik zafer olmuştur.&nbsp;</p>



<p>Ardından ABD müdahaleleriyle Irak’ın (2003) ve Libya’nın (2011) çökmüştür. Bu olayların akabinde Suriye, 2011 sonrası iç savaş sebebiyle zayıflamıştır ve bu durumun sonucunda Suriye, İsrail için bir direniş hattı ve askeri tehdit olmaktan çıkmıştır. Bütün bu gelişmeler sonrası, İsrail, Ortadoğu’da kendisini tehdit olarak gördüğü milliyetçi ve Batı egemenliği dışında kalan sistem dışı Arap rejimlerini etkisiz hâle getirme hedefini büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Bu gelişmeler, Ortadoğu coğrafyasında yalnızca İsrail’in değil, ABD ve Avrupa hegemonyasının da pekişmesini sağlamıştır. Yaşanan bu süreç sonrası İsrail ve ABD egemenliğine karşı Ortadoğu’da direniş ekseni olarak yalnızca İran ve İranla bağlantılı direniş örgütleri (Hizbullah, Hamas, Husiler gibi) kalmıştır.</p>



<p>7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen El Aksa Tufanı Operasyonunun ardından İsrail, ABD ve Avrupa desteğiyle bölgedeki direniş örgütleri ve İran’a karşı askeri saldırılarına başlamıştır. İsrail, ilk olarak Gazze’de Hamas ve Filistinlilere hiçbir savaş hukukunu dikkate almadan saldırmış ve soykırım suçu işlemiştir. Bu olayın akabinde Hizbullah’ın askeri kapasitesini hava gücüyle zayıflatmıştır. İsrail, Suriye’de yaşanan iç savaşı fırsat bilerek Suriye’nin askeri kapasitesini de ortadan kaldırmıştır. Bu üç aşama esnasında İsrail, güçlü askeri direniş ve cevapla karşılaşmamıştır. Askerî açıdan avantajın kendisinde olduğunu düşünen İsrail, kuruluşun günümüze kadar olan süreçte en güçlü askeri ve stratejik konjonktüre sahip olduğuna kanaat getirerek, son ve en zorlu hedef olarak gördüğü İran’a saldırılarını başlatmıştır.</p>



<p>İsrail’in 13 Haziran 2025 tarihinde İran’a yönelik gerçekleştirdiği askeri saldırılar ve suikast girişimleri, Tahran’ın askeri kapasitesini zayıflatmakla birlikte, onu tamamen devre dışı bırakmamıştır. Ancak, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın da ifade ettiği gibi, İsrail’in amacı, İran’ı Lübnan gibi sınırlı askeri yeteneklere ve zayıf bölgesel etkiye sahip bir aktöre dönüştürmektir. Bu bağlamda İsrail’in Ortadoğu’daki bütün rakiplerini “Lübnanlaştırma” stratejisi doğrultusunda zayıflatmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, İsrail, bölgedeki devletleri ordusuzlaştırma ve direniş örgütlerini ortadan kaldırma politikası izlemektedir. Böylece bölgede hegemon güç haline gelerek, yeni bir Ortadoğu siyasi habitatı yaratmayı hedeflemektedir.&nbsp;</p>



<p><strong>Özetle, bütün bu süreçlerin ardından İsrail, güncel durum itibariyle tarihsel hedeflerine en çok yaklaştığı bir döneme girmiştir:&nbsp;</strong></p>



<p>Mısır, Irak, Libya ve Suriye gibi geleneksel Arap güç merkezlerinin etkisizleştirilmiş ya da rejim değişikliklerine maruz kalmıştır; Filistinliler, İsrail’in nihai hedefi olan soykırıma uğramaktadır; direniş örgütleri askerî açıdan büyük ölçüde çökertilmiş ve bağlantı noktaları ortadan kaldırılmıştır; İran ise askeri ve siyasi olarak baskı altına alınmış ve zayıflatılmıştır. Bu gelişmelerin ortak paydası, İsrail&#8217;in bölgede kendisine rakip olabilecek tüm aktörleri ya doğrudan askeri güçle ya da ABD aracılığıyla etkisizleştirmesidir.&nbsp;</p>



