<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DÜNYA GÜNDEMİ arşivleri - Dünya ve İslam</title>
	<atom:link href="https://dunyaveislam.com/kategori/dunya-gundemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dunyaveislam.com/kategori/dunya-gundemi/</link>
	<description>Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 14:24:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/03/favicon.png</url>
	<title>DÜNYA GÜNDEMİ arşivleri - Dünya ve İslam</title>
	<link>https://dunyaveislam.com/kategori/dunya-gundemi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Hasan Fidan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 14:24:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazıya bu soruya açık ve net bir cevap vererek başlayabiliriz: Çoğu kişinin tahmin edeceği şekilde İsrail nedeniyle! Peki niçin İsrail, Ortadoğu’da savaşların sürmesinin ana nedeni olmaya devam edecek? Bu sorunun cevabı da açık ve nettir: İsrail, toprak işgalleriyle büyümeye çalışan bir devlettir; toprak işgali, savaşlar ve çatışmalar demektir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu politikası nedeniyle Ortadoğu’da savaşlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/">Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yazıya bu soruya açık ve net bir cevap vererek başlayabiliriz: Çoğu kişinin tahmin edeceği şekilde İsrail nedeniyle! Peki niçin İsrail, Ortadoğu’da savaşların sürmesinin ana nedeni olmaya devam edecek? Bu sorunun cevabı da açık ve nettir: İsrail, toprak işgalleriyle büyümeye çalışan bir devlettir; toprak işgali, savaşlar ve çatışmalar demektir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu politikası nedeniyle Ortadoğu’da savaşlar sürecektir. İsrail kuruluşundan itibaren topraklarını genişletmeyi temel amaç olarak benimsemiştir. Bir devletin sınırlarını genişletmeye çalışması, doğrudan savaşların başlamasına neden olur. Örneğin dört yıldır sürmekte olan Rusya-Ukrayna Savaşı, Rusya’nın topraklarını genişletme arzusundan kaynaklanmıştır ve yüzbinlerce Ukraynalı ya da Rus bu uğurda ölmüştür.</p>



<p>İsrail, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yüz milyonlarca Arap’ın yaşadığı bir coğrafyaya Yahudi nüfusu taşıyarak, savaşlar ve sınır işgalleriyle devlet kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle İsrail Devleti’nin kurucusu Ben Gurion, İsrail için “askeri karargâh” ifadesini kullanmıştır. İsrail’de kadınlar da dahil olmak üzere bütün toplum askeri yapının bir parçasıdır. İsrail Devleti ve toplumu, İsrail’in varlığını koruması ve sınırlarını genişletmesi savaş ve silah kullanmak dışında bir stratejiye sahip değildir. İsrail halkının günümüzdeki yüzde onu hariç, geri kalanı savaş ve işgal siyasetini desteklemektedir.</p>



<p>İsrail, Filistin toprakları üzerinde yaşayan Filistinlileri göç ya da öldürülerek, soykırım yoluyla Filistin’den atmayı birinci hedef olarak benimsemektedir. Ancak İsrail Devleti için tek hedef Filistinliler değildir aynı zamanda sınırları etrafında olan Arap devletlerinden toprak alarak sınırlarını genişlemeyi amaçlamaktadır. Bu iki durumu anlamak için İsrail Devleti’nin işgal politikasına ve yöneticilerinin söylemlerine dikkat etmek yeterlidir.</p>



<p>İsrail, 1948’de kurulduğu sırada Birleşmiş Milletler’de alınan iki devletli çözümünü kabul etmiştir. İsrail’in bu kararı kabul etmesinin nedeni, meşruiyetini kazanmak ve sonrasında sınırlarını genişletmektir; ki böyle olmuştur. 1967 Altı Gün Savaşı’yla İsrail, Mısır, Suriye, Ürdün’den toprak alarak sınırlarını genişletmiştir. İsrail’de 1970’lerin sonuna kadar iktidarda olan yöneticileri, sol Siyonizmden gelen ve uluslararası meşruiyet arayan kişiler olarak kabul edilmişlerdir. Fakta bu algı yanıltıcıdır. Sol ya da sağ, bütün Siyonistler toprak işgaline dayalı bir anlayışa sahiptir. Sol Siyonizmin iktidarda olduğu yıllarda İsrail hapishaneleri, Filistinlilere yönelik sistematik işkencenin yapıldığı yerler olmuştur.</p>



<p>Siyonistlerin ortak ideali olan, “Büyük İsrail” hedefi, Nazi Almayası’nın Lebensraum (Yaşam Alanı) doktrini ile önemli ölçüde benzeşmektedir. “Büyük İsrail” hedefi İsrail’in kurulmasından itibaren benimsenen bir hedeftir. Ben Gurion 1948’deki açıklaması nihai hedefe ilişkin fikir vermektedir: “Siyonist talepler, Güney Lübnan, Güney Suriye, bugünkü Ürdün, Şeria’nın Batısı ve Sina’yı içermektedir”. Ünlü İsrailli General ve devlet adamı Moşe Dayan, Ben Gurion’un izinden giderek, İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde 1968 yılında İsrailli askerler şu şekilde hitap etmiştir: “Babalarımız bölünme planında belirtilen sınırlara ulaşmışlardı. Altı Gün Savaşı kuşağı Süveyş, Ürdün ve Golan Tepelerine ulaşmayı başardı. Burada bitmiyor. Şu andaki ateşkes hattından sonra yenileri olacak. Bunlar Ürdün’ün ötesine, Lübnan’a, hatta Orta Suriye’ye kadar uzanacak”. Makul ve ılımlı olarak sunulan İsrail yöneticileri bu sözleri sarf etmişler ve toprak işgalleriyle sınırlarını genişletmişlerdir.</p>



<p>Günümüzde ise bu tablo daha radikal bir hal almıştır. İsrail ana muhalefetinin önde gelen üyelerinden, iki devletli çözüm yanlısı ve ılımlı olarak kamuoyuna sunulan Yair Lapid’in değerlendirmeleri, İsrail’deki günümüz radikalizmini açıklamaktadır: “Bu pratik değerlendirmelerin ötesinde, İsrail toprakları üzerindeki tapumuzun Tavrat olduğuna ve sınırların o sınırlara dönmesi gerektiğine inanıyorum. Yani prensipte Büyük İsrail daha geniş mi? Prensipte, İsrail’in güvenlik sınırları ve İsrail devletinin politikası çerçevesinde mümkün olduğu kadar büyük ve geniş bir İsrail’dir”.</p>



<p>Günümüz İsrail hükümeti ise İsrail tarihinin en radikal sağcı ve ırkçı hükümeti olarak kabul edilmektedir. İsrail Başbakan Netanyahu ve iktidar ortakları Ben Gvir ve Smotrich “Büyük İsrail” vizyonuna bağlı olduklarını dile getirmişlerdir. Netanyahu ve diğer radikal siyasetçiler, Nisan 2026 tarihinde İsrail’in Güney Lübnan’ı, Suriye’nin güneyini, Gazze’yi ve Batı Şeria’yı ilhak edeceğini açıklamışlardır. İsrail’in İran ile olan savaş esnasında Güney Lübnan’a yönelik kara harekâtı ve sivil Lübnanlılara yönelik saldırıları, Güney Lübnan’ı ilhak etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu bölgede Hizbullah silahlarını teslim etse dahi İsrail işgali sürecektir çünkü İsrail devletinin kurucu düşüncesi sınırlarını işgaller yoluyla genişletmeye dayalıdır.</p>



<p>İsrail, bölgede yer alan Arap devletlerini iç savaşlar ve iç karışıklıklar yoluyla zayıflatarak parçalamayı amaçlamaktadır. İsrail’in en önemli stratejilerinde biri, bölgede iç çatışma ve kaosun sürmesidir. Bölgede meydana gelen her iç çatışma, İsrailli yöneticiler tarafından İsrail’in çıkarlarına katkı olarak yorumlanmaktadır. Bu bakış açısını sistematik bir şekilde yazıya döken metinlerden biri Yinon Planı’dır. Bu plana göre, Arap devletleri içindeki çatışmalar desteklenerek, Arap Devletlerinin parçalanması amaçlanmaktadır. Planı kaleme alan İsrailli yetkili Oded Yinon, her Arap çatışmasının İsrail’in çıkarına katkı sağlayacağını ileri sürmüştür. İngiliz yazar Ben Judah da Oded Yinon ile aynı düşüncededir: “İsrail, sınırlarındaki kaosu memnuniyetle karşılıyor”.</p>



<p>Özetle, İsrail devletinin doğası sınırları genişletmeye, işgale ve savaşa dayalıdır. İsrail toplumunun yüzde onu hariç, geri kalanı militarize olmuştur, savaş ve işgal politikasını sürdürmekten yanadır. İsrail’in askeri üstünlüğüne ve ABD desteğine dayanarak sınırlarını Lübnan, Suriye ve Mısır’a doğru genişletmeye çalışacağı aşikardır. İsrail’in topraklarını genişletme stratejisi nedeniyle, bundan sonraki yıllarda Ortadoğu’da İsrail kaynaklı savaşlar sürecektir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/hasan-fidan.webp" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dr-hasan-fidan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dr. Hasan Fidan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/">Ortadoğu’da Savaşlar Niçin Sona Ermeyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/ortadoguda-savaslar-nicin-sona-ermeyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Hürmüz Boğazı’nı Kapatması Uluslararası Bir Krizdir</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iranin-hurmuz-bogazini-kapatmasi-uluslararasi-bir-krizdir/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iranin-hurmuz-bogazini-kapatmasi-uluslararasi-bir-krizdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:04:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiği iki haftadan uzun süredir kesintiye uğramış durumda. Bazı gemilere saldırılar düzenlendi, diğerleri ise geçiş riskini almak istemediği için boğazın iki ucunda bekliyor. Bu durum yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurdu. Boğaz, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin küresel pazarlara açılan ana kapısıdır. Dünya petrolünün yaklaşık %20’si ve küresel sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iranin-hurmuz-bogazini-kapatmasi-uluslararasi-bir-krizdir/">İran’ın Hürmüz Boğazı’nı Kapatması Uluslararası Bir Krizdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiği iki haftadan uzun süredir kesintiye uğramış durumda. Bazı gemilere saldırılar düzenlendi, diğerleri ise geçiş riskini almak istemediği için boğazın iki ucunda bekliyor.</p>



<p>Bu durum yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurdu. Boğaz, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin küresel pazarlara açılan ana kapısıdır. Dünya petrolünün yaklaşık %20’si ve küresel sıvılaştırılmış doğalgazın (LNG) neredeyse beşte biri buradan geçmektedir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı, dünyanın en stratejik deniz geçitlerinden biridir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Enerji Ticaretindeki Kesinti</strong></h3>



<p>İran’ın boğazı kapatma girişimlerinin ardından, Katar Enerji, Shell, Kuveyt Petrol Şirketi ve Bahreyn Petrol Şirketi gibi pek çok enerji firması mücbir sebep ilan etti. Bu durum, Körfez bölgesinde petrol ve doğal gaz üretimi tarihinde benzeri görülmemiş bir gelişmedir.</p>



<p>Dünyanın altıncı büyük petrol üreticisi olan Irak, ihracatının büyük kısmı bu boğazdan geçtiği için Basra’daki üretimini %70 oranında azaltarak günlük 3,3 milyon varilden 900 bin varile düşürmek zorunda kaldı. Türkiye’ye uzanan boru hattı üzerinden günlük 170 bin varil ihracat ise bu kaybı telafi etmekten uzak.</p>



<p>Mart başında, dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan, günlük 550 bin varil işleme kapasitesine sahip en büyük tesisi olan Ras Tanura rafinerisini kapattı. Riyad, petrolün bir kısmını Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Doğu-Batı boru hattını kullanarak boğazı aşmayı başarsa da Asya’ya yapılan arzı azaltmak zorunda kaldı.</p>



<p>Birleşik Arap Emirlikleri de en büyük rafinerisini kapatarak petrolü boru hatları üzerinden ihraç etmeye yöneldi.</p>



<p>Bu gelişmeler sonucunda petrol fiyatları varil başına yaklaşık 120 dolara yükseldi.</p>



<p>LNG sektörü de ciddi zarar gördü. Dünyanın ikinci büyük LNG ihracatçısı Katar üretimi durdurmak zorunda kalırken, BAE’nin gaz üretimi de aksadı. Bu durum özellikle Asya ülkelerini ağır şekilde etkiledi.</p>



<p>Katar ve BAE, Çin’in LNG ithalatının %30’unu, Hindistan’ın %53’ünü, Bangladeş’in %72’sini ve Güney Kore’nin %14’ünü karşılamaktadır.</p>



<p>Bu kesintiler küresel piyasalarda fiyat şoklarına yol açtı. İngiltere’de toptan gaz fiyatları iki katından fazla arttı, Hollanda’da %24 yükseldi ve Asya LNG fiyatları Mart başında yaklaşık %39 sıçradı.</p>



<p>Enerji fiyatlarındaki bu artış, dünya genelinde hanehalkı ve sanayi üzerinde olumsuz etki yaratarak enflasyonu artıracaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Uluslararası Hukukun Olası İhlali</strong></h3>



<p>Uluslararası boğazlardan geçiş rejimi, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ile düzenlenmiştir. 38. maddeye göre gemi ve uçaklar transit geçiş hakkına sahiptir. 44. madde ise kıyı devletlerinin bu geçişi engelleyemeyeceğini belirtir.</p>



<p>İran gibi bazı ülkeler UNCLOS’a taraf olmasa da, bu kuralların önemli bir kısmı teamül hukuku niteliği taşır ve tüm devletler için bağlayıcıdır.</p>



<p>1949 tarihli Corfu Channel davasında Uluslararası Adalet Divanı, devletlerin uluslararası boğazlardan zararsız geçiş hakkına sahip olduğunu açıkça ifade etmiştir.</p>



<p>Silahlı çatışma durumlarında dahi deniz hukuku, tarafsız gemilerin bu tür boğazlardan geçişini korur. 1994 tarihli San Remo Kılavuzu da bu ilkeyi teyit etmektedir.</p>



<p>Bu çerçevede, İran’ın ticari gemileri hedef alması veya geçişi engellemesi uluslararası yükümlülüklerini ihlal edebilir ve hukuka aykırı bir fiil teşkil edebilir. Bu durumda etkilenen devletler, ihlalin durdurulmasını, tekrarının önlenmesini ve ekonomik zararların tazminini talep edebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Acil Müdahale Gerekliliği</strong></h3>



<p>Uluslararası toplum, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer özgürlüğünü korumak için sorumluluk üstlenmelidir. Çünkü bu kriz, enerji güvenliğini ve küresel piyasa istikrarını doğrudan etkilemektedir.</p>



<p>Özellikle en çok etkilenen Asya ülkeleri daha güçlü bir tutum sergilemelidir. İran ile yakın ilişkileri olan Çin gibi ülkeler, uluslararası hukuka uyulması için baskı yapmalıdır.</p>



<p>KİK ülkeleri ise riskleri azaltmak için alternatif ihracat yollarını hızlandırmalıdır. Basra Körfezi’ni bypass edecek ve üreticileri doğrudan Umman Denizi veya Kızıldeniz’e bağlayacak boru hatları bu anlamda kritik öneme sahiptir.</p>



<p>Ayrıca, 2023 Aralık ayında Doha’da kabul edilen bölgesel güvenlik vizyonu kapsamında enerji altyapısını koruyacak özel bir güvenlik gücü kurulmalıdır.</p>



<p>Hürmüz Boğazı sadece bölgesel bir gerilim noktası değil, küresel enerji ticaretinin ana arterlerinden biridir. Boğazın kapatılması ya da askerileştirilmesi, dünya genelinde enerji arzında şoklara ve ekonomik dalgalanmalara yol açar.</p>



<p>Uluslararası hukuk, bu tür boğazların açık kalmasını zorunlu kılar. Bu ilkenin korunması, hem küresel enerji güvenliği hem de uluslararası ticaret düzeninin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.</p>



<p><strong>Kaynak: </strong><a href="https://www.aljazeera.com/opinions/2026/3/25/irans-closure-of-the-strait-of-hormuz-is-an-international-crisis">https://www.aljazeera.com/opinions/2026/3/25/irans-closure-of-the-strait-of-hormuz-is-an-international-crisis</a></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iranin-hurmuz-bogazini-kapatmasi-uluslararasi-bir-krizdir/">İran’ın Hürmüz Boğazı’nı Kapatması Uluslararası Bir Krizdir</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/iranin-hurmuz-bogazini-kapatmasi-uluslararasi-bir-krizdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orta Doğu’daki Gerilim Deniz Ticaretini Vurdu: Hürmüz’de Trafik Neredeyse Durdu</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/orta-dogudaki-gerilim-deniz-ticaretini-vurdu-hurmuzde-trafik-neredeyse-durdu/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/orta-dogudaki-gerilim-deniz-ticaretini-vurdu-hurmuzde-trafik-neredeyse-durdu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:36:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2790</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından Orta Doğu’daki gerilim deniz ticaretini doğrudan etkilemeye başladı. Küresel enerji ve ticaret açısından kritik bir geçit olan Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği büyük ölçüde azalırken bazı uluslararası nakliye şirketleri bölgeden geçişleri askıya aldı. Almanya merkezli dünyanın en büyük konteyner taşımacılık şirketlerinden Hapag-Lloyd, güvenlik risklerini gerekçe göstererek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/orta-dogudaki-gerilim-deniz-ticaretini-vurdu-hurmuzde-trafik-neredeyse-durdu/">Orta Doğu’daki Gerilim Deniz Ticaretini Vurdu: Hürmüz’de Trafik Neredeyse Durdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından Orta Doğu’daki gerilim deniz ticaretini doğrudan etkilemeye başladı. Küresel enerji ve ticaret açısından kritik bir geçit olan Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği büyük ölçüde azalırken bazı uluslararası nakliye şirketleri bölgeden geçişleri askıya aldı.</p>



<p>Almanya merkezli dünyanın en büyük konteyner taşımacılık şirketlerinden <strong>Hapag-Lloyd</strong>, güvenlik risklerini gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’ndan tüm gemi geçişlerini bir sonraki duyuruya kadar durdurduğunu açıkladı. Şirket, kararın isteğe bağlı değil, bölgedeki güvenlik durumu ve düzenleyici kısıtlamalar nedeniyle alınan zorunlu bir önlem olduğunu bildirdi.</p>



<p>Uluslararası denizcilik takip sistemlerinin verilerine göre, boğazdan geçiş yapan gemi sayısında dramatik bir düşüş yaşandı. <strong>Normalde günde ortalama 138 geminin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda 2 Mart’ta sadece 7, 3 Mart’ta ise 4 gemi geçiş yaptı. Bu durum, son günlerde gemi trafiğinin yaklaşık yüzde 90 oranında azaldığını ortaya koydu.</strong></p>



<p>Bazı ticari gemilerin boğaza girmekten vazgeçerek U dönüşü yaptığı, bazılarının ise Basra Körfezi’nde beklemeye geçtiği bildirildi. İran basını, boğazın fiilen kapatıldığını öne sürerken Tahran yönetiminden konuya ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.</p>



<p>Bölgedeki güvenlik riskinin artması üzerine sigorta şirketleri de Körfez’de faaliyet gösteren gemiler için savaş risk poliçelerini iptal etmeye başladı. Birleşik Krallık Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO) ise deniz güvenliği risk seviyesinin “kritik” düzeye yükseldiğini duyurdu.</p>



<p>Artan riskler nedeniyle birçok nakliye şirketi rotalarını değiştirmeye başladı. Özellikle Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu çevresinden yapılan seferlerde belirgin bir artış gözleniyor. Denizcilik verilerine göre, Ümit Burnu’ndan geçen ticari gemi sayısı son günlerde hızlı şekilde yükseldi.</p>



<p>Ancak bu rota değişikliği küresel ticaret için yeni sorunlar da doğuruyor. Uzmanlar, Ümit Burnu üzerinden yapılan seferlerin teslimat sürelerini 10 ila 20 gün uzatabileceğini ve taşımacılık maliyetlerini artırabileceğini belirtiyor.</p>



<p>Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçitlerinden biri olarak kabul ediliyor. Küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si bu dar su yolundan geçerek uluslararası piyasalara ulaşıyor. Ayrıca Katar başta olmak üzere bölgedeki LNG ihracatının önemli bir bölümü de yine bu güzergâh üzerinden taşınıyor.</p>



<p>Uzmanlara göre boğazdaki aksamanın uzun sürmesi halinde petrol ve doğal gaz piyasalarında arz baskısı artabilir ve küresel enerji fiyatlarında dalgalanma yaşanabilir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/orta-dogudaki-gerilim-deniz-ticaretini-vurdu-hurmuzde-trafik-neredeyse-durdu/">Orta Doğu’daki Gerilim Deniz Ticaretini Vurdu: Hürmüz’de Trafik Neredeyse Durdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/orta-dogudaki-gerilim-deniz-ticaretini-vurdu-hurmuzde-trafik-neredeyse-durdu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Maide Gümüş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:15:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2786</guid>

					<description><![CDATA[<p>7 Ekim 2023’te başlayan ve tarihin sayfalarına silinmez bir utanç lekesi olarak geçen Gazze soykırımı, İsrail’i sadece diplomatik bir yalnızlığa değil, aynı zamanda küresel bir meşruiyet uçurumuna sürükledi. Bugün Tel Aviv, Batı başkentlerinde bile yükselen &#8220;adalet&#8221; çığlıkları arasında boğulurken, Binyamin Netanyahu yönetiminin 22 Şubat 2026’da duyurduğu&#160;“Altıgen İttifak” (Hexagonal Alliance), aslında bir güvenlik doktrininden ziyade, can [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/">Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>7 Ekim 2023’te başlayan ve tarihin sayfalarına silinmez bir utanç lekesi olarak geçen Gazze soykırımı, İsrail’i sadece diplomatik bir yalnızlığa değil, aynı zamanda küresel bir meşruiyet uçurumuna sürükledi. Bugün Tel Aviv, Batı başkentlerinde bile yükselen &#8220;adalet&#8221; çığlıkları arasında boğulurken, Binyamin Netanyahu yönetiminin 22 Şubat 2026’da duyurduğu&nbsp;<strong>“Altıgen İttifak” (Hexagonal Alliance)</strong>, aslında bir güvenlik doktrininden ziyade, can çekişen bir siyasi kariyerin ve daralan bir zihniyetin &#8220;retorik can simidi&#8221; niteliğindedir. Bu strateji, sadece Türkiye’yi jeopolitik bir kuşatma altına alma planı değil; aynı zamanda Ankara’nın temsil ettiği &#8220;insan odaklı ve adil dünya&#8221; talebine karşı örülmüş sinsi, soğuk ve ruhsuz bir duvardır.</p>



<p>Netanyahu’nun bu vizyonu, Türkiye’nin merkezinde yer aldığı yükselen Sünni eksenini, Pakistan ve Katar ile kurulan savunma iş birliklerini &#8220;yeni bir İran&#8221; tehdidi olarak pazarlamaya çalışmaktadır. İsrail’in stratejik aklı, Haziran 2025’teki &#8220;12 Günlük Savaş&#8221; ve Suriye’deki rejim değişikliği sonrası Şii ekseninin zayıfladığını varsayarak, namluyu artık asıl &#8220;varoluşsal rakip&#8221; olarak gördüğü Türkiyr’ye çevirmiştir. Naftali Bennett gibi isimlerin&nbsp;<em>&#8220;Erdoğan sofistike ve tehlikeli bir liderdir; Türkiye artık yeni İran’dır&#8221;</em>&nbsp;şeklindeki çıkışları, aslında Türkiye’nin mazlum halklar nezdinde kurduğu o devasa gönül köprüsünden duyulan derin korkunun en somut dışavurumudur. İsrail; Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e, Afrika Boynuzu’ndan Orta Asya’nın enerji koridorlarına uzanan bu &#8220;altıgen&#8221; ağla, sadece Türkiye’nin fiziksel sınırlarını değil, savunduğu evrensel insani değerler manzumesini de hapsetmek istemektedir.</p>



<p>Ancak bu ittifakın kalbi, Narendra Modi’nin Şubat 2026’daki İsrail ziyaretinde görüldüğü üzere, gerçeklikten kopuk, kibirli ve insani değerlerden yoksundur. Netanyahu’nun Knesset’te yaptığı konuşmada, henüz ortada bir İsrail devleti dahi yokken, 1918’de Hint askerlerinin Osmanlı &#8220;işgaline&#8221; karşı İsrail’i &#8220;özgürleştirdiğini&#8221; iddia etmesi, sadece tarihsel bir absürtlük değil, kolektif hafızaya yapılmış bir suikasttır. O gün o topraklarda asırlarca adalet, barış ve hoşgörüyle hükmeden bir imparatorluğun mirasını &#8220;işgal&#8221; olarak nitelemek, aslında bugünkü soykırımcı pratikleri tarihsel bir kılıfla meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir. Kendi meclisinde bile muhalefetin protesto ederek boş bıraktığı koltukları, dış dünyaya &#8220;birlik&#8221; görüntüsü vermek adına apar topar eski milletvekilleriyle dolduran bir yönetimin, bölgesel bir barış ya da kalıcı bir ittifak inşa etmesi sosyolojik olarak mümkün değildir.</p>



<p>Mesele sadece EastMed projesiyle Türkiye’yi karasularına hapsetme ya da IMEC koridoruyla &#8220;Kalkınma Yolu&#8221;nu sabote etme girişimi değildir; mesele, bölgenin geleceğinin kimin değerleri üzerinden şekilleneceğidir. İsrail’in BAE ve Etiyopya üzerinden Afrika’da yürüttüğü, Sudan’da kirli ve asimetrik müdahaleleri besleyen faaliyetleri, Türkiye’nin Somali’den Nil havzasına kadar uzanan barışçıl, insani ve kalkınma odaklı &#8220;Türksom&#8221; varlığına doğrudan bir saldırıdır. Netanyahu’nun ittifak ortakları bölgeye silah, istihbarat ağları ve sömürü düzeni üzerinden bir &#8220;güvenlik hapishanesi&#8221; vadederken; Türkiye, Somali’de deniz güvenliğini sağlayan, Etiyopya ile Mısır arasında arabuluculuk yapan ve her şeye rağmen egemenlik haklarına saygılı, kapsayıcı bir model sunmaktadır. Onların &#8220;Altıgeni&#8221; dışlayıcı bir kutuplaşmayı temsil ederken, Türkiye’nin &#8220;Gönül Coğrafyası&#8221; birleştirici bir vicdan hattını temsil etmektedir. Bugün gelinen noktada, İsrail’in bu kuşatma planı, aslında Türkiye liderliğindeki bölgesel direnç karşısında duyulan büyük bir paniğin eseridir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Maide Gümüş' src='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/8c51f72b2f5ac6ca33b725fe7de662d55c193bc5662193602f89dcdbd7c34360?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/maide-gumus/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Maide Gümüş</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/">Netanyahu’nun “Altıgen” Kumarı: Türkiye’nin Vicdan Hattı ve Kuşatılan İnsanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/netanyahunun-altigen-kumari-turkiyenin-vicdan-hatti-ve-kusatilan-insanlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahel’de Yeni Bir Egemenlik Metodu: AES ve Batı Sonrası Düzenin İnşası</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/sahelde-yeni-bir-egemenlik-metodu-aes-ve-bati-sonrasi-duzenin-insasi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/sahelde-yeni-bir-egemenlik-metodu-aes-ve-bati-sonrasi-duzenin-insasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Yasin Gidici]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 14:08:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2665</guid>

					<description><![CDATA[<p>30 Eylül 2022’de Burkina Faso’da Thomas Sankara’nın anti-kolonyal mirası ve fikir dünyasına paralel olarak yönetime el konuldu. Yüzbaşı İbrahim Traoré ve destekçilerinin girişimiyle gerçekleşen bu askeri müdahale, sadece bir hükümet değişimi değil; bölgedeki Fransız ve batı egemenliğine karşı radikal bir kopuşun fitilini ateşledi. Traoré’nin millileşme, tam bağımsızlık ve &#8220;güçlü bir Burkina Faso&#8221; vaadiyle şekillenen politikaları, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/sahelde-yeni-bir-egemenlik-metodu-aes-ve-bati-sonrasi-duzenin-insasi/">Sahel’de Yeni Bir Egemenlik Metodu: AES ve Batı Sonrası Düzenin İnşası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>30 Eylül 2022’de Burkina Faso’da Thomas Sankara’nın anti-kolonyal mirası ve fikir dünyasına paralel olarak yönetime el konuldu. Yüzbaşı İbrahim Traoré ve destekçilerinin girişimiyle gerçekleşen bu askeri müdahale, sadece bir hükümet değişimi değil; bölgedeki Fransız ve batı egemenliğine karşı radikal bir kopuşun fitilini ateşledi. Traoré’nin millileşme, tam bağımsızlık ve &#8220;güçlü bir Burkina Faso&#8221; vaadiyle şekillenen politikaları, kısa sürede Fransız askeri ve diplomatik varlığının ülkeden tasfiyesiyle sonuçlandı.</p>



<p>Ancak bu durum Burkina Faso ile sınırlı yerel bir olaydan ziyadedir. Sahel’in diğer kilit devletleri olan Nijer ve Mali’de de benzer süreçlerin yaşanması, bölgede kolektif bir ortaklığa işaret etmektedir. Nitekim 2020 ve 2021 yıllarında Mali’de Assimi Goïta liderliğinde gerçekleşen müdahaleler, bölgedeki &#8220;Fransız sonrası&#8221; dönemin ilk işaret fişeği olmuş; ardından 2023 yılında Nijer’de Abdourahamane Tchiani öncülüğünde yönetimin el değiştirmesiyle bu halka tamamlanmıştır. Tıpkı Traoré gibi, bu liderler de Batı ile olan asimetrik ilişkileri sonlandırarak &#8220;çok kutuplu&#8221; bir dış politika anlayışını benimsemişlerdir. Ardı arkası kesilmeyen askeri müdahalelerin bir sonucu olarak doğan bu geçiş hükümetleri, aslında Sahel devletlerinin kronikleşmiş güvenlik ve idari sorunlarına Batı merkezli çözümlerin cevap veremediğini kanıtlamıştır. Yıllarca süren &#8220;demokrasi inşası&#8221; ve &#8220;terörle mücadele&#8221; söylemlerinin sahada karşılık bulmaması, bu orduların merkezi otoriteyi kendi yöntemleriyle tesis etme iddiasını güçlendirmiştir. Bu bağlamda, Burkina Faso’da başlayan ve tüm bölgeye yayılan bu süreç, bugün Sahel Devletleri Konfederasyonu (AES) üzerinden birlikteliğe ve resmiyete kavuşarak, Afrika’da sömürge sonrası dönemin en ciddi egemenlik çabalarından birine dönüşmektedir.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Kurumsal Bir Başkaldırı: ECOWAS’tan Kopuş ve Egemenliğin İnşası</strong></h5>



<p>AES’in bir savunma paktından konfederal bir yapıya evrilmesindeki en büyük tetikleyici unsur, ironik bir şekilde Batı Afrika’nın en kapsamlı birliği olan ECOWAS’ın tutumu oldu. 2023 yılında Nijer’de gerçekleşen yönetim değişikliği sonrasında ECOWAS’ın, Fransa ve diğer Batılı güçlerin de desteğiyle &#8220;askeri müdahale&#8221; tehdidinde bulunması, bölgedeki diplomatik ilişkilerin neredeyse sıfıra inmesine sebep oldu. Bamako, Vagadugu ve Niamey hattında bu tehdit, sadece bir &#8220;demokrasi koruma&#8221; girişimi olarak değil; neokolonyalizmin, bölgenin bağımsızlık mücadelesine yönelik doğrudan bir müdahale olarak ele alındı.</p>



<p>Bu tehdit karşısında 16 Eylül 2023’te imzalanan Liptako-Gourma Şartı, Sahel’in makus talihini kendisinden olanlarla değiştirme adına en somut belge niteliğindedir. Ortak hareket, birliktelik ilkesiyle kurulan bu ittifak, yıllarca bölgede bulunan lakin beklenen etkiyi gösteremeyen Fransız Barkhane ve BM MINUSMA güçlerinin yarattığı güvenlik boşluğunu, &#8220;yerli ve milli&#8221; orduların koordinasyonuyla doldurmayı hedeflemiştir. Nitekim 2025 yılı başı itibarıyla ECOWAS’tan tamamen ayrılma kararı alan bu üç devlet, sadece askeri bir pakt kurmakla kalmamış; ortak pasaport, yatırım bankası, televizyon kanalı ve hatta ortak bir para birimi arayışı ile dönüşümü her alanda başlatmayı ve Sahel’in sömürgeciler ve sömürge izlerinden kesin olarak kurtarılmasını hedeflemiştir. AES’in kurumsal bir yapıya bürünmesindeki bu arzu, sadece askeri ve siyasi bir tercihin ötesinde; postkolonyalizmin tamamen Sahel’den arınmasını hedefleyen kültürel bir &#8220;ikinci bağımsızlık&#8221; arayışıdır. On yıllarca bölge devletlerinin dört bir yanına empoze edilen ve yerel kimlikleri ikincilleştiren &#8220;Fransızlaştırma&#8221; (Francophonie) politikalarına karşı bugün, radikal ve geri dönülemez adımlar atılmaktadır. Bu bağlamda Mali’nin Fransızca’yı &#8220;resmi dil&#8221; statüsünden çıkarıp yerel dilleri önceleyen bir &#8220;çalışma dili&#8221;ne dönüştürmesi, sadece teknik bir düzenleme değil, sömürgeci dile olan bağımlılıktan kurtulma iradesidir. Burkina Faso ve Nijer’de de eş zamanlı olarak yürütülen; sömürge dönemini anımsatan sokak isimlerinin milli kahramanlarla değiştirilmesi, Fransız bayrağı ve sembollerinin kamusal alandan tasfiyesi ve en önemlisi eğitim müfredatının milli &#8220;Afrika merkezli&#8221; bir perspektifle yeniden yazılması, bu zihinsel devrimin yansımalarıdır. Sankara’nın &#8220;Bize ait olmayan bir kültürü reddetmeliyiz&#8221; fikriyle örtüşen bu hamleler, AES’in toplumsal meşruiyetini de pekiştirmektedir. Zira bu devletler için gerçek egemenlik; sömürgeci devleti sadece ismen topraklarından kovmakla değil aynı zamanda dilini, hukukunu ve eğitim sistemini de millileştirerek mümkündür. Bu süreç, beraberinde AES’in teoriden pratiğe dökülen somut faaliyetlerini de tetikleyerek; askeri, ekonomik ve idari hamlelerin &#8220;ithal bir model&#8221; değil, &#8220;yerli bir metodoloji&#8221; olarak doğmasını sağlamıştır. AES, bu yönüyle Batı merkezli başarısız çözümlere karşı bölgenin gerçek unsurlarının ürettiği metodun kendisidir.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Teoriden Pratiğe ve Somutlaşma: AES</strong></h5>



<p>Yerel ve otonom bir çözüm arayışı olarak ivme kazanan AES, Batı merkezli bölgesel yapılara karşı askeri, ekonomik ve idari hamlelerini üç ülkenin ortak koordinasyonuyla yürütmektedir. Bu bağlamda, bölgesel cihatçı gruplara karşı mücadele hedefiyle kurulan ve konfederasyonun askeri yapısını temsil eden FU-AES (AES Ortak Güçleri); altyapı, çevre ve kalkınma projelerini finanse edecek olan BCID-AES (Konfederal Yatırım Bankası) ve uzay teknolojileri alanındaki ortak uydu girişimi gibi somut adımlar, bu oluşumun teorik bir söylemden ziyade işlevsel bir yapı olduğunu kanıtlamaktadır. AES’in çok kutupluluk stratejisi doğrultusunda Rusya, Çin ve Türkiye gibi küresel ve bölgesel aktörlerle kurduğu kazan-kazan temelli iş birlikleri ise konfederasyonun sadece yerel bir ittifak değil, küresel güç dengesinde Batı’ya karşı yükselen stratejik bir alternatif olduğunu göstermektedir. Bu süreçteki faaliyetler, bölgenin stratejik gelişimini güçlendirmeyi hedefleyen dört ana sütun üzerinde yükselmektedir:</p>



<p>1.Güvenlik Protokolü ve Küresel Birlik</p>



<p>AES’in askeri kanadı olarak yapılandırılan FU-AES (AES Ortak Güçleri), 5.000 kişilik birleşik bir askeri kapasiteyle operasyonel hale getirilmiştir. Bu yapının en kritik özelliği, üç sınır bölgesinde güvenlik açıklarını ortak zeminde karşılamaktır. İstihbarat paylaşımı ve ortak komuta merkezi aracılığıyla, tehditlere karşı yerel bir güvenlik gücü tesis edilmektedir. Özellikle Rusya ve Türkiye’nin iş birlikleri ile birlikte gelişen askeri güvenlik altyapısı bölgede yıllarca politika güden Fransa ve batıya karşı çok kutupluluğu göstermektedir.</p>



<p>2. Finansal Bağımsızlık</p>



<p>Ekonomik bağımsızlığı sağlama adına 500 Milyar CFA (yaklaşık 800 Milyon ABD Doları) ile kurulan BCID-AES (Konfederal Yatırım Bankası), Sahel’in kalkınma projelerini dışa bağımlı olmayan öz kaynaklarla finanse etme stratejisinin merkezinde yer almaktadır. Bankanın öncelikli faaliyet alanları; enerji altyapısı, tarımsal modernizasyon ve stratejik yeraltı kaynaklarının (altın, uranyum) millileştirilmesidir. Bunun yanında, CFA frangının bölgedeki egemenliğinden kurtularak ekonomide de bağımsızlığı hedefleyen AES, banka ile birlikte bu bağımsızlığı hedeflemektedir. Aynı zamanda ortak para birimi üzerine de çalışan BCID-AES, CFA’nın bölgesel ekonomik otoritesine de alternatif olma arayışında.</p>



<p>3. Teknolojik ve Dijital Bağımsızlık</p>



<p>Konfederasyonun teknolojik bağımsızlık hamlesi, uzay ve haberleşme alanındaki stratejik ortaklıklarla şekillenmektedir. Rusya ile imzalanan protokol çerçevesinde hayata geçirilmesi planlanan ortak uydu projesi; sınır güvenliği, telekomünikasyon ve doğal kaynakların uzaydan takibi gibi hayati alanlarda veri bağımsızlığı sağlamayı hedeflemektedir. Ayrıca üye ülkeler arası roaming ücretlerinin kaldırılması ve ortak bir televizyon kanalının (AES TV) faaliyete geçmesi, bölgesel entegrasyonun dijital ve sosyal boyutlarını tamamlamaktadır. Böylelikle konfederasyon bölgesel kültürel ve sosyal birliği de pekiştirme adına adımlar atmaktadır.</p>



<p>4. İdari Entegrasyon ve Bölgesel Vatandaşlık</p>



<p>Ocak 2025 itibarıyla dolaşıma giren AES Biyometrik Pasaportu, konfederasyonun idari birliğinin ve ECOWAS’tan kurumsal kopuşunun en net çıktısıdır. Bu uygulama, sadece seyahat kolaylığı sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda ortak bir &#8220;Sahel vatandaşlığı&#8221; kimliğinin inşasına hizmet etmektedir. İdari yapının bir sonraki aşaması olarak planlanan ortak gümrük birliği ve vergi düzenlemeleri, bölgesel pazarın birleştirilmesi hedefine yönelik yapısal adımları teşkil etmektedir.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h5>



<p>Ortak bir zeminde kurulan ve Sahel devletlerinin bağımsızlık arayışının tezahürü olan AES, bugün politikalarına aynı kararlılık ve birlik duygusuyla devam etmektedir. Özellikle diğer ülkelerle geliştirilen ilişkiler, AES’in sadece Mali, Nijer ve Burkina Faso arasında sınırlı kalmayıp, çok daha geniş bir etki alanına hitap edecek jeopolitik bir yapıya dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Tamamen karadan oluşan bu üç ülkenin, stratejik limanlara sahip Gine ve Togo ile ilişkilerini geliştirmesi; ayrıca tıpkı AES ülkeleri gibi daha önce ECOWAS’tan ayrılan Moritanya ile kültürel bağlar yoluyla temaslar kurması, konfederasyonun diplomasideki pragmatik gücünü yansıtmaktadır.</p>



<p>Öte yandan, Fransız karşıtı politikalara paralel olarak küresel güçlere açılan kapılara getirilen eleştiriler de mevcuttur. Fransa’nın bölgedeki yerini Rusya’nın alabilecek olması veya bu devletlerin sadece &#8220;bağımlılığın kaynağını mı değiştirdiği&#8221; sorusu, yapılan eleştirilerin temelini oluşturmaktadır. AES&#8217;in gerçek başarısı, bu yeni müttefiklerle kurduğu ilişkileri bir bağımlılık döngüsüne sokmadan, kendi yerel metodolojisiyle halkın güvenlik ve refah beklentilerini ne ölçüde karşılayabileceğine bağlı olacaktır. Eğer bu konfederasyon otonom yapısını koruyabilirse, Sahel bölgesi Afrika’nın kendi kaderini tayin ettiği bir &#8220;özne&#8221; olarak tarihe geçecektir.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Muhammed Yasin Gidici' src='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/muhammed-yasin-gidici/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Muhammed Yasin Gidici</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Muhammed Yasin Gidici 2004 yılında İzmir’de doğdu. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde eğitim hayatına devam etmektedir. Dış politikada Doğu Afrika ve kriz, çatışma bölgelerine yoğunlaşarak çalışmalar yapmaktadır. İngilizce bilmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/sahelde-yeni-bir-egemenlik-metodu-aes-ve-bati-sonrasi-duzenin-insasi/">Sahel’de Yeni Bir Egemenlik Metodu: AES ve Batı Sonrası Düzenin İnşası</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/sahelde-yeni-bir-egemenlik-metodu-aes-ve-bati-sonrasi-duzenin-insasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya’da Tarihi Seçim: İlk Kadın Başbakan Takaiçi Rekor Zaferle Gücünü Pekiştirdi</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/japonyada-tarihi-secim-ilk-kadin-basbakan-takaici-rekor-zaferle-gucunu-pekistirdi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/japonyada-tarihi-secim-ilk-kadin-basbakan-takaici-rekor-zaferle-gucunu-pekistirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahsen Nur Katırcıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 10:51:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2636</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japonya, erken genel seçimlerle birlikte siyasi tarihinde bir dönüm noktasına tanıklık etti. Ülkenin ilk kadın başbakanı Sanae Takaiçi liderliğindeki Liberal Demokratik Parti (LDP), Temsilciler Meclisi seçimlerinden savaş sonrası dönemin en büyük zaferiyle çıktı. Devlet televizyonu NHK’nin sandık sayım sonuçlarına dayandırdığı verilere göre LDP, 465 sandalyeli mecliste 316 milletvekilliği kazanarak üçte iki çoğunluk sınırını aştı. Bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/japonyada-tarihi-secim-ilk-kadin-basbakan-takaici-rekor-zaferle-gucunu-pekistirdi/">Japonya’da Tarihi Seçim: İlk Kadın Başbakan Takaiçi Rekor Zaferle Gücünü Pekiştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Japonya, erken genel seçimlerle birlikte siyasi tarihinde bir dönüm noktasına tanıklık etti. Ülkenin ilk kadın başbakanı Sanae Takaiçi liderliğindeki Liberal Demokratik Parti (LDP), Temsilciler Meclisi seçimlerinden savaş sonrası dönemin en büyük zaferiyle çıktı. Devlet televizyonu NHK’nin sandık sayım sonuçlarına dayandırdığı verilere göre LDP, 465 sandalyeli mecliste 316 milletvekilliği kazanarak üçte iki çoğunluk sınırını aştı.</p>



<p>Bu sonuçla LDP, sandalye sayısını önceki döneme kıyasla 198’den 316’ya yükseltti ve Japonya’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu ölçekte bir başarıya ulaşan ilk parti oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-1024x576.webp" alt="" class="wp-image-2638" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-1024x576.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-300x169.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-768x432.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-150x84.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-696x392.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166-1068x601.webp 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/1536x864_cmsv2_a9b855bf-ac7f-538e-8adc-bb4ac7b8bc2a-9643166.webp 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Anayasa Değişikliği Yolda</strong></h3>



<p>Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından konuşan Başbakan Takaiçi, “Seçmenlerin bize yüklediği sorumluluk son derece ağır. Verdiğimiz sözleri yerine getirmek zorundayız” ifadelerini kullandı. Kabinede büyük bir revizyona gitmeyeceğini belirten Takaiçi, anayasa değişikliği konusunun ise parlamentoda somut biçimde tartışılmasını arzu ettiğini dile getirdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Muhalefette Çöküş</strong></h3>



<p>Seçimlerin en dikkat çekici başlıklarından biri de muhalefetin tarihi yenilgisi oldu. Ana muhalefet Anayasal Demokrat Parti (CDP) öncülüğünde kurulan Merkezci Reform İttifakı, sandalye sayısını 172’den 49’a düşürdü. Güncel tablo, muhalefet blokunda liderlik tartışmalarını beraberinde getirirken, bazı parti liderleri istifa sinyali verdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Takaiçi’nin Çin ve Doğu Türkistan Politikası</strong></h3>



<p>Takaiçi’nin seçim zaferi, yalnızca iç politika dengeleri açısından değil, Japonya’nın dış politika yönelimi bakımından da yakından takip ediliyor. Özellikle Çin’e yaklaşımı ve Doğu Türkistan konusundaki tutumu, Takaiçi’yi seleflerinden ayıran başlıklar arasında yer alıyor.</p>



<p>Takaiçi, siyasi kariyeri boyunca Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerini açık biçimde gündeme getiren Japon siyasetçilerden biri oldu. Çin ile ekonomik ve stratejik ilişkilerin tamamen koparılmasına sıcak bakmamakla birlikte, bu ilişkilerin insan hakları ihlallerini görmezden gelen bir sessizlik üzerine kurulamayacağını savundu.</p>



<p>Japonya-Uygur parlamenter temaslarında yer alan Takaiçi, uluslararası platformlarda Çin’e yönelik eleştirilerinde “sessiz diplomasi” yerine ilkesel ve görünür bir duruşu tercih ediyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="720" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-1024x720.webp" alt="" class="wp-image-2639" srcset="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-1024x720.webp 1024w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-300x211.webp 300w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-768x540.webp 768w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-150x106.webp 150w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-696x490.webp 696w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min-1068x751.webp 1068w, https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2026/02/arfiya-eri_social_media-min.webp 1500w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong>Uygur Türkü Siyasetçi Arfiya Eri Üçüncü Kez Milletvekili Seçildi</strong></p>



<p>2026 erken genel seçimlerinin dikkat çeken sonuçlarından biri de Uygur Türkü siyasetçi Arfiya Eri’nin üçüncü kez milletvekili seçilmesi oldu. Liberal Demokrat Parti (LDP) adayı ve hâlen Japonya Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Eri, Temsilciler Meclisi’ne yeniden girerek Takaiçi liderliğindeki hükümetin dış politika kadrosundaki etkisini pekiştirdi. Uygur kökenli kimliği ve insan hakları odaklı çalışmalarıyla tanınan Eri’nin parlamentodaki varlığı, Japonya’da azınlık temsili açısından sembolik bir önem taşırken, Doğu Türkistan başta olmak üzere insan hakları dosyalarının Tokyo’nun dış politika gündeminde daha görünür hâle gelebileceği yorumlarına yol açtı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><a></a> <strong>Yeni Dönemin Şifreleri</strong></h3>



<p>Siyasi gözlemcilere göre Takaiçi’nin tarihi zaferi, Japonya’da güçlü liderlik, güvenlik odaklı politika ve değer temelli dış politika arayışının bir yansıması. Önümüzdeki dönemde anayasa tartışmaları, Çin ile ilişkiler ve Doğu Türkistan başta olmak üzere insan hakları dosyaları, Takaiçi hükümetinin performansını belirleyecek temel başlıklar arasında yer alacak.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Ahsen Nur Katırcıoğlu' src='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png' srcset='https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/04/kadin-icon.png 2x' class='avatar avatar-100 photo avatar-default' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/ahsen-nur-katircioglu/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Ahsen Nur Katırcıoğlu</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Ahsen Nur Katırcıoğlu, Türkistan coğrafyası odaklı uluslararası ilişkiler alanında akademik ve saha temelli çalışmalar yürütmektedir. Prodüksiyon, tanıtım, editörlük ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yayıncılık, akademik eğitim, medya çalışmaları ve dijital arşivleme projelerinde rol almıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nde çift anadal öğrencisi olarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde öğrenimini sürdürmektedir. İngilizce ve Arapça bilmektedir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/japonyada-tarihi-secim-ilk-kadin-basbakan-takaici-rekor-zaferle-gucunu-pekistirdi/">Japonya’da Tarihi Seçim: İlk Kadın Başbakan Takaiçi Rekor Zaferle Gücünü Pekiştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/japonyada-tarihi-secim-ilk-kadin-basbakan-takaici-rekor-zaferle-gucunu-pekistirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump’ın Gazze’ye Yönelik Adımları Karşısında Avrupa Kenarda Kaldı</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/trumpin-gazzeye-yonelik-adimlari-karsisinda-avrupa-kenarda-kaldi/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/trumpin-gazzeye-yonelik-adimlari-karsisinda-avrupa-kenarda-kaldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 11:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Donald Trump’ın Ortadoğu’ya barış getirme çabaları karşısında Avrupa büyük ölçüde seyirci konumunda kaldı. Şimdi ise Washington’ın Gazze’yi geçici olarak yönetecek bir “Barış Kurulu” kurma girişimlerini şüpheyle izliyor. Kuruluşun önde gelen isimleri, Trump’ın cuma günü dünya liderlerini katılmaya davet ettiği bu örgütün Birleşmiş Milletler’i zayıflatma ihtimalinden özellikle endişe duyuyor. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kasım [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/trumpin-gazzeye-yonelik-adimlari-karsisinda-avrupa-kenarda-kaldi/">Trump’ın Gazze’ye Yönelik Adımları Karşısında Avrupa Kenarda Kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Donald Trump’ın Ortadoğu’ya barış getirme çabaları karşısında Avrupa büyük ölçüde seyirci konumunda kaldı. Şimdi ise Washington’ın Gazze’yi geçici olarak yönetecek bir “Barış Kurulu” kurma girişimlerini şüpheyle izliyor.</p>



<p>Kuruluşun önde gelen isimleri, Trump’ın cuma günü dünya liderlerini katılmaya davet ettiği bu örgütün Birleşmiş Milletler’i zayıflatma ihtimalinden özellikle endişe duyuyor. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kasım ayında, bu Kurul’un kurulmasını da içeren Gazze barış planı kapsamında ABD’nin önergesini desteklediğini hatırlatmakta fayda var.</p>



<p>Görünüşe göre bu durumu göz ardı eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, pazartesi günü Trump’ın Kurul’a katılım teklifini reddetti. Ofisinden yapılan açıklamada, Kurul’un tüzüğünün “özellikle Birleşmiş Milletler’in ilkeleri ve yapısı açısından ciddi sorular doğurduğu ve bu ilkelerin sorgulanamaz olduğu” ifade edildi.</p>



<p>Trump ise Macron’un Kurul’a karşı çıkmayı sürdürmesi halinde “Fransa’nın şarap ve şampanyalarına yüzde 200 gümrük vergisi uygulayacağını” söyledi ve ardından Macron’un “sonunda katılacağını” ileri sürdü. Ancak aynı açıklamada, Macron’un “zaten çok yakında görevden ayrılacağı için kimsenin onu istemediğini” de ima etti.</p>



<p>Diğer Avrupalı liderler de Moskova ve Pekin’in Kurul’a dahil olabileceğine dair haberler nedeniyle katılım konusunda isteksiz davranıyor. Örneğin Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin bir yardımcısı, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Nawrocki’nin bu girişime karşı çıkan liderler arasında yer alacağını söyledi.</p>



<p>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası katılımı, Avrupa Birliği temsilcilerinin de Kurul’dan uzak durmasına yol açabilir. Ancak bu hamlenin, aynı zamanda başka uluslararası gerilimlerin çözümüne katkı sağlamak amacıyla tasarlandığı düşünülüyor.</p>



<p>Euobserver’da haftanın başında yayımlanan bir değerlendirmeye göre Brüksel, “kendini Trump tarafından dışlanmış ve hor görülmüş hissediyor; Trump, Avrupa Birliği’ni vazgeçilmez bir transatlantik ortak olarak değil, yalnızca bir pazarlık aracı olarak görüyor.”</p>



<p>Macaristan hükümeti ise Trump’ın Barış Kurulu girişimi konusunda farklı bir tutum benimsedi. Başbakan Viktor Orbán, pazar günü yaptığı açıklamada, gruba katılmak üzere yapılan “onurlu daveti” kabul ettiğini belirtti. Orbán, bu adımı “Donald Trump ile barış gelir” söyleminin ve Macaristan’ın barış çabalarının “tanındığının” bir göstergesi olarak değerlendirdi.</p>



<p>Kurula daimî üye olmak isteyen ülkelerin 1 milyar dolardan (0,85 milyar avro) fazla ödeme yapması gerektiği, diğer ülkelerin ise üç yıl boyunca ücretsiz olarak katılabildiği bildiriliyor.</p>



<p><strong>Kaynak:</strong> The European Conservative</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-wp-embed is-provider-the-european-conservative wp-block-embed-the-european-conservative"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="KmAxGGduEu"><a href="https://europeanconservative.com/articles/news/europe-left-on-the-sidelines-as-trump-acts-on-gaza/">Europe Left on the Sidelines as Trump Acts on Gaza</a></blockquote><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Europe Left on the Sidelines as Trump Acts on Gaza&#8221; &#8212; The European Conservative" src="https://europeanconservative.com/articles/news/europe-left-on-the-sidelines-as-trump-acts-on-gaza/embed/#?secret=cfXCNQAIA4#?secret=KmAxGGduEu" data-secret="KmAxGGduEu" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe>
</div></figure>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/trumpin-gazzeye-yonelik-adimlari-karsisinda-avrupa-kenarda-kaldi/">Trump’ın Gazze’ye Yönelik Adımları Karşısında Avrupa Kenarda Kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/trumpin-gazzeye-yonelik-adimlari-karsisinda-avrupa-kenarda-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moldova Cumhurbaşkanı Romanya ile birleşmeyi destekliyor</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/moldova-cumhurbaskani-romanya-ile-birlesmeyi-destekliyor/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/moldova-cumhurbaskani-romanya-ile-birlesmeyi-destekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 11:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, konuyla ilgili bir referandum yapılması hâlinde Romanya ile birleşme yönünde oy kullanacağını kamuoyuna açıkladı. Dün yayımlanan, sunuculuğunu Rory Stewart ve Alastair Campbell’ın yaptığı İngiliz podcast’i The Rest is Politics’e verdiği röportajda Sandu, “Eğer bir referandum yapılırsa, Romanya ile birleşme lehine oy veririm” dedi. Bu tutumunun gerekçesini açıklarken Sandu, küçük devletlerin küresel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/moldova-cumhurbaskani-romanya-ile-birlesmeyi-destekliyor/">Moldova Cumhurbaşkanı Romanya ile birleşmeyi destekliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, konuyla ilgili bir referandum yapılması hâlinde Romanya ile birleşme yönünde oy kullanacağını kamuoyuna açıkladı.</p>



<p>Dün yayımlanan, sunuculuğunu Rory Stewart ve Alastair Campbell’ın yaptığı İngiliz podcast’i <em>The Rest is Politics</em>’e verdiği röportajda Sandu, “Eğer bir referandum yapılırsa, Romanya ile birleşme lehine oy veririm” dedi.</p>



<p>Bu tutumunun gerekçesini açıklarken Sandu, küçük devletlerin küresel baskılar karşısında egemenliklerini ve demokratik yönetimlerini sürdürmede giderek artan zorluklarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.</p>



<p>“Dünyada neler olup bittiğine bakın. Moldova gibi küçük bir ülkenin, demokratik ve egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesi ve elbette Rusya’ya direnmesi giderek daha da zorlaşıyor,” ifadelerini kullandı.</p>



<p>Sandu, bu durumu Rusya’nın Moldova siyasetine dezenformasyon, finansman ve diğer karma taktiklerle müdahale ettiği yönündeki süregelen endişelere bağladı. Moskova ise bu iddiaları reddediyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Bu açıklamalar, Sandu liderliğindeki Moldova’nın güçlü Avrupa yanlısı yönelimi çerçevesinde yapıldı.</strong></h5>



<p>Eylem ve Dayanışma Partisi, 2024’te Sandu’nun yeniden seçilmesinin ardından Eylül 2025 seçimlerinde parlamentoda çoğunluğu elde etti. Moldova, Avrupa Birliği üyeliğini birincil stratejik hedef olarak sürdürmeye devam ederken Sandu, bu yolun birleşmeye kıyasla daha geniş bir kamuoyu desteğine sahip olduğunu vurguluyor.</p>



<p>Son anketler, Moldovalıların yaklaşık üçte birinin Romanya ile birleşmeyi desteklediğini gösteriyor. Yaklaşık 1,5 milyon Moldova vatandaşının ise Romanya pasaportu bulunuyor.</p>



<p>Sandu, “Romanya ile birleşmeyi destekleyen bir çoğunluk yok. Ancak AB’ye katılımı destekleyen bir çoğunluk var ve biz de bu yönde hareket ediyoruz” dedi.<br>“Bu daha gerçekçi bir hedef.”</p>



<p>Ayrıca Sandu, Moldova’nın Sovyet yönetiminden kurtulduğu 1980’lerin sonlarındaki ulusal uyanış hareketleri sırasında bu konunun yoğun biçimde tartışıldığını hatırlattı. Ancak o dönemde kamuoyunu sınamak amacıyla herhangi bir referandum yapılmadığını da vurguladı.</p>



<p>Anketlerde açık ara önde görünen milliyetçi ve muhafazakâr AUR Partisi de Moldova ile birleşmeyi savunuyor. Parti programında şu ifadeye yer veriliyor:<br>“Moldova Cumhuriyeti ile yeniden birleşmeyi, NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesine yönelik güvenlik ve savunma perspektifi de dâhil olmak üzere, ulusal ve Avrupa bölgesel kalkınma stratejisinin önceliği ve bir ülke projesi olarak kabul ediyoruz.”</p>



<p>AUR Başkanı George Simion, dün <em>Brussels Signal</em>’e yaptığı açıklamada, “Başkan Sandu’nun ciddi bir siyasetçi olduğunu umuyoruz ve mevcut jeopolitik durumu anlıyor gibi görünmesinden memnuniyet duyuyoruz” dedi.</p>



<h5 class="wp-block-heading">“<strong>Romanya, Moldova Cumhuriyeti ile her an yeniden birleşmeye hazırdır.”</strong></h5>



<p>Simion ayrıca, “Bu çok açık: Önemli olan güçleri birleştirmek. Şu anda zor zamanlardan geçiyoruz. Umarım Moldova Parlamentosu’nda da birleşme yönünde bir oylama görürüz. Bunu 2018’de Romanya Parlamentosu’nda yaşamıştık,” ifadelerini kullandı.</p>



<p>Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan da birleşmeye destek verdi.</p>



<p>Temmuz 2025’te Almanya’ya yaptığı resmî ziyaret sırasında <em>Frankfurter Allgemeine Zeitung</em>’a verdiği röportajda Dan, “Şahsen Moldova ile birleşmeyi arzuluyorum. Ancak komşu cumhuriyetin vatandaşlarının iradesine tamamen saygı duyuyorum,” dedi.</p>



<p>Dan, bu tür bir adımın Moldova’daki çoğunluğun demokratik tercihini yansıtması gerektiğini defalarca vurgularken, bu süreçte pratik iş birliğine ve Moldova’nın AB yoluna öncelik verilmesi gerektiğini de ifade etti.</p>



<p><strong>Kaynak: </strong>Brussels Signal</p>



<p><a href="https://brusselssignal.eu/2026/01/moldovan-president-favours-unification-with-romania">https://brusselssignal.eu/2026/01/moldovan-president-favours-unification-with-romania</a></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/moldova-cumhurbaskani-romanya-ile-birlesmeyi-destekliyor/">Moldova Cumhurbaşkanı Romanya ile birleşmeyi destekliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/moldova-cumhurbaskani-romanya-ile-birlesmeyi-destekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa, Venezuela Mezarlığının Yanından Islık Çalarak Geçiyor</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/avrupa-venezuela-mezarliginin-yanindan-islik-calarak-geciyor/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/avrupa-venezuela-mezarliginin-yanindan-islik-calarak-geciyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dünya ve İslam]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 16:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2586</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin saldırısına verdiği ılımlı tepki, Avrupa’nın zayıflığını pekiştiriyor. Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde, AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Egemenlik, toprak bütünlüğü ve devlet yönetimi aracı olarak saldırganlığın itibarsızlaştırılması, Ukrayna örneğinde ve küresel ölçekte savunulması gereken hayati ilkelerdir” demişti. Bu sözler yalnızca söylemde kalmadı. AB, saldırgan ülke Rusya’ya karşı toplam 19 yaptırım paketi yürürlüğe koydu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/avrupa-venezuela-mezarliginin-yanindan-islik-calarak-geciyor/">Avrupa, Venezuela Mezarlığının Yanından Islık Çalarak Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading"><strong>ABD’nin saldırısına verdiği ılımlı tepki, Avrupa’nın zayıflığını pekiştiriyor.</strong></h5>



<p>Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde, AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Egemenlik, toprak bütünlüğü ve devlet yönetimi aracı olarak saldırganlığın itibarsızlaştırılması, Ukrayna örneğinde ve küresel ölçekte savunulması gereken hayati ilkelerdir” demişti. Bu sözler yalnızca söylemde kalmadı. AB, saldırgan ülke Rusya’ya karşı toplam 19 yaptırım paketi yürürlüğe koydu ve 2022’den bu yana yaklaşık 200 milyar dolarlık yardım tahsis etti.</p>



<p>O hâlde, 2026 yılının başlarında ABD’nin Venezuela’ya yönelik tek taraflı saldırısı ve ülkenin lideri Nicolás Maduro’nun kaçırılması karşısında AB’den bir kınama gelmesini beklemek doğal değil miydi? Ancak böyle bir tepki verilmedi. Aslında AB, Gazze’deki ihlalleri Ukrayna’daki ihlaller kadar sert biçimde kınamayarak, uluslararası hukuka yaklaşımındaki seçiciliği zaten ortaya koymuştu. Bu tutum, Avrupa’nın hem Küresel Güney’deki hem de birçok Avrupalı vatandaş nezdindeki güvenilirliğini ciddi biçimde zedeledi.</p>



<p>Bunun yerine AB’nin Başkan Trump’ın Venezuela’ya yönelik saldırısına verdiği yanıt, kaçamaklı bir taktiğin örneği oldu. Avrupalı liderler, Venezuela’daki “durumu yakından izleyeceklerini” söyleyen, belirsiz ve birbirinin aynısı açıklamalar yayımladı. Bu “toplu izleme”, AB tarihinin en büyük ama aynı zamanda en pasif misyonu olarak kayda geçebilir.</p>



<p>Bu tabloya, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD’nin eyleminin hukuki koşullarının “karmaşık” olduğunu savunması da eklendi. Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis ise daha da ileri giderek hukuki soruları zamansız olarak nitelendirdi. Türkiye ile uzun süredir egemenlik anlaşmazlıkları yaşayan bir lider için bu yaklaşım son derece pervasızdı.</p>



<p>Bu çarpıklıkların sonucunda Kallas, 26 AB ülkesi adına, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısını “krizin” temel nedeni olarak nitelemekten kaçınan ılımlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, ABD ulusal istihbaratının Maduro’nun uyuşturucu kartellerini yönetmede herhangi bir operasyonel rolü olmadığı sonucuna varmasına rağmen, Maduro’nun gayrimeşruluğuna, uyuşturucu kaçakçılığına ve uluslararası organize suçlara yapılan göndermelerle Trump yönetiminin savaş gerekçesi dolaylı biçimde desteklenmiş oldu.</p>



<p>Ancak bu tutumun, hatta daha doğrusu bu tutum eksikliğinin, tüm Avrupa devletlerini ve halklarını temsil ettiğini varsaymak yanlış olur. Macaristan, ABD’nin eylemlerine yönelik en hafif eleştirilerin bile Başbakan Viktor Orban için —Trump’ın yakın bir müttefiki olarak— kabul edilemez olması nedeniyle bu görüşe katılmamayı tercih etti.</p>



<p>Buna karşılık İspanya, dikkate değer bir diplomatik hamleyle Meksika, Brezilya, Kolombiya, Şili ve Uruguay ile ayrı bir bildiri imzaladı. Bildiride, ABD açıkça anılmasa da “Venezuela’ya karşı tek taraflı askeri eylemlerin açıkça reddedildiği” vurgulandı. Ayrıca egemen doğal ve stratejik kaynakların dışarıdan ele geçirilmesi niyetine dair endişe dile getirildi. Bu ifade, Trump’ın “Venezuela’nın petrolünü almak” yönündeki söylemlerine açık bir gönderme niteliğindeydi.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>AB içindeki bu tepki bölünmesi belki de daha da çarpıcıdır.</strong></h5>



<p>AB elitleri Trump’ı kızdırmamak için büyük bir çaba gösterirken hem siyasi sağda hem de solda bu tür bir bağımlılığa karşı giderek güçlenen bir itiraz yükseliyor.</p>



<p>Bu siyasi yeniden yapılanmanın en belirgin olduğu ülke, AB’nin en önemli stratejik gücü olan Fransa’dır. Kendini “Avrupa stratejik özerkliğinin” savunucusu olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Maduro’nun meşruiyet eksikliğini öne çıkararak ABD operasyonunu fiilen onaylamıştır.</p>



<p>Buna karşılık, sağcı Ulusal Cephe’nin liderleri Marine Le Pen ve Jordan Bardella, egemenlik ilkesini ve uluslararası hukuku güçlü biçimde savunarak operasyonu tehlikeli bir yetki aşımı olarak kınadılar. Solcu Boyun Eğmeyen Fransa hareketi de aynı yönde bir tutum sergiledi.</p>



<p>Özellikle, 2003 yılında BM Güvenlik Konseyi’nde Irak Savaşı’na karşı çıkmasıyla tanınan Gaullist muhafazakâr eski başbakan ve dışişleri bakanı Dominique de Villepin, Macron’un tutumunu sert sözlerle eleştirdi. Fransız cumhurbaşkanını, Ukrayna ile Venezuela’nın “birbirine bağlı” olduğunu kavrayamamakla suçladı. ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısına ve “Ortadoğu’da olup bitenlere” —İsrail’in savaşlarına atıfla— karşı çıkmamanın, AB’nin Ukrayna konusundaki duruşunu zayıflattığını savundu.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>De Villepin haklıdır.</strong></h5>



<p>Yeni ABD ulusal güvenlik stratejisinin, temsil ettiği liberal ve merkezci güçleri düşman olarak görüp Avrupa’yı eleştirirken, milliyetçi rakiplerini desteklediği dikkate alındığında, Macron’un konumu daha da tuhaf görünmektedir.</p>



<p>Dahası, Trump’ın sözde müttefiki olan milliyetçi sağ çevreler bile artık onun eylemlerini eleştirmeye başlamıştır. Macron’un Washington’a boyun eğmesi, Le Pen–Bardella cephesine ulusal onur ve egemenliğin gerçek savunucuları oldukları iddiasını öne sürme imkânı tanımıştır. Ulusal Cephe zaten Fransa’daki anketlerde birinci sıradadır. Venezuela fiyaskosu, Atlantikçilerin Élysée Sarayı üzerindeki hâkimiyetini daha da zayıflatabilir.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Tüm bu tabloya bir de Grönland’la ilgili ek bir gelişme eklendi.</strong></h5>



<p>Venezuela operasyonunun ardından, Beyaz Saray politika başkan yardımcısı Stephen Miller’ın eşi Katie Miller, X hesabında Danimarka toprağı olan Grönland’ın Amerikan bayrağıyla kaplandığı bir fotoğrafı “yakında” notuyla paylaştı. Bu paylaşım, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in sert bir kınama açıklaması yapmasına yetecek kadar kaygı vericiydi. Ancak Trump bu tepkiden etkilenmiş görünmüyor; Grönland meselesini “iki ay içinde” ele alacağına söz verdi.</p>



<p>Asıl soru şu: AB, endişelerini dile getiren açıklamalar yayımlamanın ötesinde, ABD’yi caydırmak için gerçekte ne yapabilir? Güvenliğini ABD’ye devreden, Ukrayna savaşını kendi geleceği açısından varoluşsal bir mesele olarak tanımlayan ve bağımsız diplomatik çözümler aramayı reddeden AB, artık bütünüyle ABD’nin keyfine bağımlı durumdadır. Gazze ve şimdi de Venezuela konusundaki tutumu nedeniyle uluslararası alanda neredeyse hiçbir sempati görmemektedir.</p>



<p>Nitekim ABD Grönland’ı işgal ederse, AB’nin büyük olasılıkla yine yalnızca genel bir endişe ifadesi içeren bir açıklama yayımlaması beklenebilir. Letonya Cumhurbaşkanı gibi bazı isimler, içeriği belirsiz ve muhtemelen gerçekte var olmayan “ABD’nin meşru güvenlik ihtiyaçlarının”, ABD ile Danimarka arasında “doğrudan diyalog” yoluyla ele alınması gerektiğini bile öne sürmektedir.</p>



<p>Bu mantık sürdürüldüğünde, bir gün diğer Avrupalı liderlerin Letonya’ya, Rusya ile yaşadığı anlaşmazlıkları “Rusya’nın güvenlik ihtiyaçlarını dikkate alarak Moskova ile doğrudan diyalog yoluyla” çözmesini tavsiye etmelerine şaşırmamak gerekir. Bu tür bir bağımlılık yalnızca Avrupa’nın küresel sahnedeki giderek artan önemsizliğine yol açmakla kalmamakta, aynı zamanda NATO ve AB’nin kendi iç uyumunu da doğrudan tehlikeye atmaktadır.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>AB bugün bir uçurumun eşiğindedir.</strong></h5>



<p>Önünde iki yol vardır: Ya “seçici ilkeler” doğrultusunda ilerlemeye devam ederek, kendi yankı odasının ötesinde sözü pek ağırlık taşımayan bir yapıya dönüşecektir. Ya da bu anı, bağımlılıktan liderliğe geçiş için kullanacaktır. Bu ikinci yol, zaman zaman güçlü bir müttefike “hayır” diyebilme cesaretini gerektirir. Caracas’a yönelik saldırıya verilen tepkilerin ortaya koyduğu emsaller ise ne yazık ki pek cesaret verici değildir.</p>



<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://responsiblestatecraft.org/europe-venezuela/">https://responsiblestatecraft.org/europe-venezuela/</a></p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://dunyaveislam.com/wp-content/uploads/2025/12/di_logo-01.jpg" width="100"  height="100" alt="" itemprop="image"></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/dunya-ve-islam/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Dünya ve İslam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır. </p>
<p>Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/avrupa-venezuela-mezarliginin-yanindan-islik-calarak-geciyor/">Avrupa, Venezuela Mezarlığının Yanından Islık Çalarak Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/avrupa-venezuela-mezarliginin-yanindan-islik-calarak-geciyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Somaliland’ı kim tanıyor?”: İsrail’in Somaliland Kararı</title>
		<link>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/somalilandi-kim-taniyor-israilin-somaliland-karari/</link>
					<comments>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/somalilandi-kim-taniyor-israilin-somaliland-karari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Yasin Gidici]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 23:13:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA GÜNDEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dunyaveislam.com/?p=2546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş: İsrail’in Somali’nin kuzeyinde yer alan Somaliland’ı resmen tanıması, diplomasi gündeminde sarsıcı bir etki yarattı. İlk defa bir BM üyesinin, 34 yıldır &#8216;hayalet devlet&#8217; statüsünde yaşayan Somaliland’ı tanıması; sadece Doğu Afrika için değil, Kızıldeniz ve Arap Yarımadası arasındaki dengeler için de kritik bir kırılma noktası. İsrail’in bu hamlesi, sadece bir bölgeyi tanımaktan ibaret değil; bölgedeki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/somalilandi-kim-taniyor-israilin-somaliland-karari/">“Somaliland’ı kim tanıyor?”: İsrail’in Somaliland Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading"><strong>Giriş:</strong></h4>



<p>İsrail’in Somali’nin kuzeyinde yer alan Somaliland’ı resmen tanıması, diplomasi gündeminde sarsıcı bir etki yarattı. İlk defa bir BM üyesinin, 34 yıldır &#8216;hayalet devlet&#8217; statüsünde yaşayan Somaliland’ı tanıması; sadece Doğu Afrika için değil, Kızıldeniz ve Arap Yarımadası arasındaki dengeler için de kritik bir kırılma noktası. İsrail’in bu hamlesi, sadece bir bölgeyi tanımaktan ibaret değil; bölgedeki stratejik meşruiyetini tamamlama amacı taşıyor. ABD Başkanı Trump’ın &#8216;Somaliland’ı kim tanıyor?&#8217; şeklindeki kendine has çıkışı ise aslında bir sorudan ziyade, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz eksenindeki yeni güç mücadelesinin fitilini ateşleyen bir işaret fişeği niteliğinde.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Somaliland: ‘’Somaliland’ı Kim Tanıyor?’’</strong></h4>



<p>Afrika kıtası sömürge zincirlerini kırarken, Afrika Boynuzu’nda tarihin garip bir cilvesi yaşanıyordu. Bugün tek bir &#8220;Somali&#8221;den bahsetsek de aslında iki farklı sömürge mirası vardı: Güneyde İtalyan Somalisi, kuzeyde ise İngiliz Somaliland&#8217;ı. 1960 yılına gelindiğinde, bugün tanınma mücadelesi veren Somaliland, bağımsızlığını sadece beş günlüğüne ilan etmiş ve ardından &#8220;büyük bir bölgesel birlik&#8221; hayaliyle güneydeki İtalyan Somalisi ile gönüllü olarak birleşmişti. Ancak bu birleşme, kısa sürede bir hayal kırıklığına dönüştü. Mogadişu merkezli yönetimde kabile dinamikleri ve etnik aidiyetler birliğin önüne geçince, kuzeydeki halk kendini dışlanmış hissetti. 1980’li yıllarda şiddetlenen iç savaş ve merkezi hükümetin uyguladığı baskılar, ipleri kopardı. 1991 yılında, Somali iç savaşın karanlığına gömülürken; Somaliland kendi sınırlarına çekilerek eski Britanya Somalisi topraklarında bağımsızlığını ilan etti. O günden bu yana Somaliland; kendi parasını basan, pasaportu bulunan ve kendi seçimlerini yapan ama dünyanın &#8220;resmen&#8221; görmediği bir ‘’devlet’’ olarak bekleyişini sürdürüyor. Somaliland’ı Somali’den ayıran önemli farklıların başında istikrarlı ve güvenli yapısı geliyor. Keza Somali’yi tehdit eden bölgesel silahlı grupların Somaliland için bir güvenlik meselesi olmaması, demokratik sistemin işlemesi ve ekonomik olarak nispeten istikrara sahip olması Somaliland’ın başkenti Hargeisa’yı Mogadişu’dan farklı kılmakta.</p>



<p>Somali diplomasisinde ise bu ayrılığı görmezden gelerek birliktelikten taviz vermemeye yönelik bir politika izlenmekte. Nitekim bu doktrin Somali’nin kurulurken temelinde yer alan kilit taşlarıyla da örtüşmekte. Mogadişu’nun genel olarak parçalanmış ve tahrip edilmiş bir Somali’ye yeni bir toprak dosyası açması beklenmiyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>İsrail’in Stratejik Hamlesi: Neden Şimdi?</strong></h4>



<p>Mogadişu&#8217;nun yıllardır tavizsiz bir şekilde savunduğu &#8220;katı birliktelik&#8221; doktrini, 26 Aralık 2025&#8217;te İsrail&#8217;in attığı imza ile uluslararası hukuk tarihinde ilk kez bu denli somut bir çatlak verdi. Somali’nin uzun yıllar boyunca kendi &#8220;iç meselesi&#8221; olarak gördüğü ve dünyadan izole tuttuğu Somaliland dosyası, bu hamleyle birlikte bir gecede küresel aktörlerin doğrudan iç meselesine dahil olabilecekleri bir alana dönüştü.</p>



<p>İsrail’in bu adımı, sadece bir taraf tutma refleksi değil; İbrahim Anlaşmaları ile başlayan bölgesel meşruiyet arayışının ve Kızıldeniz’deki varlık mücadelesinin bir sonucudur. İsrail için &#8220;kırmızı çizgi&#8221; olan Kızıldeniz trafiğini, özellikle de Eilat Limanı’nın trafiğini ablukaya alan Husilere karşı, Somaliland sahil şeridi oldukça önemli bir stratejik alan sunuyor. Öte yandan, İsrail&#8217;in bölgedeki tarihi müttefiki olan ve denize açılmak için Somaliland ile geçtiğimiz aylarda tartışmalı bir protokol imzalayan Etiyopya ile kurulacak o &#8220;karasal köprü&#8221;, Tel Aviv&#8217;in elini her zamankinden daha güçlü kılıyor.</p>



<p>Bu perde arkası dinamiklerin en dikkat çekici tarafı ise İsrail’in &#8220;diaspora siyaseti&#8221;nde gizli. İsrail’in geçmişte Suriye Dürzilerine veya Ortadoğu’nun farklı coğrafyalarındaki azınlık gruplara verdiği desteğin temelindeki mantık, bugün Somaliland krizinde yeniden sahneye çıkıyor. Bulundukları devlet yapısı içinde dışlanmış veya azınlık durumuna düşmüş aktörlere bir &#8220;zeytin dalı&#8221; uzatmak, İsrail dış politikasının en etkili silahlarından biri haline gelmiş durumda. Somaliland, bu &#8220;çevreleme&#8221; politikasının en taze ve başarılı örneği olarak kayıtlara geçiyor. Bu tanıma süreciyle birlikte, düne kadar sadece de facto bir varlık sürdüren Somaliland, artık uluslararası kapsamda tanınmış bir devlet oluyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Ne Dedi: Türkiye’nin Doğu Afrika Sınavı</strong></h4>



<p>İsrail’in bu hamlesinden sonra uluslararası arenadan yükselen sesler, bölgedeki kutuplaşmanın derinliğini gözler önüne serdi. Pek çok ülke ve uluslararası kuruluş, kararın uluslararası hukuka ve Somali’nin toprak bütünlüğüne aykırı olduğunu savunurken; ABD cephesinden gelen destek açıklaması dengeleri tamamen değiştirdi. Trump yönetiminin bu kararı desteklemesi, Washington’ın da Somaliland’ı tanıma noktasında İsrail’i takip eden ikinci büyük güç olabileceği sinyalini verdi. Durum Türkiye açısından ise oldukça kritik bir eşiği temsil ediyor. İsrail’in bu hamlesine kadar, Doğu Afrika ve Somali sahasında &#8220;en etkin oyun kurucu&#8221; ve &#8220;vazgeçilmez müttefik&#8221; sıfatı neredeyse tamamen Türkiye’ye aitti. Türkiye’nin Afrika’daki en büyük askeri üssüne (TURKSOM) ev sahipliği yapan ve Ankara’nın &#8220;Afrika Açılımı&#8221;nın en önemli başlığı olan Somali’nin böyle bir konflikt içine alınması, Türkiye için bir dış politika krizinden fazlası; stratejik bir dönüm noktasıdır. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bölgedeki liman yatırımlarıyla başlayan hareketlilik, İsrail’in resmi tanıma kararıyla birleşince; Türkiye’nin Doğu Afrika ve Kızıldeniz eksenindeki hareket alanı ciddi bir sınırlama riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Ankara için artık mesele sadece Mogadişu ile ilişkileri korumak değil, bölgede yükselen bu yeni &#8220;çok uluslu eksene&#8221; karşı &#8220;Mavi Vatan&#8221;ın Afrika hattını savunma meselesidir.</p>



<p>&#8220;Donald Trump’ın &#8216;Somaliland’ı kim tanıyor?&#8217; sorusuyla başlayan bu yeni dönemde, görünen o ki artık herkes tanıyor; ancak herkesin &#8216;tanıma&#8217; motivasyonu farklı. Afrika Boynuzu’nda kurulan bu yeni masa, Ankara’nın kıtadaki yoğun emeğini bir stratejik sınavla baş başa bırakıyor.</p>
<div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img alt='Muhammed Yasin Gidici' src='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=100&#038;d=mm&#038;r=g' srcset='https://secure.gravatar.com/avatar/4cb4858150e48d3fc28252b35a0534df4faa7e6a6f792648e08339e043a5b684?s=200&#038;d=mm&#038;r=g 2x' class='avatar avatar-100 photo' height='100' width='100' itemprop="image"/></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://dunyaveislam.com/yazarlar/muhammed-yasin-gidici/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Muhammed Yasin Gidici</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Muhammed Yasin Gidici 2004 yılında İzmir’de doğdu. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde eğitim hayatına devam etmektedir. Dış politikada Doğu Afrika ve kriz, çatışma bölgelerine yoğunlaşarak çalışmalar yapmaktadır. İngilizce bilmektedir.</p>
<div class="host-lopnbnfpjmgpbppclhclehhgafnifija" style="position: relative;z-index: 2147483647"></div>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><p><a href="https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/somalilandi-kim-taniyor-israilin-somaliland-karari/">“Somaliland’ı kim tanıyor?”: İsrail’in Somaliland Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://dunyaveislam.com">Dünya ve İslam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dunyaveislam.com/dunya-gundemi/somalilandi-kim-taniyor-israilin-somaliland-karari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
