Sudan, 1956’da bağımsızlığını kazandığından bu yana darbeler, iç savaşlar ve siyasi istikrarsızlık döngüsünden kurtulamamıştır. Ülkenin mevcut kriz ve çatışmalarının temelini oluşturan ise 1989’da başlayan ve 30 yıl boyunca ülke iktidarını elinde tutan Ömer el-Beşir dönemidir. 1989 yılında tuğgeneral rütbesiyle gerçekleştirdiği kansız darbe sonucunda yönetime orduyla birlikte el koyan Beşir, darbenin hemen ardından Ulusal İslami Cephe (NIF) lideri Hasan el-Turabi gibi güçlü siyasi isimlerin desteği ile de konumunu konsolide etti. Akabinde Hristiyan ve Animist nüfusun yoğun varlığına rağmen ülkede şeriat kanunlarını yeniden yürürlüğe koydu, parlamentoyu feshetti ve siyasi partileri yasakladı. Sudan, bu dönemde radikal İslamcı bir yönetim anlayışına yöneldi. Öyle ki ülke bu dönemde terörü destekleyen devletler listesine girdi ve Batı’dan gelen yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.
Çalkantılı ve karmaşık geçen Ömer el-Beşir dönemi, bugün Sudan’da yaşanan ve küresel tepkilere maruz kalan katliamların temelini oluşturmaktadır. Zira bu dönem, Beşir’in iktidarını korumak için, daha sonra Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) olarak resmileşecek olan paramiliter milisleri Darfur krizinde sahaya sürmesiyle sonuçlanmıştır.
Kriz Süreci ve HDK’nın Doğuşu
Temelinde merkezi ihmal ve kaynak eşitsizliği yatan Darfur Krizi, 2003 yılında başlayarak bugün Sudan’ın mevcut iç savaşının en kritik tarihsel ve sosyo-politik zeminini oluşturmaktadır. Ülkenin batısında yer alan Darfur bölgesinde, merkezî yönetimin Arap kökenli elitleriyle, Arap olmayan yerel topluluklar arasında gerilim yaşanıyordu. Krizin temelinde yer alan etnik ayrımcılık, adil olmayan hak paylaşımları ve hükümetin bölgeyi ihmali düşünceleri, bölge halkının silahlı şekilde ayaklanması ile sonuçlandı. Beşir hükümeti, kendi varlığına karşı gerçekleştirilen bu isyanı yatıştırma adına, geleneksel ordu SAF’dan (Sudan Armed Forces) ziyade yerel Arap milisleri kullandı. Hartum’un, Arapça “silahlı süvari” anlamına gelen Cancavidler’i paramiliter kuvvet olarak kullanmasının temel sebebi ise, geleneksel ordunun Beşir üzerindeki baskısına karşı alternatif bir güç merkezi oluşturması amacı taşımaktaydı. Nitekim gün geçtikçe ivme kazanan protestolara karşılık olarak baskısını artıran Hartum, Cancavidler’in jeopolitik hâkimiyet ve etkin hareket avantajlarını da kullanarak isyanı kitlesel zulüm ve kanla bastırma yoluna gitti. BM raporlarına göre Darfur Krizi sonucunda 200 binden fazla insan öldürüldü, kitlesel soykırım suçları işlendi ve 2 milyondan fazla insan yerlerinden edildi. Cancavidler’in ana aktör olduğu bu soykırım suçlarının yürütmesinde ise Hartuma bağlı isim Muhammed Hamdan Dagalo yani Hemedti vardı.
