Dünya ve İslam

 

Dr. Hasan Fidan

Share

1. Sorunun Cevabı: Bana göre her ikisi de fakat dış dinamiklerin daha fazla belirleyici olduğunun düşünüyorum. Kuşkusuz Suriye halkının, rejime karşı yıllardır süren mücadelesi olmasaydı Esad rejimi yıkılmazdı. Halkın tepkisi ve mücadelesi en belirleyici etkenlerden biridir ancak Esad rejimi Suriye Alevileri ve azınlıklardan sağladığı toplumsal desteği, 80 bin Hizbullah militanı ve Rusya’nın hava gücüyle pekiştirerek silah üzerinden bir üstünlük kurmuştu.

Esad rejiminin dış destek ve silah gücüyle sağladığı üstünlük sürdürülemedi. Çünkü İsrail’in saldırıları, Esad rejimine İran ve Hizbullah’tan gelen desteği zayıflattı. Bu duruma rejimin ekonomik ve siyasi çürümüşlüğü de eklenince rejim öncelikle içerden çöktü, İran ve Hizbullah’ın dışardan verdiği destek de ortadan kalkınca Rusya’nın bir tercihte bulunması gerekiyordu ya Rejime destek vererek maliyetli de olsa Esad’ı iktidarda tutacaktı ya da İsrail, ABD, Türkiye gibi Esad karşıtı blokta yer alan ülkelerle iş birliği yapacaktı.

Rusya kendisi için az maliyetli olan ve çıkarlarını kısmen koruyabileceği tercihi kullandı ve Esad rejiminin çöküşünü engellemedi. Rusya’nın tercihini en iyi açıklayan kanıt, Suriye muhalefetinin Esad rejimine karşı gerçekleştirdiği askerî harekât esnasında hava gücünü muhalefeti engellemek için kullanmamasıdır. Bu değerlendirmelere ek olarak şu notu düşmek lazım. Şener Aktürk hocanın altını çizdiği, 2015 yılında savaşın artık Suriye muhalefeti aleyhine nerdeyse tamamen döndüğü esnada Türkiye’nin muhalefeti, Esad saldırısı ile yok olmaktan kurtarması savaşın yönünü değiştiren gelişme olmuştur.

Özetle Suriye halkının genelinin iç savaşın ilk günlerinden itibaren, yozlaşmış ve zalim bir rejim olan Esad rejiminin karşısında olması ve uzun yıllar boyunca mücadeleden vazgeçmemesi, bu duruma ek olarak uluslararası konjonktürün Esad rejimi aleyhine dönmesi rejimin düşüşüne sağlayan iç ve dış etkenlerdir.

2. Sorunun Cevabı: Şara liderliğindeki Suriye Geçici Hükümeti uzun yıllar süren ve Suriye’yi her anlamda tüketen bir iç savaştan ve Irak’taki tecrübeden çok şey öğrenerek çıktı. Bence ilk öğrendikleri şey kendilerinden farklı olan grup, ülke ve topluluklarla irtibata geçme, diyalog halinde olma ve uzlaşma zemini yaratma. Bence Şara ve hükümeti oldukça pragmatik ve uzlaşma yanlısı. Asıl sorunun İsrail ve ABD desteği ile hareket eden azınlıkların uzlaşmaz tutum ve davranışları olduğunu düşünüyorum.

Tabi burada 14 yıl süren iç savaşın çoğunlukla kimlik farklılık ve karşıtlığından kaynaklanan nedenler dolayısıyla çıkması ve Suriye içindeki aktörlerin birbirlerine güvenmek için çok fazla nedene sahip olmamalarının altını çizmek gerekli. Bu vesileyle Suriye’deki en önemli güncel sorunun altını çizmek istiyorum. Merkezi hükümet yani Şara hükümetinin Weberyen anlamda meşru şiddet tekeli oluşturamaması. Azınlıkların içinde yer alan bazı gruplar ve liderleri İsrail ve ABD desteği ile Suriye merkezi hükümetine karşı güç merkezleri oluşturma gayreti içinde. Özetle söylemem gerekirse Suriye Geçici Hükümeti otoritesini meşru bir zeminde ve bütün dünyanın onay ve desteğini alarak sağlamak niyetinde. Fakat azınlıklar içindeki gruplardan bazıları İsrail ve ABD desteği alarak özerklik, otonomi ve bağımsızlık peşinde.

3. Sorunun Cevabı: Bu soru ve değerlendirmeye doğrudan cevap vermek yerine güncel bir Suriye resmi çizmenin sorunun cevabı olacağı kanaatindeyim. İsrail, Suriye’nin Güneyine merkezi hükümetin ağır silahlı birliklerinin girmesine izin vermiyor ve bir gerilim oluştuğunda ise doğrudan Şam’ı ve burada yer alan hükümet binalarını havadan vuruyor. Bu resim zamanla durdurulamazsa, tersine çevrilemezse ve Suriye’nin güneyinde merkezi hükümetin egemenliği tesis edilemezse bu soruya maalesef olumlu yönde bir yanıt vermek zor.

4. Sorunun Cevabı: ABD; Türkiye, İsrail, YPG/PYD ve Suriye Geçici Hükümeti ile eş zamanlı müttefiklik ilişkisine sahip. ABD, bu aktörlerin bazı kırmızı çizgilerini dikkate almalı ve çıkarlarını göz ardı etmemeli ki bu aktörler üzerinde hegemonyasını sürdürebilsin. Bu çerçevede değerlendirdiğimde, YPG/PYD’nin Akdeniz’e doğru bir koridor oluşturması, Türkiye’nin kırmızı çizgisi olması nedeniyle bence gerçekleşmeyecek, ABD de bu konuda Türkiye’yi karşısına almayacak. Ancak bu durum, YPG/PYD silahlı birliklerinin ortadan kaldırılacağı anlamına gelmiyor.

Çünkü ABD ordusu, bölgeyi az sayıda asker bırakarak kontrol etmeyi amaçlıyor, sahadaki asker ihtiyacını ise YPG/PYD askeri birlikleri aracılıyla karşılamayı hedefliyor. ABD için YPG/PYD, stratejik iş birliği yaptığı ve ABD çıkarlarına hizmet etmesi nedeniyle bölgedeki güçler tarafından ortadan kaldırılması zor bir aktör. YPG/PYD, bölgede varlığını yalnızca ABD’den gelen destekle sürdürebilir. ABD, kendine göbekten bağlı bir bölgesel aktörlerle çalışmayı tercih edecektir yüksek ihtimalle. Bu faktörler bir araya değerlendirdiğimizde, YPG/PYD’nin bölgede fiili varlığını ABD desteğiyle sürdüreceğini; ancak büyük hedeflerini gerçekleştiremeyeceğini düşünüyorum.

5. Sorunun Cevabı: Bu soruya evet demek mümkün fakat şunu unutmamak gerekiyor. Suriye’de iç savaştan önce karma evlilik oranı %1,2 idi. Yani şunu demek istiyorum: Suriye’deki farklı etnik ve dini kimliklerin birlikte yaşama kültürü, zannedildiği kadar güçlü değil. Bununla birlikte Suriye halkı artık derin ve büyük bir tecrübeye sahip. Yani bir arada yaşamak zorunda olduklarını ve savaşın bir çözüm olmadığını anlamış durumda.

İç barışını sağlamış ve çatışmalara son vermiş bir Suriye’nin önündeki en büyük engel ise İsrail’in Suriye’yi parçalama amacıyla azınlık grupların hamiliğini yapması. İsrail ve ABD’li Neoconların bölgeyi istikrarsızlaştırma politikaları, bölge halkları ve devletler için en önemi tehdit olmayı sürdürüyor. Suriye’de toplumsal barış için en büyük engel İsrail’dir.

6. Sorunun Cevabı:
Suriye iç savaşında yaşananlar, ABD’nin Irak’a müdahalesiyle başlayan süreçte yaşananlar, bölgede yaşanan büyük olaylar ve kırılmalar bunca yaşanan tecrübelerden sonra birçok aktör, birçok ders aldı diye düşünüyorum, en başta devletler. HTŞ ve Cumhurbaşkanı Şara, yaşanan tecrübelerden sonra politikanın ve uluslararası siyasetin gerçeklerini ve mantığını kavradı, benzer bir örnek Taliban’dır mesela. Suriye Hükümeti ve lideri El Şara rasyonel, mantıklı ve pragmatik olan neyse bunu yapmaya çalışıyor. Şu aşamada Suriye’de ideolojik bir siyasi programla hareket edilmez bence. Ayrıca Şara ve hükümetin ideolojik bir dönüşüm geçirmesi gerektiğine de inanıyorum, daha kapsayıcı olmalılar.

10. Sorunun Cevabı: ABD bölgede ve Suriye’de en önemli karar verici. Böyle bir güçle, Suriye Geçici Hükümeti’nin görüşmesinden daha mantıklı bir şey olamaz. Suriye Geçici Hükümeti, İsrail hariç bütün küresel ve bölgesel aktörlerle görüşmeli; Suriye halkının lehine olan en mantıklı ve rasyonel kararları almalı.

11. Sorunun Cevabı: Tabii ki yapabilir. Yapılmak istendikten sonra bölgesel ve güncel dünya konjonktürü doğru okunduktan sonra gerçekleştirilebilir. Fakat şunu unutmamak gerekiyor, Suriye’deki geçici hükümet bir egemen aktör değil henüz. Yani bir diğer deyişle meşru şiddet tekeli oluşturabilmiş değil. Demokratik bir açılım geliştirse bile İsrail bunu sabote edecektir. Çünkü İsrail, birlik ve bütünlüğünü sağlamış olan bir Suriye’yi, üstelik İslamcı bir iktidarın olduğu bir Suriye’yi, tehdit olarak görmeye devam edecektir. İsrail’in belirttiğim üzere ana stratejisi istikrarsızlaştırma, zayıf devletler ortaya çıkartma.

12. Sorunun Cevabı: Suriye öncelikle çok önemli, ABD’lilerin tabiriyle “anahtar bir ülke”. Dolayısıyla dış aktörler, Suriye’yi kendi haline bırakmayacaktır. Suriye’nin heterojen toplumsal yapısı, azınlık grupların dış güçlerden hami arayışı Suriye’deki iç çatışma ortamını besliyor. ABD ve İsrail, Suriye sahasında İran’ın tekrar nüfuz etmesine izin vermeyecektir. İsrail, Türkiye’nin bölgede egemen dış aktör olmasını engellemek için işgal ve azınlık gruplarla iş birliği politikasını sürdürecektir.

İsrail ve ABD’nin böl, parçala, yönet politikaları Suriye’de Irak’ta ve Libya’dakine benzer bir tablonun çıkma ihtimalini güçlendirmektedir. Weberyen anlamada şiddet tekelinin oluşturulması dünya genelinde devletlerin yalnızca dörtte birinin gerçekleştirebildiği bir istisna. Suriye merkezi hükümeti, azınlık silahlı gruplar ve destekçileri İsrail ve ABD karşısında zayıf durumda bu nedenle Suriye’de istikrarın oluşması uzun bir zaman alacaktır. Bununla birlikte, iç savaş boyunca yaşanan acıların büyüklüğü yeniden büyük bir şiddet sarmalının oluşmasının önündeki en önemli engel olacaktır diye düşünüyorum. Suriye’nin yeniden istikrara ulaşması zordur fakat halkın huzur ve barış istemesi en önemli imkân olacaktır sanıyorum.

Özgeçmiş

Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. “ABD Nasıl Küresel Hegemon Güç Oldu: ABD-Mısır İlişkileri Örneği” isimli kitabı 2025 yılında Kritik Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale