Dünya ve İslam

 

AB’nin Rusya’ya Uyguladığı Yaptırımların Putin’in Ekonomisi Üzerinde Etkisi Yok

Share

Yazar: Anthony J. Constantini

Çeviri: M. Hulusi Cengiz

On sekiz! 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın genişlemesinden bu yana Avrupa Birliği’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırım paketlerinin sayısı bu kadar. Bu paketlerin farklı yapıları olsa da hepsinin amacı, Rusya’yı Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmeye ikna etmek olarak belirtiliyor.

Başarılı olmadılar.

Ama bu, Avrupa Komisyonu’nun 19. paketini denemesini engellemiyor. Paketteki yeni fikirlerden biri de şu: Rus turistlerin Avrupa Birliği’ne gelmesini zorlaştırmak. Komisyon bunu tek başına daha ileri götürüp tamamen yasaklayamaz – bu ulusal düzeyde bir politika olur ve üye devletlerin büyük çoğunluğunu gerektirir – ama öneriler, uzun süredir Doğu Avrupa ülkelerinin dile getirdiği şikâyetlerin ardından geldi.

Rus Turistlere Vize Kısıtlaması Tartışması

Bu hamlenin anlamını kavrayabilmek oldukça zor. Avrupa, Rusların gözünde ülkelerinden nefret eden, göçmen kabul etmeye hevesli ve eşcinsel haklarını savunan liberallerin yaşadığı bir yer olarak algılanıyor. Peki, böyle bir ülkeyi ziyaret etmek için Rusya’dan seyahat etme olasılığı daha yüksek olan kimdir? Vladimir Putin’e muhalif liberal bir Rus mu, yoksa her şeyden nefret eden muhafazakâr bir Rus mu? Tabii ki, ilki. Ruslara vize kısıtlaması getirmek, sadece liberal görüşlü Rusları ülkelerinde tutmak anlamına gelir.

Bu durum, Fransız Rivierası’ndaki yazlık evleriyle tanınan zengin Rusları etkilemeyecek. Çünkü bu kişiler yanlarında büyük miktarda para getiriyor ve vize kısıtlamalarını aşmanın yollarını mutlaka bulacaklardır. Burada söz konusu olan turist vizeleri, oturma izinleri, öğrenci vizeleri (genellikle zengin Rusların çocukları tarafından kullanılır) veya çalışma vizeleri gibi diğer izinlerle aynı şey değildir.

Rusya ekonomisi üzerinde de gerçek bir etkisi olmayacak. Sonuçta, turistler Rusya’ya para getirmiyor; paralarını Rusya’dan çıkarıyorlar. Aslında, bu durum paranın Rusya ya da Çin gibi ülkelerde harcanması nedeniyle, muhtemelen Rusya ekonomisini ya da diğer rakip ekonomileri güçlendirecek.

Batı’nın bu Rus parasına muhtaç olması gerektiği söylenmiyor; istemediğin kişilerle iş yapmayı reddetmek gayet makul bir tavırdır. Ama bu durum Avrupa’nın jeopolitik önceliklerine gerçekten hizmet etmeyecekse, o zaman neden böyle bir adım atılıyor diye sormadan edemiyor insan.

Aslında, cevabı çok geçmeden bulmak zor değil, çünkü açıkça görünen bir gerçek var: Batı dış politikası uzun yıllardır, “Bir şeyler yapın!” çığlıklarıyla şekillendi. Bazen bu, Batı’nın Libya’ya müdahalesi gibi felakete yol açtı; bu müdahale, ülkenin sınırlarında bir boşluk açtı ve milyonlarca sığınmacının Avrupa’ya akın etmesine sebep oldu. Bazen de Rusya örneğinde olduğu gibi, sadece boş bir adım atıldı. Gerçekten yardım etmek için bir şey yapılmadı; yalnızca “bir şeyler yapıldı”. Ancak bu durumu daha iyi kılmıyor: Dış politika, hele de çok kutuplu düzenin sertleştiği bu kritik dönemde, gülünç olmamalı. Avrupa bu düzende büyük bir rol oynamak istiyorsa, bu tür saçmalıklara son vermeli.

Trump’ın Önerisi: Çin’e Tarife, Rusya’ya Baskı

Neyse ki, yaptırımlar konusunda gerçekten etkili olabilecek yollar var. Başkan Donald Trump, Truth Social’da NATO ülkelerine ve “dünyaya” gönderdiği mektupta böyle bir öneri sundu: Rusya ve Çin’e büyük yaptırımlar uygulamaya hazır olduğunu söyledi. Özellikle, Avrupa ile birlikte Çin’e “yüzde 50 ila yüzde 100 oranında gümrük vergileri” getireceklerini, çünkü Çin’in Rusya’yı savaşı bitirmeye zorlayabilecek tek ülke olduğunu vurguladı. Ayrıca bu yaptırımların, NATO üyelerinin Rus petrolü alımını durdurmalarıyla desteklenmesi gerektiğini, “NATO’nun kazanma taahhüdünün yüzde 100’den çok uzak olduğunu ve bazı ülkelerin Rus petrolü alımlarının şok edici” olduğunu ekledi.

Trump burada haklı. Avrupa, Rus petrolünden vazgeçmekten bahsetse de, tıpkı savunma harcamalarındaki artışlarda olduğu gibi, prensipte anlaştılar ama fiili eylemi yıllarca ertelediler. Yeni yaptırım dalgası Rusya’nın “gölge filosu”nu hedef alıyor ama asıl mesele, Avrupa Birliği tarafından açıkça satın alınan Rus petrolü. AB yetkililerinin, Rusya’dan petrol alımını yasaklama hedefinin 2028 olduğu bildiriliyor. Ancak bu tarih oldukça uzak ve savaş sona ererse (ki birçok yetkili bunu özel olarak umuyor) iptal edilebilir ya da gerekirse birkaç yıl daha uzatılabilir.

Rusya’nın savaşı bu kadar etkili bir şekilde sürdürebilmesinin sebeplerinden biri de bu: Yaptırımlara rağmen Batı’dan milyarlarca dolar kazandı. Bu bir tesadüf değil. Avrupa Komisyonu, kamuoyunda manşetlere çıkacak ama gerçekçi olmayan yaptırımları arka arkaya açıklıyor – şu an 19’uncu paketteler – ama işin zor kısmını yapmaktan kaçınıyorlar.

Başkan Trump, savaşı sona erdirecek zor adımlar atılmasını istiyor. Rusya, ekonomisini yaptırımlara karşı korumakta başarılı oldu ama Batı tüm petrol alımını durdurursa gerçekten sorunlarla karşılaşacaktır. Aynı şekilde, Çin baskı hissederse, Rusya muhtemelen harekete geçmek zorunda kalacaktır.

Avrupa, Çin’e yüksek gümrük tarifeleri uygulamaktan çekinebilir ama unutulmamalı ki Rusya-Ukrayna Savaşı ABD’nin ana meselesi değil; Asya’dır. Dolayısıyla ABD’nin gerçekten sürece dahil olmasını beklemek için Avrupa’nın da Çin’e karşı Amerika’ya destek vermesi doğal olur. Trump’ın önerisi bu nedenle iki taraf için de kazançlı: Avrupa, Rusya’yı durdurabilir; ABD ve Batı ise Çin’e karşı birlik mesajı verebilir.

Ama bunu yapmak, Avrupa Komisyonu’nun gerçekten zor bir adım atmasını gerektirir. Bu ise siyasi risk demek, kararlılık demek.

O yüzden beklentileri çok yüksek tutmayın.

Kaynak: https://brusselssignal.eu/2025/09/the-eu-sanctions-on-russia-have-been-had-no-effect-on-putins-economy

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale