Yazar: Sumantra Maitra
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Türkiye’nin gücünün yeniden yükselişine ve Suriye’deki muhaliflere verdiği destekten bu yana kat ettiği mesafeye hayret etmemek elde değil.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yakın zamanda yaptığı bir konuşmada, Türkiye’nin Gazze’deki görev gücüne katılacağını, orada düzeni sağlamak ve ateşkes koşullarının korunmasını temin etmek amacıyla bir barış gücü garnizonu bulunduracağını açıkladı.
İsrail için en kötü senaryo sayılabilecek durum, ansızın gerçekleşmiş oldu.
“Anlaşma imzalandı ve Gazze’de kalıcı barışa giden yol açıldı,” dedi Erdoğan. “Şimdi en önemlisi, anlaşmanın harfiyen uygulanmasını sağlamak.” Türk Kızılayı’na ait tırlar Gazze’ye yardım götürmek üzere sınırı geçerken, Erdoğan neredeyse sonradan aklına gelmiş gibi, “soykırım ortamına geri dönmenin çok ağır bir bedeli olacağını” ekledi; ancak kime yönelik bir tehditte bulunduğunu açıkça belirtmedi. Erdoğan’ın son konuşmalarında tehdit imasında bulunması ilk kez olmuyor; zira İsrail için en kötü senaryo sayılabilecek durum, ansızın gerçekleşmiş oldu.
Bardağı taşıran son damla, İsrail’in Katar’ı bombalaması oldu.
On yıl önce neredeyse tamamen tecrit edilmiş bir ülke için, Türkiye’nin gücünün yeniden yükselişine ve Suriye’deki muhaliflere verdiği destekten bu yana kat ettiği mesafeye hayret etmemek elde değil. İsrail ve Hamas, müzakerelerde uzun süre Mısır ve Katar’a güvendiği için Türkiye oyunun dışında kalmıştı. Ancak Esad rejiminin hızla çökmesi ve Ermenistan’ın Azerbaycan tarafından tamamen mağlup edilmesi, Türkiye için yıldızların yeniden hizalandığını gösterdi.
Aynı dönemde İsrail de birden fazla çatışmanın içine sürüklendi. Bardağı taşıran son damla, İsrail’in Katar’ı bombalaması oldu. Bu eylem, Yahudi devletini bölgede dışlanmış bir ülke haline getirme riski taşıyordu ve nihayetinde Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Oval Ofis’te yapılan bir toplantıda Katar’dan özür dilemek zorunda kalmasına yol açtı.
Dikkatli okuyucular, Orta Doğu’nun klasik bir bloklaşma süreci içinde olduğu şu günlerde şekillenen Türk-İsrail rekabetinin farkındadır. Suriye ve Kıbrıs’ta İsrail-Türkiye çatışması olasılığı artarken, Gazze’deki Türk askeri varlığı yeni bir cephe oluşturuyor. Bu durum, Türk istihbarat teşkilatının Tel Aviv’e yalnızca birkaç dakika uzaklıkta bulunması anlamına geliyor. Geriye dönüp bakıldığında, Türkiye’nin istihbarat şefi İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın —Erdoğan’ın görünürdeki veliahttı ve istihbarat geçmişine sahip bir isim olarak— Gazze müzakereleri sırasındaki varlığı şimdi çok daha dikkat çekici görünüyor.
Erdoğan’ın ayrıca bir hayran kitlesi de var.
Bu kitle arasında, Türkiye’nin büyüklüğünü, bölgesel nüfuzunu, askeri gücünü, teknolojik ilerlemesini ve ucuz iş gücünü fark eden, Ankara’yı yeni bir Orta Doğu stratejisinin dönüm noktası haline getirmeye kararlı olan mevcut ABD Başkanı da bulunuyor.
Trump, Mısır’a giderken gazetecilere, “Türkiye harikaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da harikaydı. Gerçekten çok yardımcı oldu çünkü çok saygı duyulan biri. Çok güçlü bir milleti var, çok güçlü bir ordusu var. Ve gerçekten çok yardımcı oldu,” dedi. Haberlere göre Trump, Erdoğan’ın çekilme tehdidinin ardından Netanyahu’yu Mısır’daki Gazze barış süreci toplantısına davet etmemişti.
Bu arada yaşananlar, uluslararası ilişkiler teorisyenlerine tanıdık gelen garip bir denge dinamiğini ortaya koyuyor. Obama döneminden bu yana Amerikan başkanları bölgesel bir denge kurmaya çalıştı. Demokratlar İran’la ilişkileri geliştirmek istiyordu.
Ancak bunun iki önemli dezavantajı vardı: İran’ın Şii çoğunluğu, bölgedeki Sünni çoğunluğa karşı konumlanmıştı ve İran, bölgesel bir hegemonya kuracak güç ve kapasiteden yoksundu. Ayrıca İran’ın vekil güçlere dayanma stratejisi, İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girdiğinde başarısız oldu.
İsrail şimdi Gazze’deki Türk askeri varlığıyla yüzleşmek durumunda kalacak.
İran ile benzer nüfusa ve insan gücüne sahip olan, ancak bu tür yüklerden arınmış Türkiye bu dezavantajlardan etkilenmedi. İsrailliler Lübnan’dan Yemen’e kadar çatışmaların ortasındayken, bu boşluğu doldurmaya hazır olan ülke Ankara oldu.
Ateşkesin ilk günlerinde bir çatışmanın uzun vadeli seyrine dair kesin tahminlerde bulunmak zordur. Ancak İsrail açısından bakıldığında, Türkiye’nin Gazze’ye dönüşü stratejik bir meydan okuma niteliği taşıyor. Türkiye’nin hızlı askeri yapılanması, Suriye, Ermenistan ve Kıbrıs’taki artan varlığı ve Mısır’la olası bölgesel yumuşama politikası, bölgedeki güç dengelerini önemli ölçüde yeniden şekillendirebilir. İsrailliler, Esad rejiminin çöküşünün ardından Suriye’deki Türk varlığından başlangıçta endişe duyuyordu. Şimdi ise Gazze’deki Türk askeri varlığıyla yüzleşmek durumunda kalacak.
Kaynak: The American Conservative
Fotoğraf: President Tayyip Erdoğan poses with the signed agreement at a world leaders’ summit on ending the Gaza war, in Sharm el-Sheikh, Egypt, Oct. 13, 2025. (Reuters Photo)

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