<p>Yukarıda ifade edildiği üzere, İsrail güncel durum itibariyle tarihsel stratejik hedeflerine büyük ölçüde yaklaşmıştır. Fakat 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in kırılganlığı da aynı ölçüde belirginleşmiştir. Özellikle İran-İsrail Savaşı sonrası, İsrail&#8217;in teknolojik ve istihbarı üstünlüğünün İran füzeleri karşısında mutlak bir güvenlik sağlayamadığı ortaya çıkmıştır. İran’ın yalnızca gelişmiş füze askeri altyapısı ile İsrail’e karşı direnç ve caydırıcılık gösterebilmesi, İsrail’in savunma derinliğindeki zafiyeti ortaya koymaktadır.&nbsp;</p>



<p><strong>İran’ın başarılı füze saldırıları, İsrail&#8217;in &#8220;güç üzerinden varlık&#8221; stratejisinin zayıf yönlerini açığa çıkarmaktadır.&nbsp;</strong></p>



<p>Ayrıca, İsrail’in içinde demografik, siyasal ve toplumsal kırılmaların yoğun olarak yaşandığı bir süreçten geçtiği gözlenmektedir. Buna ek olarak, dünya genelinde İsrail aleyhine, Filistin lehine geniş bir kamuoyu desteği görülmektedir. Bu durum, İsrail’in bir diğer zafiyetini, yani söylem üstünlüğünü Filistinlilere kaptırmasını beraberinde getirmektedir.</p>



<p>Sonuç olarak, İsrail; Herzl ve Ben-Gurion’un vizyonu doğrultusunda, askeri stratejiye dayalı bir devlet modeliyle Ortadoğu&#8217;da savaşlara, kaosa ve istikrarsızlığa yol açmış ve rakiplerini zayıflatmıştır. İsrail açısından bu tablo hedefler ile uyumlu ve olumludur. İsrail açısından Suudi Arabistan, Ürdün ve BAE gibi devletler, ABD müttefiki olmaları sebebiyle İsrail için bir tehdit olarak görülmemektedir.&nbsp;</p>



<p>Tam tersine, bu devletler, İsrail’in savunulmasına katkı sağlamaktadır. Fakat İsrail lehine olan bu siyasi konjonktür, İran ile yaptığı savaşta gösterdiği üzere, savunmasındaki kırılganlıkları ortaya çıkarmıştır. İsrail, savunma derinliğine sahip olmaması sebebiyle Suriye gibi bir haftada çökebilecek bir yapıdadır, İran ile savaş bu durumu belirginleştirmiştir. Ayrıca İsrail heterojen ve içinde derin çatışmaların olduğu bir toplumsal yapıya sahiptir. Bunlara ek olarak, savunma ve saldırı kabiliyetleri dışa bağımlıdır. Gelecekte Ortadoğu’daki yeni düzenin şekillenmesi, İsrail’in bu kırılganlıkları ne ölçüde yönetebileceğine ve müttefiki konumundaki Arap rejimlerini tamamen karşısına alıp almamasına bağlıdır.&nbsp;</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iran-israil-savasi-sonrasi-ortadoguda-yeni-guc-dengesi/">İran-İsrail Savaşı Sonrası Ortadoğu’da Yeni Güç Dengesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iran-israil-savasi-sonrasi-ortadoguda-yeni-guc-dengesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Direniş Örgütleri İçin Niçin Önemli?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/analiz/iran-direnis-orgutleri-icin-nicin-onemli/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/analiz/iran-direnis-orgutleri-icin-nicin-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 03:20:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ANALİZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=1668</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD, küresel dünya düzeniyle ekonomik ve siyasi anlamda uyum sağlamayan ve çıkarlarıyla çatışan Irak, Kuzey Kore, Libya, Küba ve İran’ı 1994 yılında “haydut devletler” (rogue states) olarak nitelemiştir.&#160; Bu gruba Afganistan ve Suriye gibi devletler de eklenebilir. Ortadoğu coğrafyasında yer alan bu devletlerin tamamı, İran hariç, rejim değişikliği ve askeri müdahalelere maruz kalmıştır. Mevcut gelişmeler [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/iran-direnis-orgutleri-icin-nicin-onemli/">İran Direniş Örgütleri İçin Niçin Önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>ABD, küresel dünya düzeniyle ekonomik ve siyasi anlamda uyum sağlamayan ve çıkarlarıyla çatışan Irak, Kuzey Kore, Libya, Küba ve İran’ı 1994 yılında “haydut devletler” (rogue states) olarak nitelemiştir.&nbsp;</strong></p>



