Yazar: Mohammed Ayoob
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkilerdeki hızlı gerileme, birçok gözlemciyi hazırlıksız yakalamış olabilir. Ülkenin asıl güç merkezi olan Pakistan ordusunun, 1990’larda Taliban hareketinin ortaya çıkışında ve iktidara yükselmesinde belirleyici bir rol oynadığı düşünüldüğünde, bu durum özellikle sarsıcı görünmektedir. Ayrıca Pakistan, bu yüzyılın ilk yirmi yılında ABD destekli Kabil hükümetiyle savaş halindeyken Taliban’a gizlice destek vermiştir. İslamabad, 2021’de Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesini açıkça memnuniyetle karşılamıştır.
O dönemde İslamabad, Taliban’ın Afganistan’da kendisine bağımlı bir yönetim gibi hareket edeceğini ve Hindistan ile süregelen çatışmasında ihtiyaç duyduğu stratejik derinliği sağlayacağını varsaymıştır. Kabil’de dostane bir hükümetin varlığı, İslamabad’ın Yeni Delhi ile çatışmaya girmesi halinde iki cephede savaşma riskini ortadan kaldıracaktı. Ayrıca Afganistan, Hindistan yönetimindeki Keşmir’e sızabilecek Pakistan destekli terör grupları için bir eğitim alanı işlevi görüyordu.
Ne var ki Pakistan açısından bu büyük bir hesap hatasıydı. Pakistan’a bağımlılığından rahatsız olan ve onun kaba tutumlarına tepki duyan Taliban, eski akıl hocalarına karşı cephe aldı. Bu durum, yakın zamanda Afganistan-Pakistan sınırında yaşanan ve her iki taraftan da onlarca kişinin ölümüne yol açan çatışmalarda açıkça görüldü. Çatışmalar, Pakistan’ın Kabil ve Paktia eyaletlerine düzenlediği hava saldırılarının ardından patlak verdi.
Pakistan hükümeti, bu saldırıların Tehreek-i Taliban Pakistan (TTP) örgütünü hedef aldığını ileri sürdü. TTP, Afganistan sınırındaki Hayber Pahtunhva eyaletinde uzun süredir Pakistan ordusuyla çatışmaktadır. Bu eyalette, Afgan Taliban’ın omurgasını oluşturan Peştun etnik grubu yaşamaktadır. İki oluşum da ideolojik olarak birbirinin neredeyse ikizidir.
Taliban’ın bu tutumu, Dışişleri Bakanı Amir Han Muttaki’nin İslamabad’a sert uyarılarda bulunduğu Yeni Delhi ziyaretiyle aynı döneme denk geldiği için Pakistan açısından özellikle rahatsız edici oldu. Dahası, Muttaki ziyaretinin sonunda yayımladığı ortak bildiride, Pakistan destekli gruplara atfedilen Keşmir’in Pahalgam bölgesindeki terör saldırılarını kınadı. Taraflar ayrıca birbirlerinin toprak bütünlüğünü açıkça desteklediklerini belirtti. Bu ifade, Hint yorumuna göre dolaylı olarak Keşmir’i de kapsamaktadır.
Afganistan ile Pakistan arasındaki gerginlikler yeni bir olgu değildir; bu durumu doğru bir tarihsel perspektiften değerlendirmek gerekir. Geriye bakıldığında, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın altın çağı, 1990’ların ortalarından 2001’e ve 2021’de Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinden sonraki birkaç yıla kadar sürmüştür. Bu dönem, aslında uzun vadeli olarak gergin ve hatta düşmanca seyreden ilişkilerde bir istisnadır.
Pakistan, 1947’de Britanya Hindistanı’ndan ayrılıp Birleşmiş Milletler’e üyelik başvurusu yaptığında, Afganistan bu üyeliğe karşı oy veren tek ülke oldu. Kabil’in itirazı, Afganistan ile Britanya Hindistanı arasındaki sınırı belirleyen Durand Hattı konusundaki anlaşmazlıktan kaynaklanıyordu. Afganistan, Durand Hattı’nın meşruiyetini hiçbir zaman tanımadı ve bunu bir İngiliz dayatması olarak gördü. Bu konu Afganistan açısından duygusal bir meseleydi, çünkü sınır, ülkedeki siyasi olarak baskın etnik grup olan Peştunların anavatanını ikiye bölüyordu.
