Dünya ve İslam

 

Üç Ayları Hâl ile Karşılamak: Bir Konya Geleneği Şivlilik

Share

İslam dünyasının büyük önemler atfettiği mübarek 3 aylara girmiş bulunmaktayız.
Müslümanların maneviyatini tazelediği bu aylar bugün olduğu gibi Osmanlı döneminde de
benzer heyecanlar yaşanıyordu. O dönemde Şuhûr-u Selâse (Üç Aylar) girdiğinde, hayatın
akışı bir başka mecraya evrilirdi. Şairler en latif kaside ve münacatlarını bu kutlu aylar için
kaleme alır, beyler ilim meclislerinde ve dergâhlarda manevi sohbetlerle hemhal olur,
hanımlar ise evlerinde dualar ve tutulan nafile oruçlarla hanelerini nurlandırırdı. Fakat,
Konyada bu hazırlıkların en coşkulu, en saf ve en heyecanlı şahitleri şüphesiz çocuklardır.

Selçuklu’nun payitahtı Konya’da, asırlardır devam eden ve İslam âleminin başka hiçbir
köşesinde emsaline rastlanmayan müstesna bir geleneği vardır: Şivlilik. Bu gelenek, bize
bir toplumun neyi aziz tuttuğunu en güzel şekilde gösteriyor. Şivlilik, sadece çocukların
heybelerini şekerle doldurması anlamaına gelmiyor, bir kentin topyekûn bir neşede
birleşmesi, komşuluk hukukunun ihyası ve küçücük kalplerin “mübarek vakitlere”
alışmasıdır aslında.

Mübarek Üç Aylar müjdecisi olan bu gelenek, çocukların neşesi, mahallelerin şenliği ve
paylaşmanın en latif suretidir. Konyalılar için Recep ayı “İlk Namaz”, Şaban ayı “Orta
Namaz” ve Ramazan-ı Şerif ise “Büyük Namaz”dır. Bu mübarek vakitler, adeta bir
tekerleme gibi zihinlere nakşolmuştur: “Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, İlk Namaz, Orta
Namaz, Ramazan…”

Eski Konya’da Şivlilik, sadece bir günden ibaret değildi, haftalar süren bir ihzarat (hazırlık)
dönemiydi. Cemaziyelahir ayı girdiğinde, sokaklarda trampet ve kaval sesleri yankılanmaya
başlar, çocuklar Kapı Camii civarındaki dükkânlardan eser-i cedit kâğıtlar alarak kendi
fenerlerini imal ederlerdi. O devirlerde henüz mumlar icat olunmadığından, iç yağından
mamul, dipleri al ve yeşil boyalı mumlar fenerlerin içine yerleştirilirdi. Hali vakti yerinde
olmayanlar ise bir sopanın ucundaki tenekeye gaz yağı dökerek “Maşalla”(meşale) yakar,
karanlık sokakları birer şehrayin (ışık bayramı) meydanına çevirirlerdi. Fenerlerin üzerine
nakşedilen Şah İsmail veya Âşık Kerem tasvirleri, çocukların hayal dünyasını süslerdi.

(Bu görsel, Gemini tarafından, o dönemin ruhunu, çocukların heyecanını ve Konya’nın tarihi dokusunu yansıtacak şekilde yapay zekâ ile üretilmiştir.)

Halk arasındaki bir menkıbeye göre bu gelenek, meşhur mutasavvıf Ebu Bekir Şiblî
Hazretleri’ne dayanır. Rivayet olunur ki; Şeyh Şiblî, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (s.a.v) ana
rahmine teşrif ettiği müjdesini rüyasında almış ve büyük bir sürurla sokaklara dökülmüştür.
“Şiblî! Şiblî!” nidalarıyla kapıları çalan zata, hane sahipleri müjdelik niyetine yiyecekler
ikram etmişlerdir. Kelimenin aslı her ne kadar lisan-ı hal ile “Şiblî-lik” olarak anılsa da,
kökeninin bu topraklarda yaşamış kadim medeniyetlere kadar uzandığına dair kaviller de
mevcuttur.

Recep ayının ilk perşembe sabahı, gün ağarmadan Konya sokakları çocukların “Şivliliiiik!”
nidalarıyla inler. Elinde kesesi olan her çocuk, komşudan başlayarak mahalleyi gezer.
Eskiden bu keselere; kırık leblebi, kuru üzüm, iğde, kabuklu fıstık ve o meşhur Konya peynir
şekeri konulurdu. Günümüzde ise bu ikramlar yerini renkli paketli şekerlemelere
bırakmıştır. Çocukların hep bir ağızdan söyledikleri tekerleme, bu geleneğin ruhunu özetler:

“Şivli şivli şişirmiş, Ergen oğlu bişirmiş, İki çörek bir börek, Bize Namazlık gerek, Şivliliiik!”

Bize Ne Anlatıyor Bu Gelenek?

Kültürümüzün en zarif kavramlarından biridir “hâl”, sözle anlatılan değil, bizzat yaşanarak
gösterilen ve insanın özüyle sözünün vahdet olmasıdır. İrfan geleneğimizde ilim, zihni
dolduran bir malumat yığınından ziyade kalbe inen ve davranışa dönüşen bir nurdur. Bir
hakikati bilmek kıymetlidir, ama bazı kişileer vardır ki o hakikati bir “hâl” olarak kuşanır.
Onu hayatın her anına zerk etmek asıl maksattır. Tam da bu noktada, son devrin büyük
âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen’in, maneviyat önderlerinden Mahmut Sami Efendi’yi
ziyaretinden sonra söylediği şu söz zihinlere nakşolur:

“Bizim elde ettiğimiz ilimden maksat, şu zatın halini elde etmektir.”

Bu hikmetli söz, bize Şivlilik geleneğinin de özünü bana hatırlattı. İlim ve okumak ne kadar
kıymetli ise, o ilmi bir “hâl” olarak yaşamak, hayata ve ahlaka yedirmek bir o kadar
elzemdir. Geçmişten bugüne eserleriyle ve yaşayışlarıyla bizlere rehber olan
şahsiyetlerden öğrendiğimiz en önemli durumlardan biridir. Din ve kültür, yaşandığı
nispette diridir.
İşte bu yüzden Üç Aylar’ın gelişini sadece takvimden takip etmekle
yetinmeyip, onu bir sevinç ve birliktelikle kutlamak, komşuyu komşudan haberdar etmek,
en az o aylarda yapılan ibadetler kadar anlamlı ve kıymetlidir. Regaip Kandili ile taçlanan bu
kutlu gün, nesiller boyu aktarılan bir miras-ı manevidir. Konya’nın mahallelerinde tüten
her kandil, dağıtılan her bir avuç leblebi, geçmiş ile gelecek arasında kurulan sarsılmaz bir
yapıdır.

Kaynak

Konyapedia. (t.y.). Şivlilik. https://www.konyapedia.com/makale/3402/sivlilik adresinden
erişildi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale