Dünya ve İslam

 

Mayının Üzerinde Bir Tarafsızlık Oyunu: Bosna Soykırımı ve Sessiz Tanıklık

Share

Bugün Bosna soykırımı dediğimizde, tarih çizgisi üzerinde giderek uzaklaşılan ama hiçbir zaman geride bırakılmayan toplumsal hafızadan bahsediyoruz. 1995 yılında Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde yaşanan katliam, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa topraklarında gerçekleşen en büyük toplu insan kıyımı olarak tarihe geçti. Uluslararası Adalet Divanı’nın 2007 tarihli kararında da bu eylem açıkça “soykırım” olarak tanımlanmış ve Sırp güçlerinin Bosnalı Müslümanlara karşı etnik temizlik niyetiyle hareket ettiği saptanmıştır (ICJ, 2007).[1]

“Soykırım” ifadesi kavramsal olarak ilk kez Naziler için kullanılmışsa da soykırımın kökeni tarihsel süreç içerisinde çok daha evveline; antik çağlardan modern döneme dek uzanan etno-politik ve ideolojik bir dayanağı olan toplumsal şiddete dayanmaktadır. Modern devlet sisteminin bürokratik aygıtlarıyla uygulanmaya başladığında ise soykırım artık planlı ve teknik bir imha pratiği haline gelmiştir. Dün Bosna ve bugün Gazze için tüm dünyanın gözleri önünde uluslararası hukuk ve insan haklarını yok sayarak bir imha stratejisi yürütüldüğü aşikarken peki biz tarih serüveninde unutulup gidecek bir mücadeleyi mi veriyoruz?

Soykırımı yorumlamak, ahlak, kimlik, öteki ve şiddet kavramlarının kesişiminde bir çözümleme yapmayı zorunlu kılar. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, soykırımı sadece patolojik bireylerin değil, normatif yapıların ve bürokratik itaatin ürünü olarak değerlendirir. Soykırım yalnızca fiziksel bir imha değil, esasında varoluşsal bir silme ve ontolojik yok etme biçimidir. Normatif yapıların, bürokratik düzenin soykırıma ikna çabalarına rağmen Bauman’ın deyimiyle: “Bireylerin ahlaksal vicdanının sesi en çok, siyasal ve toplumsal aykırılıkların kargaşasında duyulur.” [2]Kolektif hafıza oluşturmak bir zulme karşı aksiyon alınabilecek kudrete sahip olunmadığında kullanılabilecek en güçlü silahtır. 

Bizler bireyler, toplumlar, devletler olarak zamanda kaybolmuş varlıklarız. Hiç tanımadığınız bir şehre gökten indiğinizi düşünün. Ne yaparsınız? Nereye gideceğinizi tam olarak bilemezsiniz. Aslında bizler zamanla karşı karşıya kaldığımızda tam olarak böyle bir duygu yaşıyoruz. Önümüzde nasıl bir gelecek bizi bekliyor bilemediğimiz için zamanda kaybolmuş durumdayız. 

Mekanda kaybolmuş bir insan nasıl tepki verir? Bildiği tek yer geldiği yerdir. Geriye dönme ihtiyacı hisseder. Bizler de zamanda kaybolan insanlar olarak önümüzü göremediğimiz hissini tarihe bakarak aşabiliyoruz. Yani mekanda kaybolan insanın geriye dönüp “Nereden gelmiştim?” diye düşünmesi gibi, bizler de tarihe dönüp bakarak nereden geldiğimizi ve geleceği anlamlandırabiliyoruz.

Tabi bunun için bazı yöntemlerimiz var. Hansel ve Gretel örneğinde olduğu gibi, Hansel ve Gretel’in aileleri onları çeşitli sebeplerle ormana bırakmak isterler. İki kardeş ormanda kalmak istemedikleri için arkalarına işaret olarak çakıl taşları bırakırlar ve bunları takip ederek geri dönerler. Ancak sonraki gidişlerinde arkalarında işaret olarak ekmek kırıntıları bırakırlar, geri dönmek istediklerinde ise kırıntıların ormandaki hayvanlar tarafından yenildiğini görürler ve kaybolurlar. Aslında Tarih, insanlar için bu çakıl taşı ve ekmek mesafesindedir. Bizim için geçmişi anlamak, bugünü yorumlamak, geleceğe dair öngörüler sahibi olmak adına insanı donatır. Birey için hafıza ne kadar önemliyse, toplumlar için Tarih aynı işlevi görür, kolektif bir hafızadır. (Doç. Dr. Mustafa Göleç) Nereden geldiğimizi unutursak, nereye gideceğimizi de bilemeyeceğimiz ise aşikardır. Bu nedenle güçlü bir hafızaya ihtiyacımız olduğu ise şüphe götürmemektedir.

Bosna Soykırımı hafızalarımızda ve tarihte kanlı savaş görüntülerinin yanında, dünyanın kadın, yaşlı, çocuk demeksizin sistematik olarak işkence, yerinden edinme, soykırıma uğrayan Bosna Hersek halkına karşın derin sessizliği olarak yer edindi.  Bosna Hersek’te yaşanan soykırıma sessiz kalanların, zaman içinde tarihin bir köşesinde unutulma ümidi ise bugün 30 yılı deviren soykırımın toplumsal hafızalarda dün gibi karşılanması ile anlaşılıyor ki ne soykırımcıları ne de üç maymunu oynayanları tarih affetmiyor, affetmemeli.