Kabil’in söylemleri ve desteğiyle güç kazanan Peştun irredantizmi (Peştunların sınır ötesi birleşmesini savunan hareket), sınırın iki tarafında da ilişkileri zedeledi. Pakistan, doğuda Hindistan’dan, batıda ise Afganistan’dan gelebilecek bir kıskaç tehdidinden korkarak bunu varoluşsal bir tehlike olarak gördü. Açık bir düşmanlık olmasa bile bu durum, Pakistan’ı stratejik açıdan dezavantajlı bir konuma itti; çünkü gücünü doğuda Hindistan’a karşı yoğunlaştırmak yerine iki cephe arasında bölmek zorunda kaldı. Bu gerginlik, Zahir Şah monarşisi, Davud Han cumhuriyeti ya da Sovyet destekli Marksist rejim dönemlerinde de devam etti.
Pakistan’ın 1980’lerde ABD ve Suudi Arabistan ile iş birliği yaparak Afgan direnişine destek vermesi, büyük ölçüde kendisine bağımlı bir rejim oluşturma arzusundan kaynaklanıyordu. Taliban’ın 1996-2001 yılları arasında Afganistan’ı yönettiği dönemde, Pakistan kısa süreliğine bu hedefe ulaşmış görünüyordu.
Ancak Amerika’nın Teröre Karşı Savaşı tüm dengeleri değiştirdi. 2001 yılında Bush yönetiminin, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’i Taliban’a karşı ABD ile iş birliği yapmaya ikna ettiği; aksi halde ülkesinin “Taş Devri’ne döneceği” tehdidinde bulunduğu iddia edildi. Bunun üzerine Pakistan taraf değiştirerek görünürde Taliban’a sırt çevirdi ve ABD ile müttefiklerine Afganistan’a stratejik erişim sağlayarak Taliban’ı devirmelerine destek oldu.
Yine de İslamabad, Taliban liderliğine Ketta’da sığınma hakkı tanıdı ve grubun ABD destekli Hamid Karzai hükümetine karşı düşük yoğunluklu saldırılarını sürdürmesine göz yumdu. Aynı zamanda ABD’ye, Taliban’a karşı yürütülen operasyonda lojistik destek verdi. Bu çelişkili politikalar nedeniyle Kabil ile ilişkiler hiçbir zaman tam anlamıyla ısınmadı.
Pakistan’ın Taliban’a desteği 2021’e kadar sürdü ve Kabil’deki ABD destekli rejimin çöküşünde belirleyici rol oynadı. Ancak Taliban rejiminin Pakistan’ın desteğine giderek daha fazla bağımlı hale gelmesi, Kabil açısından bu ilişkiyi gitgide daha tahammül edilmez bir hale getirdi.
Pakistan’ın Afganistan politikasının temel amacı, Hindistan’ın batı komşusunda etkin bir konum elde etmesini engellemektir. Hindistan, Pakistan’a karşı duyduğu tarihsel rekabet nedeniyle Afganistan’la geleneksel olarak iyi ilişkiler kurmuş ve Kabil’i Orta Asya’ya açılan kapı olarak görerek ülkede çeşitli kalkınma projelerine katılmıştır.
İslamabad ile dengesiz ilişkiden ve Peştun sorunundan bıkan Kabil, Taliban Dışişleri Bakanı’nın son bir haftalık ziyaretiyle de görüldüğü gibi, yeniden Yeni Delhi’ye yakınlaşmaktadır. İslamabad’ı asıl öfkelendiren şey ise, Muttaki’nin Pakistan karşıtı açıklamalarını dile getirmek için Yeni Delhi’yi seçmesidir.
Bu durum, Kabil’in Yeni Delhi ile dostane ilişkilere, İslamabad’a ise düşmanca tavırlara geri dönmesinin göstergesi olup Hindistan’ın çıkarlarına hizmet etmektedir. Hindistan, Kabil’deki büyükelçiliğini yeniden açacağını ve Taliban’ın Delhi’deki Afgan büyükelçiliğini devralmasına izin vereceğini açıklayarak Taliban’ı ödüllendirdi. Taliban hükümetinin resmi olarak tanınması artık an meselesidir. Uluslararası ilişkilerde sıkça olduğu gibi, ne kadar değişirse değişsin, aslında hiçbir şey değişmemektedir.

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