<p>Bu gruba Afganistan ve Suriye gibi devletler de eklenebilir. Ortadoğu coğrafyasında yer alan bu devletlerin tamamı, İran hariç, rejim değişikliği ve askeri müdahalelere maruz kalmıştır. Mevcut gelişmeler göz önüne alındığında, İran’ı da benzer bir akıbetin beklediği öngörülebilir. Bu devletlerin, bölgelerindeki diğer devletlerden ayrışmasının bir diğer nedeni, ABD ve İsrail’in işgalci politikalarına karşı direnen örgütleri askeri açıdan desteklemeleridir.</p>



<p>İsrail’in toprak genişletme, Filistinlileri Gazze ve Batı Şeria’dan çıkarma gibi revizyonist politikaları, Hamas ve Hizbullah gibi askeri direniş örgütlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Uluslararası hukuka aykırı şekilde toprak genişleten ve yerleşimcilik politikası izleyen İsrail, direnen örgütler ve sistem dışı ülkeleri (Irak, İran gibi) askeri açıdan zayıflatmaya çalışmıştır. İsrail, kurulduğu ve tasarlandığı dönemdeki anlayışa uygun şekilde, çevresinde zayıf ve silahsız ülkeler oluşturma politikası benimsemiştir.</p>



<p>İran, 1979 İran İslam Devrimi’nden itibaren ABD ve İsrail politikalarıyla zıt bir dış politika anlayışına sahip olması sebebiyle, bu iki devlet tarafından düşman olarak konumlandırılmıştır. Hem İran’ın hem de ABD ile İsrail’in karşılıklı olarak birbirlerini tehdit olarak görmeleri, 2003 sonrası dönemde artarak devam etmiştir. İran’ın, ABD politikalarındaki zaaf ve hataları kullanarak, kendisine bağlı yerel örgütler aracılığıyla 2003 sonrası Ortadoğu’da nüfuz kazanması, ABD ve İsrail tarafından bölgesel hegemonyalarına karşı ciddi bir tehdit olarak algılanmasına neden olmuştur.</p>



<p>İran, bölge ülkelerinden ayrışarak, ABD tarafından kurulan uluslararası sistemin dışında kalan bir aktör olması sebebiyle; Suriye, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler, Irak’ta Haşdi Şabi ve Gazze’deki Hamas gibi müttefiklerini askerî açıdan desteklemiştir. Böylece, İsrail ve ABD saldırılarına karşı bir güvenlik hattı oluşturmayı başarmıştır. Bir diğer deyişle ulusal çıkarları doğrultusunda otonom politikalar geliştiren İran, bölgedeki direniş örgütleriyle birlikte hareket etmiştir. Ayrıca İran, İsrail ve ABD’ye karşı savunma gücünü artırma ve bölgesel nüfuz elde etme politikalarını, nükleer silah geliştirerek maksimize etmeye çalışmıştır. Bu nedenlerden dolayı ABD ve İsrail, İran’ı bölgesel hegemonya ve çıkarları açısından bir tehdit olarak görmüştür.</p>



<p>İsrail, bölgede kendi dışında güçlü askeri güç kalamaması politikası doğrultusunda; 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen El Aksa Tufanı Operasyonu sonrası önce Gazze’de Hamas’a karşı saldırı başlatmış ve bir soykırım uygulamıştır; ardından Hizbullah’ı askeri ve lider kadroları açısından zayıflatmıştır, son olarak Suriye’deki askeri birikimi havadan yok etmiştir. Böylece İsrail’e karşı olan direniş bitme noktasına getirmiştir. İsrail’in işgalci ve genişlemeci politikaları karşısında denge unsuru oluşturan ve direniş eksenini besleyen merkez güç İran’ın çöküşü, aynı zamanda yerel direniş örgütlerinin ve eksenin ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Şayet bu süreçte İsrail’in hedeflediği gibi gerçekleşirse, İsrail ve ABD politikaları karşısında bölgede herhangi bir direnişin kalmayacaktır.</p>



<p>İran’ın bölgedeki faaliyetleri ve bölgesel güçlere olan askeri desteği, ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla olsa da, bu amaç İran’ın bölgede İsrail ve Batı emperyalizmine karşı bir direniş ekseni oluşturmasını ve bir denge unsuru olmasını engellememiştir. İran’daki mevcut rejimin çökmesi, İsrail’in bölgede net bir hegemon güç haline gelmesine neden olacaktır. Bölge ülkeleri, ABD ile müttefiklik ve çıkar ilişkileri sebebiyle ya da ABD’yi karşılarına almak istemedikleri için İsrail’e karşı olan direniş örgütlerini askerî açıdan desteklememektedir.</p>



<p>&nbsp;Bu nedenle İran’ın çöküşü, bölgede İsrail ve ABD’ye karşı silahlı direniş gösteren ya da bağımsız politika izleyen herhangi bir devlet ya da örgütün kalmaması anlamına gelecektir. Ayrıca İran’daki mevcut rejim varlığını sürdürse dahi, bu aşamadan sonra pasifize olması kaçınılmazdır. Bu aşamadan sonra, İsrail’in elde ettiği bölgesel hegemonya avantajı sebebiyle Gazze ve Batı Şeria’dan Filistinlileri tehcir etme ihtimali oldukça yüksektir. Özetle, İsrail yayılmacılığına karşı güncel askeri direniş için tek alternatif İran merkezlidir. Ancak bu alternatif de ortadan kalkmak üzeredir.&nbsp;</p>



<p>İran’ın bağımsız politika izleme kabiliyetinin bitmesi ve direniş örgütleri ile olan bağının sona ermesinin bir diğer sonucu, bölgedeki güç dengelerinin büyük ölçüde İsrail lehine kaymasına sebebiyle Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerin bölge politikalarının zayıflamasına neden olacaktır. İran’ın çok güçlenmesi bu ülkelerin aleyhine olacağı gibi, zayıf bir İran da bu ülkelerin aleyhinedir.</p>



<p>Şayet bölge ülkeleri, ortak din, tarih ve kültürel geçmişe dayanan bağlarını öne çıkararak, ortak çıkar ve faydaya dayalı bir politika izleyebilselerdi, bu tablo değişebilirdi. İran-Irak Savaşı, Suriye İç Savaşı, Yemen İç Savaşı ve Lübnan İç Savaşı gibi birçok örnek, yerel fay hatları arasındaki çatışmaların, ABD ve İsrail’in bölge ülkeleri ile örgütlerine yönelik yok edici planlarını görmeyi engellediğini göstermektedir. Bölge ülkeleri, doğru ve ortak stratejik vizyon üretememiş; İsrail, ABD ve Batı&#8217;nın kurduğu tuzaklara düşmüşlerdir. Sonuç olarak, bölge devletleri ve halklarının topluca kaybettiği, ABD ve İsrail’in ise mutlak kazanan olduğu bir tablo ortaya çıkmıştır.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/iran-direnis-orgutleri-icin-nicin-onemli/">İran Direniş Örgütleri İçin Niçin Önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/analiz/iran-direnis-orgutleri-icin-nicin-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD Karşısında Strateji Eksikliğinin Muhtemel Sonuçları</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/analiz/abd-karsisinda-strateji-eksikliginin-muhtemel-sonuclari/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/analiz/abd-karsisinda-strateji-eksikliginin-muhtemel-sonuclari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 13:37:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ANALİZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=1611</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan tarafından yakın zamanda ifade edilen “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan, yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” sözü, Gazze Soykırımı nedeniyle İsrail’e karşı yapılması arzu edilen ve beklenen askerî harekât askerî bağlamında değerlendirilmelidir.&#160; Bu değerlendirmeyi güçlü ve sağlam bir zeminde yapabilmek için, Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgaline bakılabilir. Bilindiği üzere, Saddam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/abd-karsisinda-strateji-eksikliginin-muhtemel-sonuclari/">ABD Karşısında Strateji Eksikliğinin Muhtemel Sonuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan tarafından yakın zamanda ifade edilen “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan, yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” sözü, Gazze Soykırımı nedeniyle İsrail’e karşı yapılması arzu edilen ve beklenen askerî harekât askerî bağlamında değerlendirilmelidir.&nbsp;</p>



<p><strong>Bu değerlendirmeyi güçlü ve sağlam bir zeminde yapabilmek için, Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgaline bakılabilir.</strong></p>



<p>Bilindiği üzere, Saddam Hüseyin’in verdiği emirle Irak, 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmiştir. Peki, Saddam Hüseyin’i bu denli cüretkâr bir politika izlemeye iten neydi? Saddam Hüseyin’in bu kararı, uluslararası sistemdeki değişimi yanlış analiz etmesine&nbsp;dayanmaktadır. Saddam Hüseyin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla stratejik bir güç boşluğu oluştuğunu düşünmüştür. Çift kutuplu, dengeye dayalı uluslararası sistemin ortadan kalktığını ve bu ortamın kendisine bağımsız hareket etme imkânı sağladığı düşünerek Kuveyt’i işgal etmiştir.</p>



<p>Ayrıca, sahip olduğu askeri kapasiteye güvenmiştir ve bir hata daha yapmıştır! ABD’nin ya da herhangi bir dış gücün, Irak’a müdahale etmesi halinde karşı tarafa büyük zayiat verileceğini düşünmüş; Batılı ülkelerin kamuoylarının asker kayıplarına duyarlı olması nedeniyle böyle bir müdahaleye onay vermeyecekleri kanaatine varmıştır.</p>



<p><strong>Saddam Hüseyin’in yanlış analizi felaketle sonuçlandı.</strong></p>



<p>Saddam Hüseyin’in 1990 yılında ITN televizyonuna verdiği röportajdaki ifadeleri, bu bakış açısını ortaya koymaktadır. Bu röportajda Saddam Hüseyin, ABD’nin Irak’a olası bir müdahalesi durumunda büyük asker kayıpları yaşayacağını ve bu durumun ABD kamuoyu tarafından kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.</p>



<p>Bütün bu etkenlere ek olarak, Saddam Hüseyin 25 Temmuz 1990 tarihinde, Kuveyt’i işgal etmeden sekiz gün önce, Irak’ın başkenti Bağdat’ta dönemin ABD Irak Büyükelçisi April Glaspie ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede ABD Büyükelçisi, “ABD, Araplar arası sınır anlaşmazlıkları hakkında görüş belirtme pozisyonunda değildir.” (“We have no opinion on the Arab-Arab conflicts, like your border disagreement with Kuwait&#8230;”) demiştir.</p>



<p>Saddam Hüseyin yukarıda verilen olayları ve bilgileri tamamen yanlış yorumlayarak, Irak’ın günümüzde neredeyse bir tabela devletine dönüşmesine neden olan felaketlere maruz kalmasına neden olmuştur. Neticede bu stratejik yorum hataları ve stratejik akıl eksikliği, hem Saddam Hüseyin diktatörlüğünün hem Irak devletinin hem de Irak halkının geri döndürülemez saldırı ve zararlara uğramasına neden olmuştur.&nbsp;</p>



<p>Bu değerlendirmelere ek olarak, ABD’nin Irak’a müdahale sürecini bir uluslararası koalisyonla ve BM’den onay alarak uluslararası hukuka uygun şekilde gerçekleştirmesi, ABD’nin elini güçlendiren bir diğer etken olmuştur. Ayrıca Saddam Hüseyin’in olası ABD müdahalesinde ABD’nin büyük asker kaybı yaşayacağı düşüncesi de gerçekleşmemiştir.&nbsp;</p>



<p>ABD, 1991 yılında yürüttüğü savaş sırasında yalnızca 250-280 arası asker kaybetmiştir. Özetle, Saddam ve çevresindeki yönetim kadrosunun baştan sona yaptığı stratejik hatalar, Hakan Fidan’ın “&#8230;yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” ifadesini doğrulamaktadır.</p>



<p>Yukarıda verilen tespitler ve olay örneğinden çıkarılması gereken en önemli sonuç; stratejik akıl eksikliği ve uluslararası sistemi değerlendirme hatalarının ülkelerin ve halklarının yok olmasına sebebiyet verecek kadar büyük felaketlere yol açabileceğidir.</p>



<p><strong>Peki, böyle bir durum karşısında boyun eğen bir politika mı benimsemek gerekli?</strong></p>



<p>Peki, böyle bir durum karşısında Suudi Arabistan ve Mısır gibi pasif ve ABD egemenliğine maksimum düzeyde boyun eğen bir politika mı benimsemek gereklidir? Kuşkusuz hayır! Ancak, ABD ve İsrail gibi emperyalist güçler karşısında bir direniş ekseni oluşturmak isteyen devletler ve örgütlerin, stratejik hata yapma lüksü yoktur. Askeri kapasite farkını ve askeri mücadele yöntemlerini yanlış değerlendirme imkânı bulunmamaktadır.</p>



<p>ABD ve onun uydusu İsrail karşısında bir direniş ekseni oluşturmak isteyen devletler ve örgütler, öncelikle caydırıcılık sağlayabilecek bir askeri kapasiteye ulaşmalıdır. Ancak maddi kapasite tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda stratejik bir akla sahip olunmalı, müttefik devletler ve örgütlerden oluşan bir blok kurulmalı ve ortak şekilde hareket edilebilmelidir. İrrasyonel, reaksiyoner, bilgisiz ve ortak akla sahip olmayan ülke ve örgütlerin varlıklarını sürdürme imkânı son derece düşüktür.&nbsp;</p>



<p><strong>Pakistan örneği önemli!</strong></p>



<p>Son dönemde Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan askeri çatışmada, Pakistan’ın Hindistan karşısında ezilmemesi ve direnci dikkatle incelenmeli ve örnek alınmalıdır. Pakistan’ın nükleer silaha, güçlü hava filosuna, hipersonik füzeler gibi son derece gelişmiş askeri araçlara sahip olması, Hindistan gibi bir dev karşısında Pakistan’ın hayatta kalmasını sağlamıştır. Şayet Pakistan bu maddi kapasiteye sahip olmasaydı, ikinci bir Irak ya da Gazze örneğine dönüşebilirdi.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/analiz/abd-karsisinda-strateji-eksikliginin-muhtemel-sonuclari/">ABD Karşısında Strateji Eksikliğinin Muhtemel Sonuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/analiz/abd-karsisinda-strateji-eksikliginin-muhtemel-sonuclari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
