Yazar: Thaslima Begum
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
‘Biz acınma istemiyoruz, eylem istiyoruz’
Juwayriya Adwan, 12, al-Mawasi, Han Yunus

Gerçek bir sınıfa en son gireli iki yıl oldu. Havla Bint el-Ezvar Okulu’nda sabah zilini duyup sırama oturup en sevdiğim derste elimi kaldırmamın üzerinden iki yıl geçti. Bazen sesleri ve kokuları hala tüm canlılığıyla hatırlıyorum: tebeşir tozu, kalem talaşı, koridorlarda yankılanan kahkahalar. Ama okulum artık yok; savaş başladıktan kısa süre sonra İsrailliler tarafından bombalandı. Kitaplarım yakıldı ve bazı arkadaşlarım öldürüldü.
7 Ekim’de beşinci sınıftaydım; okula gittiğim son gündü. O sabah, hava saldırısı sirenleri koridorlarda yankılanıyordu. Bazı çocuklar ağlıyor, bazıları sıkıca el ele tutuşuyordu. Öğretmenimiz bizi sakinleştirmeye çalıştı ama onun sesi bile titriyordu. Normal bir gün dilediğimi hatırlıyorum: dersler, teneffüsler, şiir dinletileri. Ama o gün, eski hayatımın son sayfası oldu.
Savaş çok şey kaybettirdi; fakat en büyük kayıp eğitimdir, çünkü bu, geleceğin bizzat kaybıdır.
Şimdi annem, babam, iki erkek kardeşim ve kız kardeşimle Han Yunus’un El-Mavasi semtindeki kalabalık bir barınakta yaşıyorum. Çadırın duvarları rüzgârda dalgalanıyor; ne soğuğu ne sıcağı tutuyor. Su ve yiyecek için kuyruktayız. Elektrik bir hayal, mahremiyet diye bir şey yok. Umut kırılgan görünüyor.
Geceleri çadırımın deliklerinden yıldızlara bakıp arkadaşlarımın da aynı gökyüzünü görüp görmediğini merak ediyorum. Bazıları fırsat buldukça bana mesaj atıyor; okulu özlediklerini ve eski defterlerini sakladıklarını söylüyorlar, kayıp bir dünyadan kalma hazineler gibi. Kendimi suçlu hissediyorum, çünkü bütün defterlerimi kaybettim.
Bir zamanlar, Gazzeli çocukların öğrenmesine yardımcı olmak için öğretmen olmayı hayal ederdim; hayat zor olsa bile. Şimdi gazeteci olmayı, yazmayı, konuşmayı ve dünyaya Gazze’de çocuk olmanın ne anlama geldiğini göstermeyi hayal ediyorum. Korku ve açlıkla örülü hikâyelerimizi anlatmak istiyorum ama aynı zamanda cesaretimizi de; çünkü burada, ölüm ve yıkıntıların arasında bile sesimiz susmayı reddediyor.
İnternetim olduğunda çevrimiçi ders çalışmaya çalışıyorum. Bazen de gönüllülerin bize matematik ve Arapça öğrettiği küçük bir çadıra gidiyorum. Dersler kısa sürüyor; elektrik kesiliyor ya da hava saldırıları yeniden başlıyor, ama o anlarda kendimi canlı hissediyorum. Kim olduğumu hatırlıyorum: sayıları ve şiirleri seven, öğrenmenin dünyayı değiştirebileceğine inanan kız.
Savaş çok şey alıp götürdü: evlerimizi, okullarımızı, ailelerimizi. Amcamı, karısını ve çocuklarını kaybettim. Güzel şehrim Refah’ı kaybettim; şu anda harabeden başka bir şey değil. Ama en büyük kayıp yine eğitimdir, çünkü eğitim geleceğin ta kendisidir.
Dünyaya şunu söylüyorum: Hayallerimizin ölmesine izin vermeyin. Acıma değil, eylem istiyoruz. Gazze’deki çocuklar kitap, okul ve güvenliği hak ediyor. Eğitim bir lüks değil; temel bir haktır. Gazze sadece yıkım değil; geceleri insansız hava araçlarının altında hâlâ hayal kuran çocuklardır. Bu benim hikâyem ve geriye kırık bir kalemle yırtık bir kâğıt parçası kalsa bile yazmaya devam edeceğim.
“Öğretmenim, iyi misiniz?” diye mesaj atıyorlar.
Naglaa Weshah, 40, El-Bureij kampında öğretmen, Gazze

On yıldan uzun süredir Gazze’de ders veriyorum; önce Han Yunus’ta, sonra Deyr el-Belah’ta ve şimdi de Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Bureij kampında. Savaş başlamadan önce, her biri yaklaşık 40 öğrenciden oluşan altı sınıfa ders veriyordum; öğrenmeye hevesli yaklaşık 240 genç beyin.
Onlara bir şeyler öğretmek hayatımın amacı ve sevinciydi; yeni bir fikir aklıma geldiğinde bir öğrencinin gözlerindeki ışıltıyı hâlâ hatırlıyorum her öğretmenin yaşamak için yaşadığı türden anlar. Öğrenmenin hayat dolu olması gerektiğine hep inandım. Sınıfım oyun, sanat ve hareketin olduğu bir alandı. Haritalar çizer, tarihi olayları canlandırır, dersleri hikâyelere dönüştürürdük. Merak korkunun yerini aldığında oda hep kahkahalarla dolardı. Evet, savaştan önce bile Gazze’deki çocuklar her zaman korku içindeydi. Sınıfım güvenli bir yerdi ama 7 Ekim’den sonra her şey değişti.
Okulum bombalardan kaçan aileler için bir sığınak haline geldi. Kısa süre sonra hedef alındı ve tamamen yıkıldı. Gazze’de artık ayakta kalan neredeyse hiç okul kalmadı. İki yıldır hiçbir şey normal değil. Savaş, hayatımızın her alanını yerle bir etti: güvenliğimizi, evlerimizi, okullarımızı, hayallerimizi. Korku ve keder, sürekli yoldaşlarımız oldu.
Öğrencilerimin çoğu artık hayatta değil; doktor, sanatçı ve öğretmen olmayı hayal eden çocuklar. Var olma hakları bile ellerinden alındı. Geriye kalanlar açlık, yerinden edilme ve bitkinlikle yaşıyor ama yine de öğrenme azmine tutunuyorlar. Bazen internet izin verdiğinde birkaçından haber alıyorum. “İyi misiniz, öğretmenim?” diye mesaj atıyorlar. Kaosun ortasında kısa sözler, kısa dersler, minik bağ kıvılcımları paylaşıyoruz. “Her şey normale döner mi?” diye soruyorlar. “Bilmiyorum,” diyorum. Gazze’nin dört bir yanında öğretmenler, gönüllüler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, mümkün olan her yerde eğitim vermeye çalışıyor: çadırlarda, hasarlı sınıflarda, kalabalık barınaklarda. Eğitim, bir meydan okuma eylemine, “Hâlâ buradayız” deme biçimine dönüştü. Ve öğrenmeye devam ettiğimiz sürece var olmaya devam edeceğiz. Çoğumuz aynı zamanda ebeveyniz. Ben üç çocuk annesiyim ve çocuklarımın eğitimi çok kötü etkilendi. Günler, su kuyruğunda beklemekle, yiyecek aramakla ya da yakacak odun toplamakla geçiyor. Çocuklukları gidiyor, yerini hayatta kalma mücadelesine bırakıyor.
Öğrencilerime hatırlattığım gibi onlara da bilginin güç olduğunu ve bir gün sınıflarına geri döneceklerini söylüyorum. Hayal bile edilemeyecek kayıplara rağmen öğrenmenin gücüne hâlâ inanıyorum. Gazze’deki okulların yeniden kahkahalarla dolacağı, derslerin bombalamalarla bölünmeyeceği ve her çocuğun yeniden bir geleceği düşleyebileceği bir günü hayal ediyorum.
O gün gelene kadar korkuya, enkaza ve karanlığa rağmen elimden gelen her kapasiteyle öğretmeye devam edeceğim; çünkü eğitim, sahip olduğumuz tek umuttur.
“Normal hissetmeyi özlüyorum.”
Sarah al-Şerif, 9, Gazze

Savaş başladığında yedi yaşındaydım. 7 Ekim sabahı sınıfta oturmuş matematik çalışıyordum. Okuldaki ilk patlama olduğunda kalemimi sıkıca tuttuğumu hatırlıyorum; kalbim durmuş gibiydi. Kısa süre sonra babam beni eve götürmek için geldi. O sınıfı bir daha hiç görmedim. Okulum sonsuza dek yok oldu. İsrail ordusu onu kuşattı, içerideki insanlara saldırdı ve tamamen yerle bir etti. Evim de bombalandı; bütün bu yerler artık külden ibaret.
Eskiden sayıları, bilimi ve şiiri severdim ama zihnim sürekli yorgun hissediyor ve konsantre olmakta zorlanıyorum. Bu savaş sırasında çok taşındık. Şimdi ailemle kalabalık bir sığınakta yaşıyorum. Her şey farklı geliyor: daha karanlık, daha sessiz, daha boş. Savaş uçaklarının sesi beni titretiyor. Gözlerimi kapattığımda molozları, dumanı ve artık hayatta olmayan sınıf arkadaşlarımın yüzlerini görüyorum. Matematik öğretmenimi de kaybettim; ailesiyle birlikte uyurken öldürüldü. Uyumaktan korkuyorum.
Eskiden sayıları, fen bilimlerini ve şiiri severdim, ama zihnim sürekli yorgun; odaklanmak zor geliyor. Bazen eski okul kitaplarıma bakıp uzun zaman önce yazdığım harfleri takip ediyorum. Şimdi insanlar okul kitaplarını yemek pişirmek ve ısınmak için ateş yakmakta kullanıyor. Elektrik ve internet çalıştığında çevrimiçi ders çalışmaya çalışıyorum ama neredeyse imkânsız.
Normal hissetmeyi özlüyorum. Çocuk ve öğrenci olmayı özlüyorum. Soykırımdan kurtulan biri olmak için çok gencim; ölürsem böyle hatırlanmak istemiyorum.
Hayallerimle hatırlanmak istiyorum. Doktor olmayı, insanları iyileştirmeyi ve onlara umut vermeyi dilerdim. Ama okul olmadan bu hayalim imkânsız görünüyor.
Savaş zihnimin içinde öyle çok duvar ördü ki… İki ay önce, yoğun bombardıman yüzünden ders çalışmayı tamamen bıraktım. Sanki zaman donmuş ve çocukluğumdan geriye kalanlar çalınıyormuş gibi hissediyorum.
Keşke dünya bizi, Gazzeli çocukları, haberlerdeki rakamlar olarak değil; sadece öğrenmek, oynamak ve yaşamak isteyen çocuklar olarak görebilseydi. Dünyanın her yerindeki çocuklar gibi hayal kurmayı hak ediyoruz. Filistinli bir şair şöyle demişti: “Biz, hayatı olabildiğince seven bir halkız.” Keşke hayat da bizi sevse.
“Gazze’de gökyüzü hiç sessiz olmadı.”
İsmail Muneifah, 7, Kahire

Gazze’deki anaokulumu hâlâ hatırlıyorum; parlak, rengârenk duvarları, oyuncak kutuları ve bolca kitabın olduğu bir okuma köşesi vardı. Öğretmenim çok nazikti ve bir şeyi anlamadığımda bana her zaman yardım ederdi. Oraya her gün gitmeyi çok severdim, çünkü arkadaşlarımla oynayıp bir şeyler öğrenirdim. Her sabah sınıfın geri kalanıyla şarkılar söylerdik; oyun saatinde bloklarla kuleler inşa eder, dışarıdaki oyun alanında koşardım. Öğrenmeyi çok severdim ve tüm harfleri ezbere bilirdim. Bir gün kendi hikâyelerimi yazmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Her sabah benimle okula gitmek için ağlayan küçük kız kardeşim Sarah’a kitap okumak istiyordum ama o çok küçüktü. Sonra savaş başladı ve okul kapandı. Patlama sesleri havayı doldurdu. El-Meğazi’deki evimiz bombalandı ve kaçmak zorunda kaldık. Ailem her şeyini geride bıraktı: oyuncaklarımızı, kıyafetlerimizi, hatta en sevdiğim boya kalemlerimi bile. Koşarken, arkadaşım Ezzo’nun cesedinin sokağa savrulduğunu gördüm. Benden birkaç yaş küçüktü. İsmail’in ailesi onunla birlikte Kahire’ye kaçtı ve burada mülteciler için kurulan gayriresmî bir okula gitmeyi umuyor. Annem güvende kalmak için Deyr el-Belah’a taşınacağımızı söyledi ama orada da gökyüzü hiç sessiz değildi. Okul olmayınca yapacak hiçbir şeyim kalmadı. Yavaş yavaş her şeyi unutmaya başladım; kelimeleri, sayıları, hatta ismimi düzgün yazmayı bile. Bu beni hem üzdü hem de kızdırdı. Arkadaşlarımı, öğretmenimi ve yeni şeyler öğrenmeyi özledim. Annem ve babam sürekli endişeliydi ve biz sürekli bir yerden bir yere taşınmak zorunda kalıyorduk.
Bir gün annem, Mısır’a taşınacağımızı ve daha güvende olacağımızı söyledi. Yolculuk uzundu; günlerce sınırda yorgun ve aç bekledik. Annem güçlü kalmaya çalıştı ama korkusunu görebiliyordum. Vardığımızda hiçbir şey tanıdık gelmiyordu; her şey gürültülü ve yeniydi. Evimiz, arkadaşlarımız ve okulumuz yoktu. Sonunda kalacak bir yer bulduğumuzda hayat daha güvenliydi ama daha kolay değildi.
Bir yıldan fazla süredir Mısır’dayız ve hâlâ okula dönemedim. Kız kardeşim Sarah artık yeterince büyüdü; ama o bile okula gidemiyor. Her sabah pencereden, üniformaları ve sırt çantalarıyla yanımızdan geçen Mısırlı çocukları izliyoruz. Biz de onlardan biri olmak istiyoruz.
Annem yakın zamanda Suriyeli mülteciler için gayriresmî bir okul olduğunu öğrendi. Yakında oraya gitmeyi umuyoruz; her gün sadece birkaç saat ders yapılabiliyor. Okul tanınmıyor ve eski okulumdaki gibi sertifika alamıyoruz ama hiç yoktan iyidir.
Çok heyecanlıyız ve iki yıldır ilk kez umutluyum.

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