Paramiliter Gücün Evrilmesi: HDK ve Hemedti’nin Yükselişi
Darfur’da kanlı müdahalelerle sonuçlanan protestoların ardından etkisinin kaybedilmesi beklenirken aksine güç ve nüfuzunun arttığı Cancavid milisleri ve liderleri Hemedti, Cumhurbaşkanı Beşir tarafından 2013 yılında resmileştirilerek ordudan bağımsız bir askeri güç haline getirildi. Temelinde Beşir’e bağlı alternatif bir güç merkezi oluşturmanın yattığı bu hamle, aynı zamanda Ordu’nun geleneksel askeri vesayetine karşı bir denge mekanizması işlevi görüyordu. Cancavidler, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK)’ne evrildi ve bu dönemde ordudan bağımsız bir güç ve otorite merkezi haline gelerek Beşir tarafından aktif bir şekilde denge unsuru olarak kullanıldı. HDK lideri Hemedti ise ordudan ziyade paralel hareket eden HDK ile güç kazandı ve geleneksel askeri hiyerarşinin dışından gelerek ülkenin neredeyse en güçlü ikinci adamı konumuna yükseldi. Öyle ki, kişisel etki alanı ile kabileler üzerinde söz hakkına sahip olan Hemedti, böylelikle resmi olarak da ismini meşrulaştırdı. Sudan ülke ekonomisinin lokomotifi denilebilecek altın rezervlerinin birçoğu da yine Hemedti’ye ait. Bu da reelpolitik anlamında Hemedti’nin Sudan içerisindeki rolünü hem askeri hem içtimai hem de ekonomik olarak açıklıyor.
Darbeye Giden Yol ve Burhan-Hemedti Krizi:
HDK ve Hemedti’nin yıllar içerisinde artan etki çapı; sadece Sudan içerisinde değil, aynı zamanda Yemen ve Libya iç savaşlarında da görülmüştür. Öte yandan Hartum tarafından paralı asker olarak işbu bölgesel çatışmalara gönderilen HDK, aynı zamanda önemli döviz getirisi de sağlamıştır. Kâğıt üzerinde HDK-Hartum ilişkileri kazan-kazan şeklinde okunuyor olsa da Ömer el-Beşir’in on yılları aşmış hükümetine karşı halktan yükselen tepkiler taraflar arasındaki dengeyi etkiliyor. Derin ekonomik kriz (özellikle ekmek ve yakıt fiyatlarındaki artış) ve yaygın yolsuzluk iddiaları, protestoların artmasına ve rejim içi dengelerin bozulmasına sebep olurken, sonucunda HDK bu tepkilere karşı koyamadı ve Nisan 2019’da Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan ve HDK lideri Hemedti, güçlerini birleştirerek Beşir’i darbeyle görevden aldı. Bu ortak hareket, askerî vesayetin devamı anlamına gelse de halk ayaklanması sonucu gerçekleştiği için “devrim” olarak adlandırıldı ve sivil yönetime geçiş umudunu doğurdu. Akabinde sivil yönetime geçiş amacıyla kurulan Geçici Egemenlik Konseyi’nin başına geleneksel ordu vesayetini temsilen Abdülfettah el-Burhan getirilirken, yardımcılığına ise darbedeki kritik ve stratejik desteği ile Hemedti getirildi. HDK’nın artık ülke siyasetinde resmi olarak söz sahibi olduğu bu dönemde sivil hayata geçiş sözlerinin yerine, iki liderin iktidar mücadelesine tanıklık edildi.
Generaller Arasındaki Anlaşmazlık ve Yeni bir İç Savaş:
Ordu ve HDK arasındaki bu siyasi gerilimler, Geçici Egemenlik Konseyi’nin kuruluşundan itibaren süreklilik gösterdi. İki lider arasındaki iktidar mücadelesi, Geçici Egemenlik Konseyi’nin sonucunda kurulan sivil yönetime karşı Ekim 2021’de yaptıkları ortak bir darbe ile zirveye ulaştı. Ancak bu ortaklık da uzun sürmedi. HDK’nın darbe sonrası artık yönetim kanatlarında hissedilen gücüne karşın Burhan, HDK’yı 2 yıl içerisinde meşru orduya entegre etme ve ordu komuta zincirinin korunması gerektiğini savunuyordu. HDK tarafında ise bu sürenin 10 yıla çıkarılması ve entegrasyonun mevcut rütbelerin korunması dâhilinde gerçekleştirilmesi istenmekteydi. Bu temel anlaşmazlık, Sudan’ın askerî kontrolünün kimin elinde kalacağı sorununun bir yansımasıydı. Uluslararası arabuluculuk çabaları ve son sivil geçiş anlaşması girişimleri bu uzlaşmazlık nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Nihayetinde; bu yapısal, siyasi ve dış müdahale/etkilerle beslenen tıkanıklık, 15 Nisan 2023’te HDK’nın Hartum’daki stratejik noktalara saldırısıyla birlikte Sudan’ı yeni bir yıkıcı iç savaşa sürükledi. Ülke yönetiminin tamamına talip olan HDK, paramiliter esnekliği ve coğrafi yetkinlikleri ile gerilla tipi savaş stratejisiyle kısa sürede Hartum’a kadar ilerledi. HDK’nın ekonomik olarak bu denli güçlü olmasının ana sebeplerinden olan kontrolleri altında olan altın rezervleri, aynı zamanda dış politikasında Doğu Afrika ve Kızıldeniz’de egemenlik doktrini olan ülkeleri de kendi lehlerine desteğe sürüklüyordu. Öyle ki yaşanan krizde atılan adımların kaynağı taraflardan değil, dış aktörlerin geliyordu.
Sudan’ın hem Kızıldeniz’e olan sınırı hem de Doğu Afrika’da yer aldığı önemli jeopolitik konum; ülkenin içinde bulunduğu siyasal iktidarsızlıklar ve süre gelen iç savaşların da etkisiyle dış müdahalelere uygun bir zemin oluşturmakta. Öyle ki Doğu Afrika’da izlediği etkin ve kapsamlı dış politikasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, uluslararası diplomaside çeşitli yollarla meşruiyetini artırmaya çalışan ve Afrika’da bu meşruiyet arayışını paramiliter gücü Wagner’le sağlayan Rusya, HDK’nın askeri ve finansal olarak destekçileri konumunda. Öte yandan bölgede yumuşak güç, arabuluculuk ve kolaylaştırıcı politikaları ile yer alan Türkiye ise merkezi Sudan ordusunu teknolojik ve ekonomik anlamda desteklemekte.
Sonuç:
Geçmişinden bu yana süregelen iç sorunlarıyla boğuşan Sudan, bugün de aynı sorunları yaşamaya devam etmekte. Ülke içerisinde verilen iktidar ve vekalet savaşları, dış müdahalelerle de birlikte çözümü ve uzlaşıyı daha da çatışmalı bir hale getirtiyor. Ömer- El Beşir’in iktidarını koruma amacıyla ortaya çıkardığı Cancavid hareketinin kurumsallaşması, HDK’ya altın ve paralı askerlik yoluyla kazandırdığı mali ve askerî özerklik; onu Ordu’nun geleneksel vesayetine karşı durabilen, hatta meydan okuyabilen bir güce dönüştürmüştür. Akabinde gelen Burhan ve Hemedti arasındaki entegrasyon anlaşmazlığı, Sudan’ın askerî kontrolünün kimin elinde kalacağı sorununun bir yansımasıydı ve bu durum, bölgesel ve küresel güçlerin finansal ve lojistik müdahaleleriyle birlikte iç savaşa dönüşmüştür.
Bugün Sudan’da savaş taraflar arasında sürmeye devam ederken yaşananların en ağır sonucunu ise Sudan halkı ödüyor. Sivil katliamların had safhada gerçekleştiği Sudan; dünyanın en büyük yerinden edilme krizlerinden birini yaşarken, milyonlarca insan açlık, salgın hastalıklar ve kitlesel insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalıyor.
Muhammed Yasin Gidici 2004 yılında İzmir’de doğdu. Halihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde eğitim hayatına devam etmektedir. Dış politikada Doğu Afrika ve kriz, çatışma bölgelerine yoğunlaşarak çalışmalar yapmaktadır. İngilizce bilmektedir.