Her fırsatta uluslararası insan haklarından dem vuran Batı’nın, “Bütün insanlar eşittir ama bazı insanlar daha eşittir” distopik ilkesine nasıl reel şartlarda sıkı sıkıya bağlı hareket ettiğini her fırsatta görüyoruz. Holokost için yüzlerce kitap, film, belgesel üreten sektörün; tarihte ilk kez canlı canlı izlediğimiz bir soykırım olan Gazze katliamlarını ana haber bültenine bile tanışamadıkları bir ortak sessizlik yeminini izliyoruz. Yaşanan tüm bu hukuksuzlukları, bugün inkar edemiyorlarsa bile geleceğe taşımamak, Hansel ve Gretel’in ekmek parçaları gibi yenilip, unutulup gitmesini sağlamak olduğu açıkça görülüyor.

Tekrara düşme kaygısı olmaksızın toplumsal tarihi hafıza için üretilen filmler, belgeseller ve kitaplar daha da önem kazanıyor. Bireysel hafızada etkisi ve kalıcılığı ile film sektörünün önemi şüphesiz. Örneğin; “Tarafsız Bölge (No Man’s Land)” filmi Bosna Soykırımı esnasında BM’nin ve Batı basının ikiyüzlülüğünü anlatmakta tek bir sahne ile pek çok kitaptan daha kalıcı bir yer edinebiliyor. Filmde; Bosna Savaşı esnasında sis nedeniyle kaybolan Boşnak iki asker olan Tchiki ve Tsera’nın terk edilmiş bir siperde kendilerini bulmaları ve buraya saklanmaları konu ediniyor. Boşnak Tchiki ve Sırp Tsera onları yakalamak isteyen ve sığınağa gelen iki Sırp asker tarafından izlenmektedir. Tchiki saklandığı sırada, sığınaktaki Sırp askerler ölen Boşnak askerlerinin cesetlerinin altına mayın yerleştirilmektedirler; Boşnak askerlerin cesetlerini almaya gelen Boşnaklar, cesetleri yerlerinden oynattıklarında havaya uçabilsinler diye.  Mayınının üzerine yerleştirdikleri kişilerden biri de sağ olan ve sipere sığınmaya gelen Boşnak askerlerden Tsera’dır. Tchiki kendini korumak için ateş açar ve Sırp askerlerden birini vurarak öldürür. Diğerini ise yaralı şekilde bırakarak, canını bağışlar. Mayın üzerine yerleştirilen Tsera’nın hayatta olduğunu fark ettiklerinde savaşa ilişkin sorgulamalar başlar. Sırp askerin de mecburen iş birlik yapmak zorunda kalması ile Birleşmiş Milletler Koruma Gücü’nden yardım talep ederler. Üstlerine karşı gelerek bir çavuşun yardıma koşması ve basının da olaya dahil olmasıyla olay bir anda uluslararası bir boyut kazanır. Ancak film sonunda: Sırp asker ve Tchiki çatışmalarda ölürken, Birleşmiş Milletler Koruma ve Barış Gücü askerleri geri çekilme kararı alır. Film ise Boşnakları temsil eden Tsera’nın yardım gelmeyeceğini bilerek, çaresizce mayın üzerinde yalnızlığına terk edilmiş olarak hareketsiz yatan görüntüsüyle sona erer.

Bazen tek bir sahne, pek çok kelimeden çok daha kudretlidir. Bu sahne de böyle anlardan birini yansıtır. Film sonunda yavaş yavaş kararan ekranda Tsera’nın kimsesiz bir sığınakta sırt üstü bir mayın üzerinde hareketsiz bekleyişi, yardımın hiç gelmeyeceğini bilen seyirciler için çok vurucu bir andır. Film’de işlenen temel replik: “Katliamla yüz yüzeyken tarafsızlık diye bir şey yoktur. Ve savaşı durdurmak için bir şey yapmamak tarafsız olmak değildir” repliğidir. 

No Man’s Land (Tarafsız Bölge) filminde mayının üzerinde yardım bekleyen Boşnak asker Tsera ve Birleşmiş Milletler ile uluslararası medyanın Tsera’yı bir mayın üzerinde terk ettiği sahne, ne yazık ki bugün Gazze için her gün yeniden perdelenmektedir.

“Tarafsız Bölge”lerde tarafsız kalma iddiaları, soykırımı unutturmaya çalışanların bir pratiği haline dönüşmüş durumda. “Olayları travmatize etme, ajitasyon yapma” gibi ithamlara kulak asmaksızın bugün yapabileceğimiz en önemli şey; tekrar düşme kaygısı olmaksızın Bosna ve Gazze soykırımlarını toplumsal hafızaya nakşetmek olacaktır.


[1] International Court of Justice (ICJ). (2007). Case Concerning the Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide (Bosnia and Herzegovina v. Serbia and Montenegro).

[2] Bauman, Z. (1989). Modernite ve Holocaust. Sarmal Yayınevi,1997 syf.212.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale