<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İSLAM DÜNYASI arşivleri - Dünya ve İslam</title>
	<atom:link href="https://dunyaveislam.com/kategori/islam-dunyasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dunyaveislam.com/kategori/islam-dunyasi/</link>
	<description>Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 18:51:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/03/favicon.png</url>
	<title>İSLAM DÜNYASI arşivleri - Dünya ve İslam</title>
	<link>https://dunyaveislam.com/kategori/islam-dunyasi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Suçun Anonimleşmesi: Herkes Suçluysa Kim Suçlu?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/sucun-anonimlesmesi-herkes-sucluysa-kim-suclu/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/sucun-anonimlesmesi-herkes-sucluysa-kim-suclu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil İbrahim Delen]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2848</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Toplumca hepimiz suçluyuz” cümlesi, ilk bakışta derin bir muhasebe gibi görünür. Sanki herkes dönüp kendine pay çıkarıyor, sanki ortada sahici bir yüzleşme varmış gibi durur. Oysa çoğu zaman bunun tam tersi olur. Bu cümle, suçun en rafine biçimde dağıtılması, failin en ustalıklı şekilde silikleştirilmesi, sorumluluğun ise en konforlu biçimde buharlaştırılmasıdır. Çünkü suç genelleştikçe fail buharlaşır. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/sucun-anonimlesmesi-herkes-sucluysa-kim-suclu/">Suçun Anonimleşmesi: Herkes Suçluysa Kim Suçlu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Toplumca hepimiz suçluyuz” cümlesi, ilk bakışta derin bir muhasebe gibi görünür. Sanki herkes dönüp kendine pay çıkarıyor, sanki ortada sahici bir yüzleşme varmış gibi durur. Oysa çoğu zaman bunun tam tersi olur. Bu cümle, suçun en rafine biçimde dağıtılması, failin en ustalıklı şekilde silikleştirilmesi, sorumluluğun ise en konforlu biçimde buharlaştırılmasıdır. Çünkü suç genelleştikçe fail buharlaşır. Herkes suçluysa aslında kimse suçlu değildir. Suçu “hepimize” yaymak, onu hiç kimseye ait kılmamaktır.</p>



<p>Bugün sık karşılaştığımız şey tam da budur: Suç üstlenilmiyor; fail saklanıyor. Mesuliyet üstlenilmiyor; kalabalığa havale ediliyor. Böylece ortaya ahlâkî derinlik değil, retorik bir sis bulutu çıkıyor. Sorumluluğun toplumsallaştırılması, çoğu zaman cezanın buharlaştırılmasıdır. Anonim suç, en konforlu suçtur. Faili belirsizleştirmek, suçu meşrulaştırmanın en rafine yollarından biridir.</p>



<p>Ben, -İsmail Kılıçarslan’ın dikkat çektiği üzere- çocuğunu öğretmenin önüne bir öğrenci olarak değil de putlaştırılmış bir proje olarak koyan velinin suçunu “toplum”a havale etmeyeceğim. Çocuğunun her nobranlığını özgüven, her saygısızlığını zekâ emaresi, her taşkınlığını da liderlik belirtisi diye pazarlayan ebeveynin suçunu bölüşmeyeceğim.</p>



<p>Evini terbiye ocağı değil, küçük bir kibir laboratuvarına çevirenlerin suçunu neden hepimiz üstlenelim? Çocuğuna merhameti, ölçüyü, sabrı, sınırı öğretmek yerine; hırsı, üstünlük vehmini, daima haklı olma duygusunu ve gerektiğinde hoyratlığı aşılayanların suçunu neden “toplumsal iklim” diye paketleyelim? Bazı çocuklar sokakta bozulmaz; evde bozulur. Bazı karakter aşınmaları okulda başlamaz; anne babanın dilinde başlar. Disiplini baskı diye aşağılayan, çocuğunun her kusurunu pedagojik kavramlarla aklamaya çalışan bir zihniyetin ürettiği sonuçları sonra dönüp “hepimiz suçluyuz” diye anonimleştirmek, hakikate değil konfora hizmet eder.</p>



<p>Bu “hepimiz suçluyuz” teranesi, çoğu zaman işin ucu kendilerine dokunduğunda devreye sokulan steril ve kullanışlı bir cümledir. Bilhassa kendisini ilerici, bilinçli, duyarlı ve pedagojik diye takdim eden ama kendi çevresinin ürettiği sorunlara gelince suçu hemen “kültüre”, “çağa”, “toplumsal iklime” ve son olarak “hepimize” havale eden kesimlerde bu refleks çok sık görülür. Çünkü faili göstermek cesaret ister, atmosferi suçlamak ise konfor üretir. Böylece kimse aynaya bakmaz, herkes hava durumunu tartışır. Ortada fail vardır ama konuşulan şey iklimdir; ortada yanlış vardır ama tartışılan şey çağın ruhudur. Suç somutken dil soyutlaşır, fail ortadayken söylem sislenir.</p>



<p>Burada elbette toplumun hiç payı yoktur demiyorum. Bir toplumun normları zayıflar, otorite algısı bozulur, öğretmen değersizleştirilir, aile şımartmayı sevgi zanneder, başarı ahlâkın önüne geçirilir, gösteriş karakter terbiyesinin yerine konursa elbette bunun bir iklim etkisi vardır. Fakat iklim etkisinden söz etmek başka şeydir, somut faili görünmez hâle getirmek başka şey. İklim açıklayıcı olabilir; ama beraat sebebi olamaz. Toplumsal şartlar izah eder; masumlaştırmaz.</p>



<p>Durkheim’ın anomi dediği şey de tam burada belirir: Norm zayıflar, sınırlar bulanıklaşır, sorumluluk dağılır. Sonunda suç vardır ama fail belirsizdir. İşte “hepimiz suçluyuz” cümlesi, bazen bu belirsizliğin ahlâkî bir cümleye dönüştürülmüş hâlidir.</p>



<p>Genelleme, çoğu zaman ahlâkî bir kaçıştır. “Hepimiz suçluyuz” demek, çoğu zaman “ben tek başıma suçlu değilim” demenin daha zarif yoludur. Hatta bazen daha da ileri giderek, gerçek failin yükünü toplumun sırtına bindirmenin kibarca söylenmiş biçimidir. Böylece suç işleyenle suçu önlemeye çalışan, emek verenle sorumsuz davranan, terbiye edenle şımartan aynı cümlenin içine doldurulur. Bu ise muhasebe değil, adaletsizliktir.</p>



<p>Hayır. Hepimiz suçlu değiliz. Herkes aynı derecede mesul değil. Kimi gerçekten sınır koyuyor, emek veriyor, karakter inşa etmeye çalışıyor, saygıyı öğretiyor. Kimi de çocuğunu kendi narsisizminin vitrini hâline getiriyor, sonra ortaya çıkan çürümenin adını “toplumsal kriz” koyuyor. Bu ikisini aynı kefeye koyup adına toplumsal vicdan demek, adalet değil kolaycılıktır.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Gorsel-2025-11-12-saat-19.25.58_31193dae.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/halil-ibrahim-delen/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Halil İbrahim Delen</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Halil İbrahim Delen, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinde görev yapmaktadır. Lisans eğitimini 2013 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamış, aynı üniversitede 2016 yılında yüksek lisans derecesini almıştır. 2022 yılında ise Kelam alanında doktora tezini başarıyla tamamlayarak doktor unvanını kazanmıştır.</p>
<p>İlgi alanları arasında dini düşünce, din ve toplum ilişkisi, Selefilik gibi İslami akımlar ve Afrika’daki dini-sosyal yapıların analizi bulunmaktadır.</p>
<p>Özellikle Afrika’da din ve toplumsal dinamikler üzerine araştırmalar yürüten Delen, mesleki görevleri sebebiyle bir müddet Burkina Faso’da ikamet etmiştir. Ayrıca çeşitli akademik dergilerde editörlük yapmış ve yayınevlerinde yayın danışmanlığı görevlerinde bulunmuştur. Evli ve iki çocuk babası.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/sucun-anonimlesmesi-herkes-sucluysa-kim-suclu/">Suçun Anonimleşmesi: Herkes Suçluysa Kim Suçlu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/sucun-anonimlesmesi-herkes-sucluysa-kim-suclu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijitalleşme ve Yapay Zeka Çağında İslam: Hükmün Sabitliği, Algının Dönüşümü</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dijitallesme-ve-yapay-zeka-caginda-islam-hukmun-sabitligi-alginin-donusumu/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dijitallesme-ve-yapay-zeka-caginda-islam-hukmun-sabitligi-alginin-donusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Erat]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 14:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2845</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık, tarihin en keskin virajlarından birini dönüyor. Buhar makinesinin çarklarından, elektriğin aydınlığına; oradan da silikon çiplerin dünyasına evrilen bu yolculuk, bugün bizi &#8220;Yapay Zeka&#8221; (Artificial Intelligence) denilen devasa bir zihni Beytü&#8217;l-Hikme’nin eşiğine getirdi. Dijitalleşme artık sadece elimizdeki telefonun bir özelliği değil; yeme içme alışkanlıklarımızdan adalet arayışımıza, mahremiyet algımızdan ibadetlerimize kadar hayatın her zerresine nüfuz eden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dijitallesme-ve-yapay-zeka-caginda-islam-hukmun-sabitligi-alginin-donusumu/">Dijitalleşme ve Yapay Zeka Çağında İslam: Hükmün Sabitliği, Algının Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanlık, tarihin en keskin virajlarından birini dönüyor. Buhar makinesinin çarklarından, elektriğin aydınlığına; oradan da silikon çiplerin dünyasına evrilen bu yolculuk, bugün bizi &#8220;Yapay Zeka&#8221; (Artificial Intelligence) denilen devasa bir zihni Beytü&#8217;l-Hikme’nin eşiğine getirdi. Dijitalleşme artık sadece elimizdeki telefonun bir özelliği değil; yeme içme alışkanlıklarımızdan adalet arayışımıza, mahremiyet algımızdan ibadetlerimize kadar hayatın her zerresine nüfuz eden yeni bir &#8220;ekosistem&#8221;.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Peki, bu dijital fırtınanın ortasında İslam, nerede duruyor?</strong></h5>



<p>Çoğu zaman yapılan hata, İslam’ın hükümlerini &#8220;güncelleme bekleyen eski bir yazılım&#8221; gibi görmektir. Oysa hakikat bunun tam zıddıdır. İslam’ın vazedilen hükümleri, zamanın ve mekânın üstünde, sarsılmaz birer koordinattır. Bugün asıl meselemiz, bu hükümlerin eskimesi değil; bizim o hükümleri dijital çağın kodlarıyla okuma, anlama ve yaşama becerimizi yitirmiş olmamızdır. Müslüman zihni, dünyadaki bu büyük dönüşüme ayak uydururken referansını &#8220;modadan&#8221; değil, &#8220;modası geçmeyen&#8221; hakikatten almak zorundadır.</p>



<p>Yapay zeka, büyük veri ve otonom sistemler; sadece iş yapış biçimlerimizi değil, varoluşsal algılarımızı ve ahlaki pusulamızı da test ediyor. Müslüman toplumlar için bu süreçte sorulan temel soru şudur: &#8220;Bin küsur yıl önce vazedilen hükümler, bugünün kodlarla örülü dünyasına cevap verebilir mi?&#8221;</p>



<p>Günümüz İslam düşünce dünyasının en kritik meselelerinden biri olarak ele alınması gereken bu konuyu İslam hükümlerinin sabitliğini ve evrenselliğini koruyarak, modern gelişmelere nasıl ışık tutabileceğine dair derinlikli analizine ihtiyaç duyulmaktadır. Teknoloji ve yapay zeka bir &#8220;araç&#8221; olsa da bu araçların kullanımı insan fıtratını, toplumsal adaleti ve ahlakı doğrudan etkilediği için meselenin İslami bir perspektifle ele alınması ve yorumlanması elzemdir.</p>



<p>Bu sorunun cevabı, İslam’ın temel kaidelerinin eksikliğinde değil, bu kaidelerin çağın diliyle nasıl &#8220;okunduğunda&#8221; saklıdır. Dinin temel hükümleri modern gelişmelere aykırı değildir; aksine, bu gelişmelerin insanlık yararına evrilmesi için gerekli olan etik ve hukuki zemini zaten içinde barındırmaktadır. Bu konuda vahyin birçok mesajı da durumu olabildiğince açıklamaktadır. Asıl mesele, hükümlerin kendisi değil, Müslümanların bu hükümleri algılama ve hayata geçirme biçimidir.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>1. Değişmeyen Öz: Sabiteler ve Değişkenler</strong></h5>



<p>İslam hukukunda çok temel bir ayrım vardır: <strong>&#8220;Usul&#8221; (Temel esaslar)</strong> ve <strong>&#8220;Füru&#8221; (Uygulamadaki detaylar)</strong>. İslam’ın adalet, emanet, liyakat, kul hakkı ve mülkiyetin korunması gibi temel hükümleri evrenseldir ve zamanın ötesindedir. Örneğin, yapay zeka algoritmalarının bir kişiyi haksız yere fişlemesi veya bir işe alım sürecinde ayrımcılık yapması, İslam’ın &#8220;adalet&#8221; ve &#8220;emanet&#8221; ilkelerinin ihlalidir.</p>



<p>Burada değişmesi gereken hüküm değildir; çünkü adalet her çağda adalettir. Değişmesi gereken, bu adaletin dijital dünyada nasıl tesis edileceğine dair Müslümanların kafa yorması ve &#8220;teknolojik fıkıh&#8221; üretmesidir. Müslümanlar, yapay zekayı reddetmek yerine, &#8220;Adil bir algoritma nasıl yazılır?&#8221; sorusunun cevabını İslam’ın referanslarıyla dünyaya sunmalıdır. Yapay zekayı kullanan değil, üreten bir nesil ihtiyacı da burada ortaya çıkmaktadır.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>2. Akli İntiha’dan Akli İnşaya: Müslümanların Sorumluluğu</strong></h5>



<p>İslam düşünce tarihinde zaman zaman yaşanan &#8220;akli tıkanıklıklar&#8221;, Müslümanları dünyanın gelişimine karşı defansif bir pozisyona itmiştir. Oysa Kur’an, sürekli olarak &#8220;akletmeyi&#8221;, &#8220;bakmayı&#8221; ve &#8220;keşfetmeyi&#8221; emreder. Yapay zeka, insanın bilişsel kapasitesini genişleten bir araçtır. Bu aracı bir tehdit olarak görmek yerine, İslam’ın <strong>&#8220;eşyada asıl olan mübahlıktır&#8221;</strong> kaidesi gereği, insanlığın hayrına olacak şekilde inşa etmek bir görevdir.</p>



<p>Dünyanın gelişimine ayak uydurmak bir taklit süreci değil, bir <strong>idrak</strong> sürecidir. İslamın en temel ilkelerinden biri olan “gelişim” özellikle tasavvuf inancının İslam dünyasında etken bir özne olmasından sonra sekteye uğramıştır. Müslümanlar, teknolojinin pasif tüketicisi olmaktan çıkıp, teknolojinin &#8220;ahlaki mimarı&#8221; olmak zorundadır. Bu dönüşüm, dini hükümlerden taviz vererek değil, o hükümleri hayatın merkezine alarak (örneğin verinin gizliliği ilkesini &#8220;mahremiyet&#8221; hükmüyle güçlendirerek) mümkündür.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>3. Teknoloji ve İnsan Fıtratı: İslam’ın Koruyucu Kalkanı</strong></h5>



<p>Yapay zeka ve transhümanizm gibi tartışmalar, insan doğasını, kapitalist ve materyalis dünya olgusu ekseninde değiştirmeyi hedeflemektedir. Asırlardır sistematik bir şekilde bütün bir algoritmanın parçaları olarak ortaya çıkan birçok fikir, düşünde ve dönüşüm bu evrilmeye hizmet eden bir aktör olarak konumlandırılmıştır. Ortaya çıkan söylemlerde ise İslam’ın bu gelişime engel olduğu düşüncesi ortaya atılmış ve sofistik Müslümanların düşünme ve davranış biçimleri ile de bu algı pekiştirilmiştir. Oysaki İslam’ın hükümleri burada bir &#8220;engel&#8221; değil, insanı kendi eliyle yaratacağı bir kaostan koruyan &#8220;rahmet&#8221;tir. Hükümlerin yaşayış biçimi, modern insanın yalnızlaşan ve mekanikleşen dünyasında, maneviyatı ve insan onurunu koruyacak şekilde güncellenmelidir.</p>



<p>Örneğin; İslam hukukunun temel amaçlarından biri adaleti tesis etmektir. Kur’an-ı Kerim bizi sürekli &#8220;mizanı&#8221; (ölçüyü) korumaya davet eder. Modern dünyada bu mizan, artık algoritmalarla kuruluyor. Eğer bir kredi puanlama sistemi veya bir işe alım algoritması, bir insanın ırkına, rengine veya inancına göre ayrımcılık yapıyorsa, bu İslam’ın adalet ilkesinin dijital bir ihlalidir.</p>



<p>Burada hüküm sabittir: &#8220;Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.&#8221; (Maide, 8). Müslüman yazılımcıların ve düşünürlerin görevi, bu ayeti sadece cami kürsülerinde okumak değil, bu ayetin ruhunu &#8220;önyargısız algoritmalar&#8221; (unbiased algorithms) şeklinde koda dökmektir. Değişmesi gereken, adaletin sadece mahkeme salonlarında aranması gerektiği algısıdır; adalet artık kod satırlarının arasındadır.</p>



<p>Müslümanlar, dijitalleşmeyi bir &#8220;amaç&#8221; değil, dinin temel argümanları olan; canın, aklın, dinin, neslin ve malın korunması için bir &#8220;araç&#8221; olarak konumlandırmalıdır. Eğer bir teknoloji bu beş temel unsuru koruyorsa, o teknoloji İslam’ın ruhuna uygundur diyebiliriz.</p>



<p>Digitalleşme ve yapay zeka ile İslam hükümlerinin entegrasyonu acil ve elzem bir meseledir. Bu görmezden gelinecek, bir kenardan seyredilecek ve oyun kuran yerine oyuncu olunacak bir durum değildir. Yapay zeka ile İslam’ın hükümlerinin başlanıç noktasında biberbir örtüşen durumlar olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu durumu birkaç örnek ile açıklamak meselenin analizi açısından faydalı olacaktır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Akli İntihar’dan Dijital İnşa’ya: Bir Zihniyet Devrimi</strong></li>
</ol>



<p>İslam düşünce tarihinde, özellikle Gazali sonrası dönemde tartışılan &#8220;aklın sınırları&#8221; meselesi, bugün yapay zeka tartışmalarının tam kalbindedir. Bazı çevrelerin &#8220;akli intihar&#8221; olarak nitelendirdiği, aklı vahyin karşısında pasifize eden yaklaşım, bugün Müslümanları teknolojinin sadece &#8220;tüketicisi&#8221; konumuna düşürmüştür. Oysa İslam felsefesinin kurucu babaları olan Farabi ve İbn Rüşd’e baktığımızda, aklın eşyayı anlama çabasının bizzat bir ibadet olduğunu görürüz.</p>



<p>Farabi, &#8220;El-Medinetü&#8217;l-Fazıla&#8221; (Erdemli Şehir) eserinde, toplumun her bir ferdinin bir vücudun organları gibi uyum içinde çalışması gerektiğini anlatır. Bugün &#8220;Nesnelerin İnterneti&#8221; (IoT) ve &#8220;Akıllı Şehirler&#8221; tam da bu organlar arası veri iletişimini kurmaya çalışıyor. Eğer biz Farabi’nin erdemli şehir idealini bugünün veri mimarisiyle birleştiremiyorsak, sorun Farabi’nin teorisinde değil, bizim o teoriyi dijital çağa tercüme edemeyişimizdedir. İslam dünyası, kendi &#8220;dijital erdemli şehrini&#8221; kurmak yerine, Batı’nın kurguladığı algoritmik düzenin içinde sadece &#8220;helal-haram&#8221; filtreleriyle yaşamaya çalışıyor. Bu bir akli duraksamadır. Değişmesi gereken hüküm değil, hükmün hayata geçirilme biçimidir.</p>



<p><strong>2. İbn Sînâ’nın &#8220;Uçan Adamı&#8221; ve Yapay Zekanın &#8220;Ruhu&#8221;</strong></p>



<p>Yapay zeka bugün şiir yazıyor, resim yapıyor ve hatta teşhis koyuyor. Birçokları &#8220;İnsan zekâsı taklit mi ediliyor?&#8221; diye endişe ederken, İbn Sînâ’nın bin yıl önceki &#8220;Uçan Adam&#8221; (El-İnsanü&#8217;l-Havai) deneyi bize ışık tutuyor. İbn Sînâ, insanın tüm duyularından yalıtılmış olsa bile bir &#8220;öz-benliğe&#8221; sahip olduğunu savunur. Yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin, o sadece bir &#8220;veri işleme&#8221; makinesidir; İbn Sînâ’nın işaret ettiği o &#8220;irade&#8221; ve &#8220;benlik&#8221; bilincine sahip değildir.</p>



<p>Müslümanlar olarak yapay zekayı konumlandırırken, onu insanın yerine geçecek bir rakip değil, Allah’ın insana bahşettiği akıl nimetinin bir uzantısı, bir &#8220;hizmetkar&#8221; olarak görmeliyiz. İslam’ın &#8220;eşyada asıl olan mübahlıktır&#8221; kaidesi, yapay zekayı bir tehdit olmaktan çıkarıp bir imkana dönüştürür. Ancak bu imkânın &#8220;ahlaki bir pusula&#8221; ile yönetilmesi gerekir. Batı dünyası bugün yapay zeka etiğini tartışırken &#8220;insan odaklılık&#8221; diyor; İslam ise buna &#8220;fıtrat odaklılık&#8221; ve &#8220;kul hakkı&#8221; boyutunu ekler.</p>



<p><strong>3. Dijital Mahremiyet ve &#8220;Settâr&#8221; İsminin Tecellisi</strong></p>



<p>İslam, &#8220;tecessüsü&#8221; (başkalarının kusurlarını ve gizli hallerini araştırmayı) kesinlikle yasaklamıştır. Bugün ise &#8220;Büyük Veri&#8221; (Big Data), insanın her adımını izleyen, her arzusunu veri setine dönüştüren devasa bir gözetim mekanizmasıdır. Müslümanların mahremiyet algısı, sadece evinin perdesini kapatmakla sınırlı kalamaz.</p>



<p>Veri gizliliği, bugün bir &#8220;iffet&#8221; ve &#8220;emanet&#8221; meselesidir. Kişisel verilerin rıza dışı kullanılması, İslam fıkıh literatüründeki &#8220;gaspedilmiş mal&#8221; veya &#8220;emanete hıyanet&#8221; hükümleriyle doğrudan ilişkilidir. Müslüman toplumu, bu dijital gözetim çağında, &#8220;Settâr&#8221; (ayıpları örten) isminin bir tecellisi olarak, insanın dijital onurunu koruyacak şifreleme teknolojilerini ve hukuk normlarını referanslarından alarak geliştirmelidir.</p>



<p><strong>4. Blokzincir ve Ahde Vefa</strong></p>



<p>Blokzincir (Blockchain) teknolojisi, özünde &#8220;güven&#8221; ve &#8220;şeffaflık&#8221; vaat eder. İslam ticaret hukukunun temeli de &#8220;şahitlik&#8221; ve &#8220;yazılı akit&#8221; üzerine kuruludur. Bakara Suresi 282. ayet borçlanmaların yazılmasını ve şahit tutulmasını emreder. Blokzincir, aslında bu ayetin teknolojik bir tezahürüdür; geri döndürülemez, değiştirilemez ve şeffaf bir kayıt sistemi.</p>



<p>Ancak Müslüman dünyası bu teknolojiyi genellikle &#8220;Bitcoin helal mi, haram mı?&#8221; sığlığına hapsediyor. Oysa asıl mesele, bu teknolojiyi İslam’ın emrettiği &#8220;ahde vefa&#8221; ve &#8220;hilesiz ticaret&#8221; ilkelerini küresel ölçekte tesis etmek için nasıl kullanacağımızdır. Hüküm (dürüstlük ve şahitlik) aynıdır; değişmesi gereken, şahitliğin sadece &#8220;iki erkek şahit&#8221; formundan, &#8220;milyonlarca dijital düğümün onayı&#8221; formuna evrilebileceğini kabul eden fıkhi esnekliktir.</p>



<p><strong>5. Sosyal Medya ve &#8220;Lisan-ı Münasip&#8221;</strong></p>



<p>Dijitalleşmenin en görünür yüzü sosyal medyadır. Burada yaşanan ahlaki erozyon, İslam’ın &#8220;güzel ahlak&#8221; hükümlerinin değiştiği anlamına gelmez. &#8220;Yalan haber&#8221; (dezenformasyon), İslam literatüründeki &#8220;fısk&#8221; ve &#8220;iftira&#8221; kategorisindedir. Bir tweet atarken veya bir gönderiyi paylaşırken Müslüman, &#8220;Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme&#8221; (İsra, 36) uyarısını dijital bir kural (algoritma) olarak zihnine kazımalıdır. Sosyal medya platformlarının kaotik yapısı, Müslüman’ın &#8220;edeb&#8221; ve &#8220;haya&#8221; hükümlerini askıya almasına mazeret olamaz. Değişmesi gereken, sanal alemi &#8220;sorumsuzluk alanı&#8221; olarak gören yanlış dindarlık algısıdır.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Geleceği İnşa Etmek İçin Kökten Beslenmek</strong></h5>



<p>İslam, bir &#8220;müze dini&#8221; değildir. O, her an yeniden nazil oluyormuşçasına taze, her çağı kuşatacak kadar geniştir. Dijitalleşme ve yapay zeka, İslam’ın hükümlerini geçersiz kılmak bir yana, bu hükümlerin ne kadar hayati olduğunu tüm dünyaya kanıtlamaktadır. Silikon Vadisi’nin etik kurullar kurarak aradığı cevaplar, aslında bizim kadim mirasımızda &#8220;Adalet&#8221;, &#8220;Emanet&#8221;, &#8220;İhsan&#8221; ve &#8220;Hikmet&#8221; başlıkları altında bin yıldır beklemektedir.</p>



<p>Müslümanlar olarak dünyanın gelişimine ayak uydurmak, Batı’nın ürettiği teknolojiye sadece &#8220;helal sertifikası&#8221; basmak değildir. Ayak uydurmak; o teknolojinin doğuşundaki ahlaki boşluğu İslam’ın temel referanslarıyla doldurmak, &#8220;Aklın İntiharı&#8221;ndan kurtulup &#8220;Aklın İnşası&#8221;na geçmektir.</p>



<p>Hükümler sabittir: Adalet, dürüstlük, mahremiyet ve merhamet&#8230; Değişmesi gereken; bizim bu hükümleri akıllı telefonların ekranlarından, yapay zekanın işlemcilerinden ve blokzincirin halkalarından dünyaya yeniden haykıracak bir dil inşa etmemizdir. Gelecek, kadim referanslarını moderniteyle sentezleyenlerin, veriyi imanla, teknolojiyi ahlakla yoğuranların olacaktır.</p>



<p>Sonuç olarak, İslam’ın hükümleri modern gelişmelere engel değildir; bilakis bu gelişmelerin vahşi bir sömürü düzenine dönüşmesini engelleyecek yegâne ahlaki sigorta özelliği taşımaktadır. Müslümanların yapması gereken; geleneksel mirası reddetmek veya moderniteye körü körüne teslim olmak değildir.</p>



<p>İhtiyacımız olan şey, İslam’ın sarsılmaz adalet ve ahlak prensiplerini referans alarak, dijital dünyayı bu değerlerle yeniden yorumlamaktır. Bizim sorunumuz &#8220;eskimeyen hükümler&#8221; değil, o hükümleri bugünün kodlarıyla buluşturamayan &#8220;donmuş zihinlerdir&#8221;. Müslüman dünyası, ancak İslam’ın özüne sadık kalarak geleceğin teknolojisine yön verebilir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/03/murat.webp" width="100"  height="100" alt="Murat Erat" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/murat-erat/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Murat Erat</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dijitallesme-ve-yapay-zeka-caginda-islam-hukmun-sabitligi-alginin-donusumu/">Dijitalleşme ve Yapay Zeka Çağında İslam: Hükmün Sabitliği, Algının Dönüşümü</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dijitallesme-ve-yapay-zeka-caginda-islam-hukmun-sabitligi-alginin-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Türkistan’dan İstanbul’a Bir Hayat Hikâyesi</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dogu-turkistandan-istanbula-bir-hayat-hikayesi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dogu-turkistandan-istanbula-bir-hayat-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:26:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kriz bölgelerinde yaşananları belgelemek ve toplumsal hafızayı korumak amacıyla faaliyet gösteren Dijital Hafıza Merkezi, yeni bir röportaj çalışmasını kamuoyuyla paylaştı. 2021 yılında farklı disiplinlerden araştırmacılar, teknoloji uzmanları, akademisyenler ve aktivistlerin bir araya gelmesiyle kurulan merkez; kriz bölgelerinin hafızasını kayıt altına almayı ve bu tanıklıkları gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor. Bu kapsamda yürütülen sözlü tarih çalışmaları çerçevesinde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dogu-turkistandan-istanbula-bir-hayat-hikayesi/">Doğu Türkistan’dan İstanbul’a Bir Hayat Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kriz bölgelerinde yaşananları belgelemek ve toplumsal hafızayı korumak amacıyla faaliyet gösteren Dijital Hafıza Merkezi, yeni bir röportaj çalışmasını kamuoyuyla paylaştı.</p>



<p>2021 yılında farklı disiplinlerden araştırmacılar, teknoloji uzmanları, akademisyenler ve aktivistlerin bir araya gelmesiyle kurulan merkez; kriz bölgelerinin hafızasını kayıt altına almayı ve bu tanıklıkları gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.</p>



<p>Bu kapsamda yürütülen sözlü tarih çalışmaları çerçevesinde “Türkistan’dan İstanbul’a” adlı yeni bir röportaj serisine başlandı. Serinin ilk bölümünde Abdülahad Hafız, Doğu Türkistan’dan İstanbul’a uzanan hayat hikayesini anlattı.</p>



<p>Proje, hayat hikâyeleri üzerinden yok edilmeye çalışılan kültürel değerleri ve toplumsal hafızayı görünür kılmayı amaçlıyor.</p>



<p>Röportajda Abdülahad Hafız, Doğu Türkistan meselesine ilişkin, “biz Çin’den toprak istemiyoruz; bizim toprağımız Çin toprağı değil, işgal edilmiş toprak” ifadelerini kullanarak, yaşananları bir hak ve dava meselesi olarak gördüğünü vurguladı.</p>



<p>Hafız’ın anlatımı; acı, hasret ve uzun yıllara yayılan bir mücadelenin izlerini taşırken, yalnızca bireysel bir hicret hikâyesi değil, aynı zamanda vatanından ayrı düşmüş Uygurların kolektif hafızasına ve süregelen mücadelesine de ışık tutuyor.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Türkistan&#039;dan İstanbul&#039;a: Bitmeyen Bir Hicret ve Sadakat Öyküsü | Abdülahad Hafız" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/2tvgqEyy4jc?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dogu-turkistandan-istanbula-bir-hayat-hikayesi/">Doğu Türkistan’dan İstanbul’a Bir Hayat Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/dogu-turkistandan-istanbula-bir-hayat-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maide Gümüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk, İnsan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Değerlendirme İsrail Meclisi (Knesset), 31 Mart 2026&#8217;da tarihi bir adım attı: 62&#8217;ye karşı 48 oyla, ağırlıklı olarak Filistinli mahkumları hedef alan bir idam cezası yasasını kabul etti. Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi&#8217;nin öncülüğünde hazırlanan bu yasa; hukuki güvenceleri törpüleyen, gardiyanlar için cezai dokunulmazlık öngören ve askeri mahkemelere idam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/">İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading"><strong>Hukuk, İnsan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Değerlendirme</strong></h5>



<p>İsrail Meclisi (Knesset), 31 Mart 2026&#8217;da tarihi bir adım attı: 62&#8217;ye karşı 48 oyla, ağırlıklı olarak Filistinli mahkumları hedef alan bir idam cezası yasasını kabul etti. Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi&#8217;nin öncülüğünde hazırlanan bu yasa; hukuki güvenceleri törpüleyen, gardiyanlar için cezai dokunulmazlık öngören ve askeri mahkemelere idam yetkisi tanıyan maddeler içeriyor. Uluslararası hukuk, insan hakları standartları ve bölgesel siyaset açısından son derece ciddi kaygılara kapı aralayan bu düzenleme, kısa sürede küresel gündemin merkezine oturdu.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Bir Kırılma Noktası</strong></h5>



<p>İsrail tarihine bakıldığında, sivil hukukta idam cezasının neredeyse hiç uygulanmadığı görülür. Bu alandaki tek gerçek emsal, 1962&#8217;de Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann&#8217;ın idamıdır. Tam da bu geçmişe karşın Knesset&#8217;ten geçen yasa, köklü ve tartışmalı bir değişimi simgeliyor. 7 Ekim 2023 saldırılarının siyasi atmosferi derinden sarstığı, aşırı sağın koalisyon içindeki ağırlığının belirgin biçimde arttığı bir dönemde bu engel aşılabilir hale geldi.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Yasanın İçeriği</strong></h5>



<p>Yasa, bir dizi dikkat çekici hüküm barındırıyor. İnfaz yöntemi olarak asılma benimseniyor; bunu gerçekleştiren gardiyanlar ise kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlıkla korunuyor. Daha önce zorunlu tutulan oybirliği şartı kaldırılmış, idam kararı artık basit çoğunlukla alınabilir hale getirilmiştir. Savcılık talebi de artık ön koşul değil. Batı Şeria&#8217;daki Filistinlileri yargılayan askeri mahkemeler bu yetkiyle donatılırken af ve temyiz yollarının önü tamamen kapandı. Yasada idam gerekçesi olarak şu ifade yer alıyor: &#8220;İsrail&#8217;in varlığını inkar etme amacıyla bir İsrailli ya da burada yaşayan birini öldürmek.&#8221; Son derece muğlak bir tanım.</p>



<p>Yasa her ne kadar tarafsız bir dille kaleme alınmış olsa da hedef kitlesi konusunda en küçük bir muğlaklık yok. Bunu en açık biçimde ifade eden, yasanın mimarlarından Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir&#8217;in kabul oylamasının hemen ardından meclis kürsüsünden ettiği sözler oldu:&nbsp;<em>&#8220;Teröristleri idam edelim, mümkün olduğunca fazla.&#8221;</em>&nbsp;Ben-Gvir bu sözleri şampanya açarak kutladı.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Uluslararası Hukukla Çelişki</strong></h5>



<p>Bu yasa, İsrail&#8217;in taraf olduğu birden fazla uluslararası belgeyle doğrudan çelişiyor.</p>



<p><strong>Dördüncü Cenevre Sözleşmesi</strong>, işgal altındaki topraklardaki sivillere ve mahkumlara insancıl muamele edilmesini emreder; keyfi infazları ise açıkça yasaklar. Askeri mahkemelerin idam yetkisiyle donatılması, bu çerçevede özellikle sorunlu bir nokta olarak öne çıkıyor.</p>



<p><strong>Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi&#8217;nin (ICCPR) 6. maddesi</strong>&nbsp;ise idam cezasını yalnızca en ağır suçlarla sınırlandırıyor ve eksiksiz adil yargılanma güvencelerini zorunlu kılıyor. Söz konusu yasa, bu iki standardı da fiilen işlevsiz bırakıyor.</p>



<p>Bir de arka plandaki hukuki süreç var: Güney Afrika&#8217;nın Uluslararası Adalet Divanı&#8217;na (UAD) taşıdığı soykırım davası. UAD&#8217;nin yürürlükteki koruyucu tedbir kararları, İsrail&#8217;den Filistinlilere yönelik zararlı eylemleri sınırlandırmasını talep ediyor. Bu bağlamda idam kapsamının genişletilmesi, söz konusu geçici tedbirlerle açıkça çelişiyor ve dava sürecini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Cezaevlerindeki Tablo</strong></h5>



<p>Yasa, endişe verici bir ortamda hayata geçiyor. İnsan hakları örgütleri, Filistinli tutukluların sistematik işkenceye ve tıbbi ihmalin yol açtığı ölümlere maruz kaldığını belgelemiş durumda. Ben-Gvir&#8217;in Ulusal Güvenlik Bakanlığı görevine başladığı 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana İsrail cezaevlerinde 89 Filistinli hayatını kaybetti. Gardiyanlar için cezai dokunulmazlık getiren ve temyiz yollarını kapatan bu yasa, zaten sorunlu olan hesap verebilirlik tablosuna yeni güvensizlik katmanları ekliyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Uluslararası Tepkiler</strong></h5>



<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Avrupa Birliği yetkilileri, tasarıya önceden itirazlarını dile getirmişti. Ne var ki bu sesler Ben-Gvir tarafından reddedilmekle kalmadı, aşırı sağcı söylem içinde birer provokasyon unsuru olarak araçsallaştırıldı. Bu tutum, Netanyahu hükümetinin Batılı insan hakları kurumlarına karşı sergilediği giderek belirginleşen reddedici tavrın yeni bir halkası.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Siyasi Yansımalar</strong></h5>



<p>Yasanın onaylanması, Netanyahu koalisyonunun iç dinamiklerini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor: Aşırı sağcı ortakları memnun etmek için hukuki normlar feda ediliyor. 62&#8217;ye karşı 48&#8217;lik bu tablo, yalnızca koalisyonun değil, meclisteki geniş bir çoğunluğun iradesini yansıtıyor.</p>



<p>Bölgesel sonuçlar da az değil. Yasa, İsrail&#8217;in uluslararası meşruiyet kaybını derinleştiriyor; Abraham Anlaşmaları çerçevesinde normalleşme sağlayan ülkeleri bile zor bir konuma sokuyor. Müzakere cephesinde ise Hamas&#8217;ın esir takası görüşmelerini sürdürmesi siyasi açıdan giderek güçleşiyor. Öte yandan iki devletli çözümü savunmak da her geçen gün daha inandırıcısız bir hal alıyor. Filistin Yönetimi ise bu düzenlemeyi müzakere masasından çekilmek için uluslararası kamuoyuna kabul ettirilebilecek somut bir gerekçe olarak elinde tutuyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h5>



<p>İsrail&#8217;in idam cezası yasası; hukuki gerilemeyi, derin insan hakları kaygılarını ve bölgesel istikrarsızlaşma riskini tek bir metinde somutlaştırıyor. Uluslararası insancıl hukukla çelişkisi tartışma götürmez; usul güvencelerini törpüleyen düzenlemeler ise sistematik istismarın zeminini döşüyor.</p>



<p>Asıl soru şu: Uluslararası toplum bu yasaya nasıl yanıt verecek? Bu yanıt, uluslararası hukukun gerçekten evrensel bağlayıcılığa sahip olup olmadığını ya da bu ilkelerin stratejik çıkarlara göre seçici biçimde uygulanıp uygulanmadığını bir kez daha sınayacak. BM organlarının, AB&#8217;nin ve ilgili devletlerin önümüzdeki haftalardaki tutumu, bu soruya verilecek en somut cevap olacak.</p>



<p></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Maide Gümüş' src='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Maide Gümüş</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/">İsrail&#8217;in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/israilin-filistinli-mahkumlara-yonelik-idam-cezasi-yasasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Düşüncesinde Teolojik Atomizasyon ve Sosyal Felç</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/islam-dusuncesinde-teolojik-atomizasyon-ve-sosyal-felc/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/islam-dusuncesinde-teolojik-atomizasyon-ve-sosyal-felc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Erat]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:23:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2817</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Emevi Pragmatizmi, Tasavvufi Pasifizm ve Gazali Sonrası Akli İnhitat- Bu çalışma, İslam teolojisinin geçirdiği tarihsel dönüşümü; dinin toplumsal bir ıslah projesinden, bireysel bir mistisizm ve siyasi bir itaat aygıtına evrilmesini eleştirel bir perspektifle incelemektedir. Analizimiz, Emevi saltanatının meşruiyet devşirme stratejileriyle başlar; hadis uydurma faaliyetlerinin &#8220;itaat kültürü&#8221; inşasındaki rolünü irdeler. Ardından, tasavvufun bir &#8220;zühd&#8221; hareketi olarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/islam-dusuncesinde-teolojik-atomizasyon-ve-sosyal-felc/">İslam Düşüncesinde Teolojik Atomizasyon ve Sosyal Felç</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>-Emevi Pragmatizmi, Tasavvufi Pasifizm ve Gazali Sonrası Akli İnhitat-</strong></p>



<p>Bu çalışma, İslam teolojisinin geçirdiği tarihsel dönüşümü; dinin toplumsal bir ıslah projesinden, bireysel bir mistisizm ve siyasi bir itaat aygıtına evrilmesini eleştirel bir perspektifle incelemektedir.</p>



<p>Analizimiz, Emevi saltanatının meşruiyet devşirme stratejileriyle başlar; hadis uydurma faaliyetlerinin &#8220;itaat kültürü&#8221; inşasındaki rolünü irdeler. Ardından, tasavvufun bir &#8220;zühd&#8221; hareketi olarak başlayıp nasıl bir &#8220;asosyallik fabrikasına&#8221; dönüştüğünü ve tarikat yapılarının bireyi toplumsal bir özne olmaktan çıkarıp metafizik bir nesneye indirgediğini tartışır. Son olarak, İmam Gazali’nin epistemolojik müdahalesiyle akli eleştirinin nasıl bir &#8220;ilahiyat suçu&#8221; haline getirildiğini ve bu sürecin doğurduğu, dış dünyaya kör, sorgulama yetisi iğdiş edilmiş insan tipolojisini anatomize eder.</p>



<p>İslam’ın nüzul süreci, statik bir inanç manzumesinden ziyade; kabile asabiyetini kıran, ekonomik adaletsizliği hedef alan ve &#8220;insan&#8221;ı yeryüzünde bilinçli bir fail (fail-i muhtar) olarak konumlandıran dinamik bir devrimdir. Müslümanların cahiliye dönemi olarak nitelendirdiği zamanın dikey hiyerarşisi ve kan bağına dayalı tahakküm mekanizması, nüzul süreciyle birlikte yerini yatay bir eşitlik zeminine bırakmıştır. İslam, bireyi kabilenin anonim bir parçası olmaktan çıkarıp, doğrudan Allah karşısında ve toplum nezdinde müstakil bir &#8220;şahsiyet&#8221; olarak inşa etmiştir. Bu durum, insanın toplumsal bir varlık olarak yeniden tanımlanmasını sağlamış; onu kabile çıkarlarının kölesi olmaktan kurtararak evrensel ahlaki ilkelerin savunucusu kılmıştır.</p>



<p>İslam’ın insanı &#8220;fail-i muhtar&#8221; (seçme ve eylemde bulunma yetisine sahip özne) olarak konumlandırması, onu pasif bir kader mahkûmu olmaktan çıkarır. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in &#8220;Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez&#8221; (Ra&#8217;d, 11) ilkesi, toplumsal değişimin motor gücü olarak insan iradesini işaret eder. Bu durum, mümini doğaya, topluma ve siyasi otoriteye karşı &#8220;sorumlu bir denetçi&#8221; haline getirir. İnsan, yeryüzünün imarından ve adaletin ikamesinden doğrudan mesul olan, sorgulayan ve eyleme geçen dinamik bir unsurdur.</p>



<p>Ancak bu dinamizm, ilerleyen süreçlerde—özellikle saltanat rejimlerinin tahkimiyle—yerini &#8220;teslimiyetçi bir durağanlığa&#8221; bırakacaktır. Din, hayatın kalbindeki bu devrimci ruhundan koparılarak, iktidarların elinde toplumsal uyuşmayı sağlayan bir afyona dönüştürülme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Dinin başlangıcındaki bu &#8220;yatay&#8221; (toplumsal/etik) düzlemi, tarihsel süreç içerisinde iktidar odakları ve mistik ekoller tarafından sistematik bir biçimde tasfiye edilmiştir. Din, hayatın kalbinden sökülüp &#8220;gökyüzüne hapsedilmiş&#8221;; insan ise kainatla ve toplumla kurduğu organik bağı kopararak, sadece dikey bir huşu içerisinde kaybolan, toplumsal sorumluluklarından arındırılmış bir &#8220;mekanizmaya&#8221; dönüştürülmüştür.</p>



<p>Emevi hanedanının iktidara gelişi, İslam toplumunda sadece bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda dinin algılanış biçiminde radikal bir ontolojik kaymadır. Kabile asabiyetini kutsal bir kılıf altında yeniden canlandıran Emevi elitleri, kendi siyasi varlıklarını sarsılmaz kılmak için teolojiyi bir &#8220;savunma kalkanı&#8221; olarak kullanmışlardır. Bu süreçte en büyük kurban, İslam’ın adalet ve liyakat eksenli toplumsal sözleşmesidir.</p>



<p>Emevi sarayları, kendi ideolojilerini Hz. Peygamber’in lisanıyla meşrulaştırmak adına devasa bir &#8220;hadis uydurma&#8221; mekanizması kurmuştur. Bu faaliyetler iki temel amaca hizmet etmiştir:</p>



<p><strong>Mutlak İtaatin Teolojik İnşası:</strong> &#8220;Zalim de olsa emire itaat edin&#8221; temalı uydurma rivayetler, toplumsal muhalefetin önünü kesmek için kurumsallaştırılmıştır. Bu durum, Müslüman zihninde &#8220;zalime karşı çıkma&#8221; refleksini &#8220;dine karşı gelme&#8221; korkusuyla bastırmıştır.</p>



<p><strong>Cebriye ve Kader Mahkumiyeti:</strong> Emeviler, yaptıkları zulümleri &#8220;Allah’ın takdiri&#8221; olarak sunan Cebriye ekolünü himaye etmişlerdir. Eğer her şey önceden yazılmışsa, hükümdarın zulmü de ilahi bir senaryodur ve buna direnmek tanrısal iradeye kafa tutmaktır. Bu anlayış, insanı toplumsal bir aktör olmaktan çıkarıp, kaderin rüzgarında savrulan cansız bir yaprağa dönüştürmüştür.</p>



<p>Emevi pragmatizmi, dini hayatın içinden çekip metafizik bir soyutluğa itmiştir. Halkın yoksulluğu, sarayın şatafatı ve toplumsal sınıflaşma tartışılmaz hale getirilirken; din, sadece ahiret saadetine odaklanan, dünyevi adalet arayışını ise &#8220;fitne&#8221; olarak niteleyen bir yapıya büründürülmüştür. Böylece mümin, yeryüzündeki haksızlığı düzeltmekle mükellef bir &#8220;halife&#8221; değil, gökyüzündeki otoriteye teslimiyetini dünyadaki gölgesine (iktidar sahipleri) rüku ederek kanıtlayan bir &#8220;tebaa&#8221; haline gelmiştir. Bu çabaların en önemli araçlarından biri de hiç şüphesiz yozlaştırılmış tasavvuf kültürü olmuştur.</p>



<p>Tasavvuf, MS 8. yüzyılda Emevi ve Abbasi aristokrasisinin dünyevileşmesine bir itiraz olarak &#8220;zühd&#8221; (çilecilik) şeklinde başlamıştır. Ancak bu soylu itiraz, zamanla &#8220;dünyadan el çekme&#8221; idealini aşırılığa taşıyarak, insanı toplumsal yükümlülüklerinden istifa ettiren bir &#8220;mistik gettolaşmaya&#8221; evrilmiştir. 12. yüzyıl itibarıyla kurumsallaşan tarikatlar, dini düşüncenin sömürüldüğü yeni bir iktidar alanı yaratmıştır.</p>



<p>Tasavvufun merkezi haline getirilen tarikatlar, müridi &#8220;insan-ı kamil&#8221; yapma vaadiyle aslında onu toplumsal bir &#8220;hiçliğe&#8221; sürüklemiştir. &#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır&#8221; düsturu, bireyin rasyonel karar alma mekanizmasını felç etmiştir. Bu durumu genelde iki başlık altında ele almak mümkündür.</p>



<p><strong>İradenin Gasbı:</strong> Mürid, mürşidinin elinde &#8220;meyyit&#8221; (ölü) gibi olmalıdır. Bu mutlak teslimiyet, bireyin kendi hayatı, toplumu ve kainat üzerinde düşünmesini engellemiş; onu sadece bir otoriteye bağlı, dış dünyaya kapalı bir otomat haline getirmiştir.</p>



<p><strong>Manevi Sömürü:</strong> Din, bir ahlak ve aksiyon disiplini olmaktan çıkıp; rüyalar, kerametler ve metafizik hezeyanlar silsilesine dönüşmüştür. Tarikatlar, insanların manevi ihtiyaçlarını sömürerek onları gerçek dünyadaki üretim ve adalet mekanizmalarından koparmış, &#8220;asosyal müminler&#8221; ordusu yaratmıştır.</p>



<p>Tasavvufi düşüncenin bir kolu, dünyayı &#8220;leş&#8221; veya &#8220;imtihan alanı&#8221; olarak görerek doğaya ve çevreye karşı derin bir ilgisizliği körüklemiştir. Allah ile kurulan bağın sadece &#8220;kalp&#8221; seviyesine indirilmesi, tabiat, diğer canlılar ve bilim dış dünyayı önemsizleştirmiştir. Bu durum, ekolojik bir duyarsızlığı ve bilimsel merakın sönümlenmesini beraberinde getirmiştir. Sonuç olarak Allah ile irtibatı olduğunu iddia eden ama komşusunun açlığından, doğanın tahribinden veya bilimin ilerleyişinden bihaber bir kitle olmuştur.</p>



<p>İnsanın kalbi ile aklının mükemmel uyumuna hitap eden İslam dini İmam Gazali’nin akli eleştirinin tasviyesi ile yeniden evrilmeye başlamıştır. İslam düşünce tarihinin en ağır darbesi, İmam Gazali’nin felsefe ve akıl yürütmeye karşı başlattığı bu sistematik savaştır. Gazali, hakikatin akılla bulunamayacağını, aklın sadece yanılgı üreteceğini savunarak; sezgiyi ve vahyin lafzi yorumunu tek meşru kaynak ilan etmiştir. Bu hamle, İslam dünyasında &#8220;düşüncenin intiharı&#8221; olarak düşünülmelidir. Vahyin birçok mesajı ile bağdaşmayan bu deformasyon süreci, İslam düşünce ve yaşayış biçimini zihinsel hayattan çıkarmış ve zamanla oluşan şekilci yozlaşmanın başlangıcını oluşturmuştur.</p>



<p>Gazali’nin sistemleştirdiği bu düşünce yapısı, dini kurumları ve kişileri dokunulmaz kılmıştır. Masum ve mistik öğretiler ile süslenen bu düşünce akımı islamda toplumsal hayatı felç etmiş ve dini sadece ahirete endeksli bir yapıya dönüştürmeye başlamıştır. İmam Gazali’nin öğretilerini en temelde iki başlık altında toplayabiliriz.</p>



<p><strong>Sorgulamanın Yasaklanması:</strong> Gazali sonrası iklimde, dini otoritelerin görüşleri &#8220;eleştirilemez&#8221; kabul edilmiştir. Yanlışı sorgulayan kişi &#8220;zındıklık&#8221; veya &#8220;ehl-i bid&#8217;at&#8221; olmakla suçlanmıştır. Bu, toplumun denetim mekanizmasını yok etmiş; dini liderlerin her türlü hatasının &#8220;hikmet&#8221; perdesi altında meşrulaşmasına yol açmıştır.</p>



<p><strong>İlliyetin (Nedenselliğin) Reddi:</strong> Gazali’nin ateşin pamuğu yakmasında bile bir neden-sonuç ilişkisi olmadığını, her an Allah’ın doğrudan müdahalesi olduğunu savunması (Okazyonalizm), bilimsel düşüncenin köküne dinamit koymuştur. Doğa olaylarını sorgulamayan, her şeyi &#8220;mucize&#8221; veya &#8220;anlık irade&#8221; ile açıklayan bu çarpık ve hastalıklı zihin yapısı, insanın doğaya hükmetme ve onu anlama yetisini kaybedilmesine neden olmuştur.</p>



<p>Bu epistemolojik yıkım, &#8220;taklit&#8221; (otoriteye körü körüne bağlılık) kültürünü tek geçerli yol haline getirmiştir. İnsanlar, duydukları her rivayeti, her menkıbeyi ve her otorite sözünü aklın süzgecinden geçirmeden kabul etmeye başlamışlardır. Bu durum, dini bilginin kalitesini düşürmüş, hurafe ve batıl inançların İslam’ın özü gibi algılanmasına neden olmuştur. Uzun yıllar devam eden bu yıkımın günümüzdeki temsilcileri ise hiç şüphesiz tarikatlardır. Kitle iletişim araçları ile toplumun akıl ve ruh sağlığını bozarak, sadece kendilerine maddi bir çıkar kapısı “kullar” yaratmaya çalışan Batı destekli tarikatların, İslam dininin genel hükümleri ile dahi bağdaşmayan, akla ve mantığa aykırı fetvaları, insanları halis bir mümin olmaktan çıkarıp bir partizan haline getirmiştir.</p>



<p>Emevîlerin iktidarlarının devamlılığını sağlamak için siyasi hırslarıyla başlayan, tasavvufun pasifizmiyle derinleşen ve Gazali’nin akıl karşıtlığıyla mühürlenen bu süreç; İslam toplumlarını tarih sahnesinden silecek bir &#8220;toplumsal otizm&#8221; vakasına dönüştürmüştür. Bu sistematik bozulma süreci Batı tarafından da çok iyi bir şekilde kullanılmış ve gelinen noktada, bazı ufak kısımları hariç, Müslümanlar etkisiz mistik bir objeye dönüşmüştür. Deformasyon sürecinin başarılı bir şekilde işlemesi ile geldiğimiz noktada bir zamanlar akıntıya yön veren ve toplumun aktif öznesi olan Müslümanlar, şuan tarihin içinde başkalarının akıntılarında sürüklenen ve pasif bir nesnesi durumuna gelmişlerdir. Bugün karşı karşıya olduğumuz insan profili, tam da bu tarihsel sürecin ürünüdür. Bunları kısaca üç başlık halinde sıralamak mümkündür.</p>



<p><strong>Toplumsal Yabancılaşma:</strong> Dini sadece şahsi bir kurtuluş veya tarikat içi bir ritüel zanneden, toplumsal adaletsizliklere karşı felç olmuş bir karakterin inşası, İslam düşüncesindeki en büyük sosyolojik sapmalardan biridir. Bu yabancılaşma süreci, bireyin &#8220;kamusal vicdan&#8221; olma vasfını yitirerek, kendi ruhsal esenliği peşinde koşan bir &#8220;manevi narsisizm&#8221; bataklığına saplanmasıyla neticelenmiştir.</p>



<p><strong>Manevi Getto&#8221;lara Hapsolmuş Dindarlık</strong>: Tarikatlar ve kapalı dini cemaatler, bireyi toplumsal bütünün bir parçası olmaktan çıkarıp, dar bir grubun mikro-kültürüne hapsetmiştir. Bu yapılar içerisinde üretilen din dili, mümini &#8220;öteki&#8221;nin acısına ve toplumsal sistemin çarpıklıklarına karşı duyarsızlaştırmıştır. Kişi, zikir halkasında veya tekkede bulduğu manevi vecdi, dışarıdaki zulmün panzehiri zannetmekte; böylece vicdanını yatıştırarak &#8220;aktif bir toplumsal aktör&#8221; olma sorumluluğundan istifa etmektedir.</p>



<p><strong>Adaletsizliğe Karşı Duyusal Felç:</strong> Toplumsal adaletsizliklere karşı oluşan bu felç hali, teolojik bir &#8220;kayıtsızlık&#8221; ile beslenmiştir. Dünyayı sadece geçici bir gölgelik veya &#8220;nefsin terbiye edildiği bir zindan&#8221; olarak gören indirgemeci bakış açısı, dünyadaki eşitsizlikleri (yoksulluk, yolsuzluk, istibdat) önemsizleştirmiştir. Bu perspektif altında; toplumsal yapıların ıslahı için mücadele etmek, &#8220;fani dünyaya gereğinden fazla değer vermek&#8221; olarak etiketlenmiş, bu da tiranların ve sömürü odaklarının elini güçlendiren bir sessizlik kültürü doğurmuştur.</p>



<p><strong>Kolektif Şuurun İmhası ve Atomizasyon</strong> Bireyin kurtuluşunu (necat) sadece ritüelistik bir disipline ve otoriteye mutlak bağlılığa indirgeyen bu paradigma, İslam’ın &#8220;şahitlik&#8221; (emr-i bi’l-ma’ruf) sorumluluğunu atomize etmiştir. Artık mümin, toplumun gidişatından mesul bir &#8220;şahit&#8221; değil; sadece kendi ahiret dosyasını kabartmaya çalışan bir &#8220;manevi teknokrat&#8221; haline gelmiştir. Bu durum, toplumun bağışıklık sistemini çökertmiş; sorgulamanın, itirazın ve kolektif aksiyonun yerini, teslimiyetçi bir asosyallik ve ahlaki bir ilgisizlik almıştır. Onun için asıl sorun, hesap gününde kitabının hangi taraftan verileceği ve kazanmayı arzu ettiği cennette kendine vadedilen mükafatlardır.</p>



<p>Sonuç olarak; Allah ile irtibatını güçlendirdiğini iddia eden ancak yanı başındaki zulme karşı &#8220;dilsiz şeytan&#8221; konumuna düşen bu insan tipi, dinin toplumsal hayattaki dönüştürücü gücünün önündeki en büyük engeldir. Bu karakter, dindarlığı bir &#8220;kaçış alanı&#8221; olarak kullandığı müddetçe, dinin gökyüzünden yeryüzüne inerek hayatı adaletle tanzim etmesi mümkün olmayacaktır.</p>



<p>Netice itibariyle,İslam’ın yeniden ihyası, dinin &#8220;gökyüzündeki hapsinden&#8221; kurtarılmasına ve insanın yeniden &#8220;düşünen, sorgulayan ve toplumsal adalet için eyleme geçen&#8221; bir özne olarak inşa edilmesine bağlıdır. Aks takdirde, tarih boyunca uydurulan hadislerin ve kurumsallaşmış cehaletin gölgesinde, sadece ritüellerini icra eden ama hayatın akışına yön veremeyen pasif kitlelerin dramı devam edecektir. İslam’ın kalplere hitap eden sesi, ancak aklın ve adaletin rehberliğinde yeniden duyulabilir olacaktır.</p>



<p><strong>Kaynakça ve İleri Okuma Önerileri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>Ignac Goldziher, Muslim Studies (Muhammedanische Studien).</em></li>



<li><em>William Montgomery Watt, The Formative Period of Islamic Thought.</em></li>



<li><em>Mohammed Arkoun, İslam Düşüncesinin Eleştirisi.</em></li>



<li><em>Fazlur Rahman, İslam ve Modernlik.</em></li>



<li><em>İbn Haldun, Mukaddime</em></li>
</ul>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/03/murat.webp" width="100"  height="100" alt="Murat Erat" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/murat-erat/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Murat Erat</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/islam-dusuncesinde-teolojik-atomizasyon-ve-sosyal-felc/">İslam Düşüncesinde Teolojik Atomizasyon ve Sosyal Felç</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/islam-dusuncesinde-teolojik-atomizasyon-ve-sosyal-felc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025 Tanıtıldı</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/istanbulda-dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-tanitildi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/istanbulda-dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-tanitildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Nur Katırcıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:01:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”, İstanbul’da düzenlenen programla kamuoyuna sunuldu. Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen tanıtım toplantısında, çalışmanın metodolojisi ve öne çıkan bulguları paylaşıldı. Programda konuşan MAZLUMDER Genel Başkanı Kaya Kartal, endeksin tarihe not düşecek bir çalışma olduğunu söylerken bu çalışmaların uluslararası hukuk bağlamında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/istanbulda-dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-tanitildi/">İstanbul’da Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025 Tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) tarafından hazırlanan <strong>“Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”</strong>, İstanbul’da düzenlenen programla kamuoyuna sunuldu. Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen tanıtım toplantısında, çalışmanın metodolojisi ve öne çıkan bulguları paylaşıldı.</p>



<p>Programda konuşan MAZLUMDER Genel Başkanı Kaya Kartal, endeksin tarihe not düşecek bir çalışma olduğunu söylerken bu çalışmaların uluslararası hukuk bağlamında bir yaptırıma kaynaklık etmesini umut ettiklerini dile getirdi.</p>



<p>Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD) Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Ertekin de yapılan çalışmanın uzun vadede resmi kayıt oluşturması nedeniyle çok kıymetli bir belge olduğunu ifade etti.</p>



<p>Yeryüzü Avukatları Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Dişli konuşmasında, Doğu Türkistan meselesinin diğer mazlum coğrafyalardan ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. “Biz Filistin, Gazze, Yemen ve Arakan konusunda hangi hassasiyete sahipsek Doğu Türkistan için de aynı yerdeyiz. Bu davayı kompartımanlara ayırmadan, bir bütün olarak görmeliyiz. Bu meselenin ‘Batı bloğuna mahsus bir skor kazanma hamlesi’ olarak sunulmasını reddediyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>



<p>ETHR’nin bir yıl boyunca yürüttüğü sistematik haber taramaları ve kamuya açık uluslararası raporların karşılaştırmalı analiziyle hazırlanan Endeks 2025, doğrudan saha erişiminin mümkün olmadığı şartlarda dahi ihlallerin izlenebilir ve kayıt altına alınabilir olduğunu ortaya koyuyor. Raporda, bölgedeki baskı politikalarının özellikle iş gücü transferi uygulamaları üzerinden derinleştiği vurgulanırken; çalışmanın, ulusal ve uluslararası insan hakları savunuculuğu için veriye dayalı güçlü bir referans sunduğu ifade ediliyor.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Ahsen Nur Katırcıoğlu' src='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png' srcset='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png 2x' class='avatar avatar-100 photo avatar-default' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/ahsen-nur-katircioglu/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Ahsen Nur Katırcıoğlu</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Ahsen Nur Katırcıoğlu, Türkistan coğrafyası odaklı uluslararası ilişkiler alanında akademik ve saha temelli çalışmalar yürütmektedir. Prodüksiyon, tanıtım, editörlük ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yayıncılık, akademik eğitim, medya çalışmaları ve dijital arşivleme projelerinde rol almıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nde çift anadal öğrencisi olarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde öğrenimini sürdürmektedir. İngilizce ve Arapça bilmektedir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/istanbulda-dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-tanitildi/">İstanbul’da Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025 Tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/istanbulda-dogu-turkistan-insan-haklari-ihlalleri-endeksi-2025-tanitildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa’nın %98’i Müslüman Olan Şehri: Mayotte</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/fransanin-%98i-musluman-olan-sehri-mayotte/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/fransanin-%98i-musluman-olan-sehri-mayotte/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Yasin Gidici]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 15:13:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[KOLONİDE İSLAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hint Okyanusu’nun kalbinde yer alan Mayotte, Fransa’nın 101. ili. Nüfusun %98’i Müslüman olan bu adada ezan sesleri, Fransız yasalarının ve bayrağının gölgesinde yankılanıyor. 1974 ve 1976 referandumları, bölge için tarihi bir dönüm noktasıydı. Komor Takımadaları bağımsızlık için &#8220;evet&#8221; derken, Mayotte halkı şaşırtıcı bir kararla Fransa ile kalmayı seçti. Bu karar, Mayotte’yi komşularından koparan ve &#8220;bağımsızlık&#8221; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/fransanin-%98i-musluman-olan-sehri-mayotte/">Fransa’nın %98’i Müslüman Olan Şehri: Mayotte</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hint Okyanusu’nun kalbinde yer alan Mayotte, Fransa’nın 101. ili. Nüfusun %98’i Müslüman olan bu adada ezan sesleri, Fransız yasalarının ve bayrağının gölgesinde yankılanıyor.</p>



<p>1974 ve 1976 referandumları, bölge için tarihi bir dönüm noktasıydı. Komor Takımadaları bağımsızlık için &#8220;evet&#8221; derken, Mayotte halkı şaşırtıcı bir kararla Fransa ile kalmayı seçti. Bu karar, Mayotte’yi komşularından koparan ve &#8220;bağımsızlık&#8221; yerine &#8220;Fransız refahını&#8221; tercih eden aykırı bir yolun başlangıcı oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="912" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions.webp" alt="Fransa’nın denizaşırı bölgelerini de dahil eden bölgesel haritası." class="wp-image-2654" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions.webp 960w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions-300x285.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions-768x730.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions-150x143.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/france-regions-696x661.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fransa’nın denizaşırı bölgelerini de dahil eden bölgesel haritası.</figcaption></figure>



<p>Mayotte, 31 Mart 2011 tarihinde resmen Fransa’nın bir denizaşırı ili oldu. Bu dönüşümle birlikte ada; Euro kullanımına geçti, Fransız eğitim müfredatını benimsedi ve Avrupa Birliği toprağı sayıldı. Ancak bu süreç, yerel Müslüman kimliği ile seküler Fransız yasaları arasında hassas bir dengenin kurulmasını zorunlu kıldı.</p>



<p>2011’e kadar yetkili olan &#8220;Kadılık&#8221; kurumları, il olma süreciyle birlikte yerini tamamen Fransız medeni kanununa bıraktı. Bugün Mayotte, bir yandan İslami değerlerini korurken diğer yandan Fransız hak ve sorumluluklarıyla iç içe yaşıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="698" height="540" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/4.webp" alt="Mayotte’de bulunan bir camii." class="wp-image-2655" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/4.webp 698w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/4-300x232.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/4-150x116.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/4-696x538.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 698px) 100vw, 698px" /><figcaption class="wp-element-caption">Mayotte’de bulunan bir camii.</figcaption></figure>



<p>Mayotte’nin statüsü hala tartışmalı. Komorlar Birliği, adayı kendi toprağı olarak görmeye devam ediyor ve BM bu konuda Fransa’ya sık sık eleştiriler yöneltiyor. Bu durum, her yıl binlerce Komorlunun &#8220;Fransız toprağına&#8221; ulaşmak için hayatını riske attığı tehlikeli bir göç rotasını ve insani krizi de beraberinde getiriyor.</p>



<p>Mayotte, sömürge sonrası dönemde &#8220;bağımsızlık&#8221; yerine &#8220;entegrasyonu&#8221; seçen nadir örneklerden biri olarak dikkat çekiyor. Fransa’nın bu en uzak köşesi, hem kültürel dokusu hem de jeopolitik konumuyla duyanları şaşırtıyor.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Muhammed Yasin Gidici' src='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/muhammed-yasin-gidici/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Muhammed Yasin Gidici</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Muhammed Yasin Gidici 2004 yılında İzmir’de doğdu. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde eğitim hayatına devam etmektedir. Dış politikada Doğu Afrika ve kriz, çatışma bölgelerine yoğunlaşarak çalışmalar yapmaktadır. İngilizce bilmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/fransanin-%98i-musluman-olan-sehri-mayotte/">Fransa’nın %98’i Müslüman Olan Şehri: Mayotte</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/fransanin-%98i-musluman-olan-sehri-mayotte/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Surinam: Güney Amerika&#8217;nın Müslüman Coğrafyası</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kolonide-islam/surinam-guney-amerikanin-musluman-cografyasi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kolonide-islam/surinam-guney-amerikanin-musluman-cografyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Yasin Gidici]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 14:13:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[KOLONİDE İSLAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Surinam, Güney Amerika&#8217;da Müslüman nüfus oranının en yüksek olduğu ülkedir. Toplam nüfusun yaklaşık %20&#8217;si Müslümandır. Bu demografik ağırlık nedeniyle ülke, 1996 yılında İslam İşbirliği Teşkilatı’na tam üye kabul edilmiştir. Ülkedeki İslami varlık, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenmeye başlamıştır. İslam’ın ülkeye gelişi, sömürgeci Hollanda&#8217;nın iş gücü politikalarının sonucudur. 1863’te köleliğin kaldırılmasının ardından oluşan iş gücü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kolonide-islam/surinam-guney-amerikanin-musluman-cografyasi/">Surinam: Güney Amerika&#8217;nın Müslüman Coğrafyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Surinam, Güney Amerika&#8217;da Müslüman nüfus oranının en yüksek olduğu ülkedir. Toplam nüfusun yaklaşık %20&#8217;si Müslümandır. Bu demografik ağırlık nedeniyle ülke, 1996 yılında İslam İşbirliği Teşkilatı’na tam üye kabul edilmiştir. Ülkedeki İslami varlık, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenmeye başlamıştır.</p>



<p>İslam’ın ülkeye gelişi, sömürgeci Hollanda&#8217;nın iş gücü politikalarının sonucudur. 1863’te köleliğin kaldırılmasının ardından oluşan iş gücü açığını kapatmak için Hindistan ve Endonezya’dan işçiler getirilmiştir. 1873-1916 yılları arasında Hindistan’dan, 1890-1939 yılları arasında ise Endonezya’nın Cava adasından gelen Müslümanlar bugünkü yapının temelini oluşturur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1152" height="896" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd.webp" alt="Hindistan’dan bölgeye getirilen bazı Hindistanlılar." class="wp-image-2648" style="width:748px;height:auto" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd.webp 1152w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-300x233.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-1024x796.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-768x597.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-150x117.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-696x541.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/Gemini_Generated_Image_fisd2xfisd2xfisd-1068x831.webp 1068w" sizes="auto, (max-width: 1152px) 100vw, 1152px" /><figcaption class="wp-element-caption">Hindistan’dan bölgeye getirilen bazı Hindistanlılar.</figcaption></figure>



<p>Etnik yapı, dini pratiklerde de belirleyicidir. Müslüman nüfusun çoğunluğunu Hindistan kökenliler ve Endonezya kökenli &#8220;Cavalılar&#8221; oluşturur. Hint kökenliler genellikle Hanefi mezhebine bağlıyken, Cava kökenliler Şafii geleneğini sürdürmektedir. Az sayıda da olsa Afrika kökenli Müslüman ve Ahmediye mensubu bulunmaktadır.</p>



<p>Başkent Paramaribo’da dini yapılar fiziksel olarak birbirine oldukça yakındır. Şehir merkezindeki &#8220;Keizerstraat Camii&#8221; ile &#8220;Neve Shalom Sinagogu&#8221; yan yana bulunmaktadır. Bu durum, ülkede farklı dini gruplar arasındaki sosyal uyumun ve hukuki statü eşitliğinin bir göstergesi olarak kabul edilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2560" height="1920" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-scaled.webp" alt="Keizerstraat Camii" class="wp-image-2647" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-scaled.webp 2560w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-300x225.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-1024x768.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-768x576.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-1536x1152.webp 1536w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-2048x1536.webp 2048w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-150x113.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-696x522.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-1068x801.webp 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/camii-1920x1440.webp 1920w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><figcaption class="wp-element-caption">Keizerstraat Camii</figcaption></figure>



<p>Surinam’da İslam, sadece dini bir kimlik değil, aynı zamanda etnik ve siyasi bir temsil aracıdır. Müslüman toplum, kurdukları siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ülke yönetiminde aktif rol almaktadır. Günümüzde Surinam, hem Latin Amerika kimliğiyle hem de İslam dünyasıyla olan kurumsal bağlarıyla bölgede istisnai bir örnek teşkil eder.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Muhammed Yasin Gidici' src='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/muhammed-yasin-gidici/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Muhammed Yasin Gidici</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Muhammed Yasin Gidici 2004 yılında İzmir’de doğdu. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde eğitim hayatına devam etmektedir. Dış politikada Doğu Afrika ve kriz, çatışma bölgelerine yoğunlaşarak çalışmalar yapmaktadır. İngilizce bilmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kolonide-islam/surinam-guney-amerikanin-musluman-cografyasi/">Surinam: Güney Amerika&#8217;nın Müslüman Coğrafyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kolonide-islam/surinam-guney-amerikanin-musluman-cografyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kılıç ve Kalem: Ebu Ubeyde’nin Teziyle Filistin’in Akidevi Kökenleri</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kilic-ve-kalem-ebu-ubeydenin-teziyle-filistinin-akidevi-kokenleri/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kilic-ve-kalem-ebu-ubeydenin-teziyle-filistinin-akidevi-kokenleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Nur Katırcıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 18:36:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2625</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Musa kavmine dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır; kullarından dilediğine onu miras verir. Sonuç muttakilerindir.” (A’râf, 128) Dünya onu kararlı hitabeti ve sembolleşmiş sesiyle direnişin yüzü olarak tanıdı. Ancak şehadetinin ardından geriye sadece askerî bir başarı değil, davasının teolojik ve tarihî köklerini titizlikle inşa ettiği akademik bir miras kaldı. Şehid Huzeyfe [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kilic-ve-kalem-ebu-ubeydenin-teziyle-filistinin-akidevi-kokenleri/">Kılıç ve Kalem: Ebu Ubeyde’nin Teziyle Filistin’in Akidevi Kökenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Musa kavmine dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır; kullarından dilediğine onu miras verir. Sonuç muttakilerindir.”</p>



<p>(A’râf, 128)</p>



<p>Dünya onu kararlı hitabeti ve sembolleşmiş sesiyle direnişin yüzü olarak tanıdı. Ancak şehadetinin ardından geriye sadece askerî bir başarı değil, davasının teolojik ve tarihî köklerini titizlikle inşa ettiği akademik bir miras kaldı. Şehid Huzeyfe Kahlout (Ebu Ubeyde) tarafından 2013 yılında tamamlanan 760 sayfalık devasa yüksek lisans tezi, bu fikri derinliğin en somut kanıtı.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Sözünü Eylemiyle Mühürleyen Bir Savaşçı</strong></h4>



<p>Ebu Ubeyde’nin <strong>“</strong><strong>Siyonizm, Hıristiyanlık ve İslâm&#8217;a Göre Mukaddes Topraklar</strong><strong>”</strong> başlıklı çalışması, Filistin davasının yalnızca askerî değil, aynı zamanda epistemik ve ideolojik bir mücadele alanı olduğunu ortaya koyar. O, Filistin meselesini modern siyasetin dar çerçevesine hapsetmeden, asıl kavganın temellerinin inanç, kimlik ve kutsallık üzerinden yürüdüğünü ortaya koymuştur:</p>



<p>“<em>Bugün yaşanan mücadele; toprak, devlet veya egemenlik mücadelesinden önce, hak ile batıl arasında inanç temelli bir mücadeledir.”</em></p>



<p>Sahada cüretkâr ve savaşçı bir ses olarak tanıdığımız Ebu Ubeyde, akademide ilmin tevazusunu kuşanır; tezine son derece mütevazı bir dille başlar:</p>



<p>“<em>Bu çalışmanın tamamlanmasını nasip eden Yüce Allah’a hamd ederim.<br>Bu mütevazı çalışmada hiçbir üstünlük iddiam yoktur; bu yalnızca bir öğrencinin gayretidir.<br>Peygamberimizin şu sözüyle başlarım:<br>‘İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz.’”</em></p>



<p>Eser, Orta Doğu jeopolitiğinin merkezinde yer alan &#8220;Kutsal Toprak&#8221; (Arz-ı Mev&#8217;ud / Filistin) kavramını sadece siyasi değil, teolojik bir temelde inceler. Üç semavi dinin bu topraklara yüklediği anlamları karşılaştırmalı olarak ele alması, bölgedeki çatışmaların dini kökenlerini anlamak adına akademik bir veri sunar.</p>



<p>Çalışmanın daha giriş bölümünden itibaren yazarın temel iddiası açıktır: Filistin meselesi, modern ulus-devlet sınırlarıyla açıklanamayacak kadar derindir:</p>



<p>“<em>Mukaddes topraklar meselesi yalnızca siyasi bir mesele değildir.</em></p>



<p><em>Bu mesele, tarihsel, inançsal ve medeniyet temelli bir çatışmanın ürünüdür.</em></p>



<p><em>Yeryüzünde ilk defa insanlığın mukaddes kabul ettiği yerlerden biri olan bu topraklar, tarih boyunca istilalara, kutsallık iddialarına ve sahte meşrulaştırmalara konu edilmiştir.</em></p>



<p><em>Bugün yaşanan mücadele;</em></p>



<p><em>toprak, devlet veya egemenlik mücadelesinden önce,</em></p>



<p><em>hak ile batıl arasında, inanç temelli bir mücadeledir.</em></p>



<p><em>Bu nedenle Müslüman nesillerin,</em></p>



<p><em>bu meselenin yalnızca politik değil,</em></p>



<p><em>akidevi bir mesele olduğunu idrak etmesi gerekir.”</em></p>



<h4 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Tezin Üç Temel Sütunu</strong></h4>



<p>Eser, Filistin topraklarına yüklenen anlamları üç semavi din üzerinden mukayeseli bir teraziye çıkarır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yahudilik ve Siyonizm:</strong> Siyonizm’in sadece politik bir proje değil, tahrif edilmiş dinî referanslarla beslenen bir ideoloji olduğu akademik bir dille deşifre edilir.</li>



<li><strong>Hristiyanlık ve Batı Paradigması:</strong> Haçlı Seferleri’nden modern &#8220;Hristiyan Siyonizmi&#8221;ne uzanan süreçte, Batı’nın bölgeye ilgisindeki teolojik süreklilik analiz edilir.</li>



<li><strong>İslam ve Ümmet Bilinci:</strong> Filistin’in bir vakıf toprağı olduğu vurgulanarak, meselenin her Müslüman için kaçınılmaz bir akide davası olduğu temellendirilir.</li>
</ol>



<p>Bu yapı, çalışmanın sıradan bir tarih anlatısı olmadığını; karşılaştırmalı dinler tarihi, akide ve siyasal bilinç alanlarını birleştiren disiplinlerarası bir tez olduğunu gösterir. Bu noktada Ebu Ubeyde’nin kişisel profili ayrı bir anlam kazanır. Sahada askerî direnişi temsil eden bir figürün, akademide meseleyi akide ve medeniyet perspektifinden temellendirmesi, silahla yürütülen mücadelenin düşünsel zeminini inşa etme çabası olarak okunabilir. Savaşçı yönü ve ilmi yönü birbirini tamamlayan iki yüz gibidir: biri fiilen savaşırken, diğeri mücadelenin meşruluğunu kanıtlar. Kalem ile direniş hattı arasında kurulan bu bağ, çağımızda fikir ile eylemin nasıl iç içe geçtiğini gösteren dikkat çekici bir örnek.</p>



<p>Çalışma, Dua Yayınları tarafından Türkçeye çevrilmiş ve üç cilt halinde yayımlanmıştır.</p>



<p>Sonuç olarak bu tez, Filistin meselesinin neden yalnızca bir toprak ihtilafı değil, inançlar arası kutsallık rekabeti olduğunu anlamak isteyenler için güçlü bir kavramsal çerçeve sunar. Yahudilikteki “vadedilmiş toprak” fikri, Hristiyan dünyasında özellikle Evanjelik teolojiyle yeniden üretilen kutsal yurt anlayışı ve İslam’daki mukaddes belde tasavvurunun aynı coğrafyada nasıl bir dinler arası çatışma alanı oluşturduğunu ortaya çıkarıyor. Meseleyi, sınırlar ve devletler düzeyinin ötesinde, vahiy yorumları ve kutsallık iddiaları üzerinden yeniden okumak isteyenler için eser gerçekten güçlü bir kaynak niteliğinde.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Ahsen Nur Katırcıoğlu' src='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png' srcset='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png 2x' class='avatar avatar-100 photo avatar-default' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/ahsen-nur-katircioglu/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Ahsen Nur Katırcıoğlu</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Ahsen Nur Katırcıoğlu, Türkistan coğrafyası odaklı uluslararası ilişkiler alanında akademik ve saha temelli çalışmalar yürütmektedir. Prodüksiyon, tanıtım, editörlük ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yayıncılık, akademik eğitim, medya çalışmaları ve dijital arşivleme projelerinde rol almıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nde çift anadal öğrencisi olarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde öğrenimini sürdürmektedir. İngilizce ve Arapça bilmektedir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kilic-ve-kalem-ebu-ubeydenin-teziyle-filistinin-akidevi-kokenleri/">Kılıç ve Kalem: Ebu Ubeyde’nin Teziyle Filistin’in Akidevi Kökenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/kilic-ve-kalem-ebu-ubeydenin-teziyle-filistinin-akidevi-kokenleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar Soykırım Davasını Görüşecek</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/uluslararasi-adalet-divani-myanmar-soykirim-davasini-gorusecek/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/uluslararasi-adalet-divani-myanmar-soykirim-davasini-gorusecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Nur Katırcıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 16:08:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İSLAM DÜNYASI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Myanmar’ın Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım suçlamalarını 12–29 Ocak tarihleri arasında esastan görüşecek. Gambiya’nın, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın desteğiyle 2019’da açtığı dava, UAD’nin son on yılı aşkın sürede ele aldığı ilk soykırım davası olması bakımından tarihsel önem taşıyor. Duruşmalar kapsamında Gambiya iddialarını sunarken, Myanmar suçlamaları reddederek askeri operasyonların “isyancılara karşı yürütüldüğünü” savunacak. Dava [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/uluslararasi-adalet-divani-myanmar-soykirim-davasini-gorusecek/">Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar Soykırım Davasını Görüşecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Myanmar’ın Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım suçlamalarını 12–29 Ocak tarihleri arasında esastan görüşecek. Gambiya’nın, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın desteğiyle 2019’da açtığı dava, UAD’nin son on yılı aşkın sürede ele aldığı ilk soykırım davası olması bakımından tarihsel önem taşıyor. Duruşmalar kapsamında Gambiya iddialarını sunarken, Myanmar suçlamaları reddederek askeri operasyonların “isyancılara karşı yürütüldüğünü” savunacak.</p>



<p>Dava dosyasında, 2017 yılında Myanmar ordusunun yürüttüğü operasyonlar sonucunda yaklaşık 730 bin Rohingya’nın Bangladeş’e zorla göç etmek zorunda bırakılması merkezi bir yer tutuyor. Birleşmiş Milletler araştırma heyeti bu süreci “soykırım eylemleri” içeren bir kampanya olarak nitelendirirken, Myanmar bu raporları önyargılı olmakla eleştiriyor.</p>



<p>Mahkemenin, nadir görülen bir uygulamayla kapalı oturumda tanık dinlemeye karar vermesi, delillerin ağırlığına ve davanın ciddiyetine işaret ediyor.</p>



<p>Uluslararası Adalet Divanı’nın Myanmar davasında ortaya koyacağı hukuki değerlendirme, soykırımın yalnızca kitlesel öldürmelerle sınırlı olmadığına dair uluslararası hukuk anlayışını daha da belirginleştirebilir. Mahkemenin zorla yerinden edilme, çocuklara ve kadınlara yönelik sistematik ihlaller, yaşam koşullarının bilinçli biçimde yok edici hale getirilmesi ile kültürel ve dini varlığın tasfiyesini soykırım niyetinin göstergeleri arasında değerlendirmesi halinde, bu yaklaşım gelecekteki davalar açısından önemli bir eşik oluşturacaktır.</p>



<p>Bu çerçevenin kabul görmesi, Filistin ve Doğu Türkistan gibi uzun süreli ve yapısal baskı politikalarının uygulandığı dosyalar bakımından da hukuki alanı genişletebilir. Zira bu örneklerde, soykırım iddiaları yalnızca can kayıplarına değil; bir topluluğun fiziksel, sosyal ve kültürel varlığını sürdürülemez kılan, zamana yayılan yok etme stratejilerine dayanmaktadır. Bu yönüyle Rohingya davası, yalnızca belirli bir halkın adalet arayışı değil, uluslararası hukukun soykırımı nasıl tanımladığına dair küresel bir sınav niteliği taşımaktadır.</p>



<p></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Ahsen Nur Katırcıoğlu' src='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png' srcset='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png 2x' class='avatar avatar-100 photo avatar-default' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/ahsen-nur-katircioglu/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Ahsen Nur Katırcıoğlu</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Ahsen Nur Katırcıoğlu, Türkistan coğrafyası odaklı uluslararası ilişkiler alanında akademik ve saha temelli çalışmalar yürütmektedir. Prodüksiyon, tanıtım, editörlük ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yayıncılık, akademik eğitim, medya çalışmaları ve dijital arşivleme projelerinde rol almıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nde çift anadal öğrencisi olarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde öğrenimini sürdürmektedir. İngilizce ve Arapça bilmektedir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/uluslararasi-adalet-divani-myanmar-soykirim-davasini-gorusecek/">Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar Soykırım Davasını Görüşecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/islam-dunyasi/uluslararasi-adalet-divani-myanmar-soykirim-davasini-gorusecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
