Dünya ve İslam

 

Çin Komşusunun Yenilgisini Bekleyen Bir Müttefik mi?

Yazar: Sergey E. Ivashchenko Çevir: Hulusi Cengiz

Share

Ukrayna’nın topyekûn işgalinin ilk aylarından itibaren Rusya, Çin’i uluslararası arenada kendisini destekleyebilecek stratejik bir ortak olarak sunmaya çalıştı. Ancak Pekin bu süreçte daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Çin’in müzakerelerin ve barışçıl çözümün gerekliliğine dair açıklamaları düzenli olarak duyulsa da bu beyanlar çoğunlukla bildiri düzeyinde kaldı. Pekin, kendisini tam teşekküllü bir arabulucuya dönüştürebilecek somut adımlardan özellikle kaçınmaya özen gösterdi.

Bu ihtiyatlı tutumun nedenleri açıktır. Birincisi, Çin çatışmaları etkileyebilecek küresel bir güç imajını korumak istiyor, ancak bu çatışmaların sonuçlarından sorumlu olmayı tercih etmiyor. İkincisi, müzakere sürecine doğrudan müdahil olmak Pekin’i rahatsız edici bir konuma sürüklüyor; zira bu durumda hangi tarafta yer aldığını açıkça belirtmesi ve beyan düzeyini aşan somut taahhütler üstlenmesi gerekiyor. Çin’in aynı anda hem Rusya ile ekonomik bağlarını geliştirdiği hem de Batı ile ticari ilişkilerini sürdürdüğü bir ortamda, bu tür bir açıklık dezavantaj yaratıyor.

Bu nedenle Çin, kendisini “aklın sesi” olarak konumlandırıyor; ancak pratikte kenarda kalmayı tercih ediyor. Barış sürecindeki rolü, faaliyet izlenimi veren fakat gerçek sonuçlar doğurmayan söylemler ve diplomatik jestlerle sınırlı kalıyor.

Çin’in Rusya’nın Savaş Ekonomisine Desteği

Tarafsızlık yönündeki açıklamalarına rağmen Çin, Rus ekonomisinin ve askerî kapasitesinin sürdürülmesinde önemli bir rol oynuyor. Batı yaptırımlarının yürürlüğe girmesinin ardından Moskova, Çin’den gelen tedariklere büyük ölçüde bağımlı hâle geldi. Bu bağımlılık yalnızca tüketim mallarıyla sınırlı değil; aynı zamanda kritik öneme sahip teknolojileri de kapsıyor.

Rusya, Çinli şirketler aracılığıyla elektronik ürünlere, insansız hava araçları bileşenlerine, endüstriyel ekipmanlara ve diğer çift kullanımlı mallara erişim sağlıyor. Bu sevkiyatlar çoğu zaman üçüncü ülkeler üzerinden ya da Moskova’nın “paralel ithalat” olarak adlandırdığı, büyük ölçüde görünmez kalan “gri” ticaret ağları yoluyla gerçekleştiriliyor. Bu yöntemler, Pekin’in resmî olarak Rusya’dan uzak duruyormuş gibi görünmesine imkân tanırken, aynı zamanda Moskova’nın yaptırım baskısının bir bölümünü telafi etmesine ve Ukrayna’daki savaşı sürdürmesine olanak sağlıyor.

Ekonomik destek enerji alanında da kendini gösteriyor. Çin, Rusya’nın sunmak zorunda kaldığı indirimlerden faydalanarak petrol ve doğalgaz alımlarını artırdı. Bu durum Rusya’ya döviz girişi sağlarken, Batı yaptırımlarının etkisini kısmen hafifletiyor. Çin açısından bakıldığında ise bu strateji son derece avantajlı; zira daha ucuz ve kesintisiz enerji kaynaklarına erişim, ülkenin enerji güvenliğini güçlendiriyor.

Bu çerçevede Çin, adeta gizli bir bağışçı gibi hareket ederek, askerî harcamaların büyüklüğü, üretimdeki düşüş ve insan kaynağındaki ciddi açıklar nedeniyle Rus ekonomisine yönelen darbeyi bir ölçüde yumuşatıyor. Bu destek kamuoyuna açık biçimde ilan edilmese de Moskova’nın çatışmayı uzatabilmesinde belirleyici bir rol oynuyor.

Barış Söylemi ve Savaş Gerçekliği Arasında Denge Kurmak

Çin’in Ukrayna savaşındaki konumu, uluslararası imajına da doğrudan yansıyor. Bir yandan Pekin, “çözüm planları” sunarak ve müzakereleri savunan bir dil kullanarak kendisini barış elçisi olarak göstermeye çalışıyor. Öte yandan Rusya’ya sağladığı fiilî destek, Batı’da ciddi eleştirilere yol açıyor ve Çin’in gerçek niyetlerine dair kuşkuları derinleştiriyor.

Bu durum Çin için ikili bir tablo ortaya çıkarıyor. Küresel ölçekte Pekin, ABD ve müttefiklerine meydan okuyabilecek alternatif bir güç merkezi imajını pekiştirmeye çalışıyor. Bu bağlamda Rusya’ya verilen destek, çok kutuplu bir dünya düzeni inşa etme stratejisinin parçası olarak görülüyor. Ancak bu yaklaşımın bir bedeli de var: Çin, eylemlerini Rusya’nın saldırganlığına dolaylı ortaklık olarak değerlendiren Avrupa ülkelerinin güvenini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Buna ek olarak, çatışmaya bu şekilde dâhil olmak Çin’in ekonomik beklentilerini de dolaylı biçimde etkiliyor. Batılı şirketler ve yatırımcılar, Pekin’i giderek daha fazla güvenilmez bir ortak olarak algılıyor. Bu algı, yatırımların ve teknolojik iş birliklerinin azalmasına yol açabilir. Uzun vadede ise bu durum, Çin’in modernleşme sürecini ve sürdürülebilir büyüme kapasitesini sınırlama potansiyeli taşıyor.

Buna rağmen Çin, denge politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor. Açık biçimde Rusya’nın müttefiki olmayı reddederken, Batı yaptırımlarına da katılmıyor. Bu strateji, Pekin’e hem esneklik kazandırıyor hem de savaşı küresel jeopolitikteki konumunu güçlendirmek için bir araç olarak kullanma imkânı tanıyor.

Yenilgiyi Bekleyen Bir Müttefik mi?

Rusya, ülke içinde giderek artan bir hoşnutsuzlukla karşı karşıya bulunuyor. Cephede yaşanan ağır insan kayıpları, hâlen silah altına alınabilecek nüfusun gizli de olsa süren seferberliği ve gıda ürünleri de dâhil olmak üzere hızla yükselen enflasyon, toplumsal bir patlamayı tetikleyebilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak bu tür bir patlama bile en kötü senaryo olarak görülmeyebilir. Federasyona bağlı cumhuriyetlerde ayrılıkçı eğilimler giderek olgunlaşıyor.

Bu eğilimler özellikle Kafkas cumhuriyetlerinde, Tataristan ve Başkortostan’da, Yakutistan’da, Uzak Doğu’da ve Sibirya’da daha belirgin hâle geliyor. Kaliningrad enklavı ise kendine özgü konumuyla ayrı bir başlık oluşturuyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa açısından Rusya’nın dağılması felaket senaryosu olarak değerlendiriliyor: kaos riski, nükleer silahların kontrolsüz biçimde kullanılması ihtimali ve küresel ölçekte çevresel tehditler bu endişelerin başında geliyor. Buna karşılık Çin için böyle bir gelişme, bir “fırsat penceresi” anlamına gelebilir. Özellikle Çin tarih yazımında “kayıp miras” olarak nitelendirilen ve “tarihsel topraklar” olarak görülen bölgelerin, yani Uzak Doğu ve Sibirya’nın yeniden gündeme gelmesi ihtimali söz konusu. Çin’in resmî haritalarında bu bölgelerin Çin topraklarıyla aynı renklerde gösterilmesi dikkat çekiyor. Pekin’in Arktik Okyanusu’na erişim hedefi doğrultusunda yoğun biçimde buz kırıcı filosu inşa etmesi de bu stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Çin açısından “tarihsel adaletin geri dönüşü” yalnızca toprak kazanımı anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi, bu bölgelerdeki son derece zengin doğal kaynaklara tam erişim anlamına geliyor: petrol, doğalgaz, nadir toprak elementleri, elmas, platin, ormanlar ve tatlı su rezervleri. Bu kaynaklar, Çin’in gelecek nesiller boyunca ekonomik büyümesini destekleyebilecek ve küresel bir güç olarak konumunu pekiştirebilecek potansiyele sahip.

Kaynak: Geopolitical Monitor

https://www.geopoliticalmonitor.com/china-an-ally-waiting-for-russias-defeat

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale