Dünya ve İslam

 

Kıbrıs Barış Harekâtı: Nedenleri ve Uluslararası Hukuk Açısından Meşruiyeti

Share

Doğu Akdeniz’in en kritik jeostratejik noktalarından birinde konumlanan Kıbrıs Adası, Türkiye’nin güneyinde yer almakta ve Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır ile Yunanistan’a olan yakınlığıyla hem Orta Doğu hem de Avrupa arasında doğal bir geçiş noktası oluşturmaktadır. Bu konum, adayı tarih boyunca yalnızca bölgesel değil, küresel aktörler açısından da askeri ve siyasi açıdan vazgeçilmez bir üs haline getirmiştir.

Adanın çevresindeki deniz alanları, enerji kaynakları –özellikle doğalgaz rezervleri–, uluslararası deniz ticaret yolları ile askeri hava ve deniz üslerinin varlığı bakımından büyük bir jeoekonomik değer arz etmektedir. Bu bağlamda Kıbrıs, Soğuk Savaş döneminden günümüze kadar NATO, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği gibi çok sayıda küresel aktörün dış politika öncelikleri arasında yer almış, bölgesel denge ve nüfuz mücadelelerinin merkezine oturmuştur.

Türkiye açısından Kıbrıs’ın taşıdığı stratejik önem çok katmanlıdır. Bir yandan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının güvenliği, diğer yandan adadaki Türk toplumunun siyasal ve fiziksel güvenliğinin temini, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu çerçevede Kıbrıs meselesi, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve enerji politikalarının kesişim noktasında yer alan yapısal bir mesele olarak değerlendirilmektedir.

Adadaki Türk ve Rum Topluluklarının Kısa Tarihi

Rumlar, Antik Çağ’da Yunan kolonizasyonuyla adaya yerleşmiş, Bizans döneminde Ortodoks Hristiyan kimlikleriyle çoğunluğu oluşturmuşlardır. 

Türk nüfus ise 1571’de Osmanlı fethiyle adaya gelmiş; Anadolu’dan getirilen asker ve sivil nüfusla birlikte Kıbrıs Türk toplumu şekillenmiştir. Böylece adanın etnik yapısı, tarihsel fetih ve iskân politikaları doğrultusunda iki ana unsur etrafında biçimlenmiştir.

1960 Londra – Zurih Antlaşmaları Öncesinin Kısa Tarihi

1571-1878 Osmanlı Dönemi

1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs’ı Venediklilerden alarak adayı topraklarına kattı. Osmanlı yönetimiyle birlikte Anadolu’dan Müslüman Türkler adaya yerleştirildi ve adada kalıcı bir Türk toplumu oluştu. Rumlar ise dinî özgürlüklerini koruyarak yaşamlarını sürdürdü. Osmanlılar, adada vakıflar, camiler ve medreseler inşa ederek hem yönetim hem de sosyal yaşamda kalıcı izler bıraktı. Türk ve Rum halkları bu dönemde uzun süre barış içinde eşitlik çerçevesinde bir arada yaşadı.

1878-1925 İngiliz Dönemi

1878’de Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye bıraktı. Bu dönemde ada resmen Osmanlı toprağı olsa da fiilen İngiliz idaresine geçti. 1914’te Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na İngiltere’ye karşı girmesi üzerine İngiltere, Kıbrıs’ı resmen ilhak etti. Bu süreçte Rumlar Enosis (adanın Yunanistan’a bağlanması) fikrini daha güçlü şekilde savunmaya başlarken, Türkler buna karşı çıktı.

1925’te ada resmen İngiliz sömürgesi ilan edildi. Bu dönemde İngiliz yönetimi, adada idari ve ekonomik yapıyı güçlendirdi. Rumlar Enosis (Yunanistan’a bağlanma) taleplerini artırırken, Türkler bu taleplere karşı çıkarak adanın bölünmesini (Taksim) savunmaya başladı. Bu yıllar, iki toplum arasında siyasi ve sosyal gerilimlerin arttığı bir dönem oldu.

1925-1960 Artan Gerilimler

Bu dönemde Rumlar, Enosis (Yunanistan’a bağlanma) isteğini güçlü şekilde savundu. 1950’lerde bu amaçla EOKA adlı silahlı örgüt kuruldu ve İngiliz yönetimine karşı mücadeleye başladı. Bu süreçte Rumların saldırıları Türk toplumunu tehdit etti. Türkler ise Taksim (bölünme) düşüncesini benimsedi ve kendilerini korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)’yi kurdu. Yoğun çatışmalar sonucunda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin arabuluculuğuyla 1959’da Londra-Zürih Antlaşmaları imzalandı ve 1960’ta Kıbrıs bağımsız bir cumhuriyet oldu.

EOKA ve TMT

EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston)

EOKA, 1955–1959 yılları arasında Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Rum milliyetçi silahlı örgüttür. Amaçları, Kıbrıs’ın İngiliz sömürgesinden kurtularak Yunanistan’a bağlanması (Enosis)dır. EOKA, İngiliz yönetimine ve Türk toplumuna karşı silahlı eylemler gerçekleştirmiştir. Lideri General Georgios Grivas’tır.

TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı)

TMT, 1958’den itibaren Kıbrıs Türkleri tarafından kurulan silahlı direniş örgütüdür. Amacı, Rumların Enosis girişimlerine karşı Türk toplumunu korumak ve adanın bölünmesini (Taksim) sağlamaktır. Türkiye ile bağlantılı olarak faaliyet göstermiştir.

1960 Londra ve Zürih Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyetinin Kuruluşu

Rum toplumunun Enosis (Yunanistan’a bağlanma) yönündeki talepleri ile Türk tarafının buna karşı geliştirdiği Taksim (adada iki ayrı yapının kabulü) siyaseti, Kıbrıs’ta giderek tırmanan bir etnik gerilim ve çatışma ortamı yaratmıştır. Bu ikili siyasi zıtlık, adada sürdürülebilir bir düzenin oluşmasını engellemiş ve nihayetinde uluslararası müdahaleyi zorunlu kılmıştır.

Bu bağlamda, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Londra ve Zürih Antlaşmaları, adanın siyasal statüsünde köklü bir dönüşüm yaratmıştır. Bu antlaşmalar çerçevesinde, Kıbrıs 1960 yılında bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmiş ve bu yeni devlet yapısı, adadaki iki ana etnik unsurun (Türk ve Rum toplumları) siyasal ve kültürel haklarını garanti altına alacak şekilde özel bir anayasal düzenlemeyle yapılandırılmıştır.

Anlaşmalara göre Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık, “garantör devlet” statüsünde, Kıbrıs’ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve anayasal düzeninin korunmasını taahhüt etmişlerdir. Bu garantörlük sistemi, taraflara anayasanın ihlali durumunda müdahale hakkı tanımakta ve böylece dışsal güvenlik mekanizmasını hukuki bir çerçeveye oturtmaktadır.

Antlaşmalardaki temel hükümler şu şekilde özetlenebilir:

  • Kıbrıs, bağımsız ve egemen bir cumhuriyet olacaktır.
  • Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, adanın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve güvenliğinin garantörüdür.
  • Anayasa hükümlerinin ihlali hâlinde garantör devletler birlikte danışarak harekete geçecektir.
  • Cumhurbaşkanlığı makamı Rumlara, yardımcılığı ise Türklere tahsis edilecektir.
  • Garantör devletlerin Kıbrıs’ta asker bulundurma hakkı tanınmıştır.
  • Yunanca ve Türkçe, resmi diller olarak kabul edilmiştir.
  • Her toplum, kendi eğitim kurumlarını kurma ve yönetme hakkına sahiptir.

Bu anayasal ve antlaşmasal düzenleme, iki toplum arasında hassas bir denge kurmayı amaçlamış; fakat ilerleyen süreçte karşılıklı güvensizlikler ve uygulamadaki zorluklar nedeniyle kriz potansiyelini tamamen ortadan kaldıramamıştır.

1963 Anayasal Kriz ve Kanlı Noel

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni, Rum ve Türk toplumlarının siyasi haklarını dengelemeye çalışıyordu. Ancak 1963 yılında Rum lider Makarios, Türklerin sahip olduğu veto ve siyasi ayrıcalıkları kaldırmak amacıyla anayasa değişikliği teklif etti. Türkler bu değişiklikleri kabul etmedi.

Bu gelişmeler üzerine toplumlar arasındaki gerilim hızla yükseldi. Aralık 1963’te Lefkoşa’da başlayan çatışmalar, kısa sürede birçok Türk köyüne yayıldı. Bu olaylar sırasında binlerce Türk yerinden edildi, çok sayıda insan hayatını kaybetti.

Kanlı Noel’de Ne Oldu ?

Aralık ayı yaklaşırken, Lefkoşa sokaklarında yaşanan gerilim, kısa sürede yerini şiddet dolu çatışmalara bıraktı. O gece, özellikle Metehan ve Kumsal bölgelerindeki Türk mahallelerine yapılan saldırılar, adadaki birlikte yaşama umudunu paramparça etti. Evler, sadece taş ve toprak değil; içinde yaşayan insanların hayatları, anıları, umutlarıyla birlikte yıkılıyordu. Camların kırıldığı, çocukların korkuyla annelerine sarıldığı, yaşlıların çaresizlik içinde dua ettiği o günlerde, yüzlerce masum insan şehid oldu

Birçok Türk ailesi, gece yarısı evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sırtlarında birkaç parça eşya, belirsiz bir geleceğe doğru yürüyordu. Bu zorunlu göç, sadece fiziksel bir yer değişikliği değil, aynı zamanda kalplerinde açılan derin yaraların da başlangıcıydı. Komşular, uzun yıllardır yan yana yaşayan iki toplumun artık ayrı düşeceğini hissediyordu. Kardeşlik duygusu yerini korkuya, dostluk yerini şüpheye bırakmıştı.

Binbaşı Nihat İlhan’ın Ailesi

EOKA’cılar Kanlı Noel saldırlarının devamı olarak 24 Aralık 1963 gecesi Binbaşı Nihat İlhan’ın Lefkoşa’daki evine baskın düzenlediler. Binbaşı İlhan evde yokken, eşi Mürüvvet İlhan ve üç çocuğu Murat (11), Kutsi (7) ve Hakan (4), saldırganlardan kaçmak için banyoya saklandılar. Ancak Rum EOKA militanları, banyoya girerek anne ve üç çocuğunu acımasızca makineli tüfekle tarayarak şehit ettiler. Şehitlermizin naaşları banyo küvetinde bulundu.

Türkiye’nin Müdahale Girişimi ve Johnsson Mektubu

Türkiye bu olaylardan sonra, 1959-1960 antlaşmaları gereği garantör ülke sıfatıyla adaya müdahale etmeyi ciddi şekilde değerlendirmeye başladı. Özellikle 1964 yılı başlarında, Kıbrıs’taki Türk varlığını korumak adına askerî bir müdahale seçeneği masadaydı.

Ancak bu süreçte Türkiye ile ABD arasında diplomatik bir kriz yaşandı. 5 Haziran 1964 tarihinde, dönemin ABD Başkanı Lyndon B. Johnson, Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye hitaben bir mektup gönderdi. Bu belge tarihe “Johnson Mektubu” olarak geçti.

Mektupta Türkiye eğer Kıbrıs’a asker gönderirse Amerika’nın bu müdahaleyi desteklemeyeceği belirtildi. Olası bir savaş durumunda Sovyetler Birliği Türkiye’ye saldırırsa NATO’nun Türkiye’yi korumayabileceği ifade edildi. Amerikan silahlarının Türkiye tarafından izinsiz bir şekilde kullanılamayacağı hatırlatıldı. Bu mektup adaya ayak basmamızı 10 yıl erteledi.

1964-1974 Arası ve Kıbrıs Barış Harekatı

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti her ne kadar iki toplumun ortak yönetime katıldığı bir devlet yapısı öngörse de bu model kısa sürede işlemez hale gelmiştir
Anayasayla Türk toplumuna verilen eşit siyasi haklar ve özellikle Cumhurbaşkanı Yardımcısına tanınan veto yetkileri Rum tarafında rahatsızlık yaratmış 1963 yılında Cumhurbaşkanı Makarios’un sunduğu anayasa değişikliği önerileriyle ortaklık yapısı fiilen sona ermiştir
Bu tarihten sonra Kıbrıs Türkleri devletin yönetim mekanizmalarından dışlanmış ve toplumlar arası çatışmalar hız kazanmıştır.

Rum tarafının nihai hedefi olan Enosis yani adanın Yunanistan’a ilhakı fikri hiçbir zaman terk edilmemiştir.
Bu bağlamda 1971 yılında General Grivas tarafından kurulan EOKA-B isimli paramiliter örgüt bu hedef doğrultusunda silahlı faaliyetlere başlamıştır.

EOKA-B’nin temel amacı Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak ve bu doğrultuda gerek Türk toplumuna gerekse kendi lideri Makarios’a karşı silahlı eylemler gerçekleştirmektir

Örgüt özellikle Türk yerleşim birimlerine yönelik baskınlar tehditler ve adam kaçırma gibi yöntemlerle korku yaratmayı amaçlamıştır

Makarios’un zamanla Enosis fikrinden uzaklaştığı ve bağımsız Kıbrıs politikasına yöneldiği anlaşılınca EOKA-B için artık Makarios da bir hedeftir

Bu süreçte Yunanistan’daki askeri cunta yönetimi örgüte hem lojistik hem de istihbari destek sağlamış adada rejim değişikliği için hazırlık yapmıştır.

15 Temmuz 1974 tarihinde EOKA-B ve cuntacı unsurlar tarafından organize edilen darbe sonucunda Cumhurbaşkanı Makarios görevden uzaklaştırılmış ve yerine Enosis yanlısı Nikos Sampson getirilmiştir.
Sampson’un ilk açıklamaları Enosis hedefini açıkça ilan etmiş ve bu durum adadaki Türk toplumunun can güvenliğini doğrudan tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirilmiştir
Kıbrıs Türklerine yönelik saldırılar artmış ve bazı bölgelerde sistematik baskılar başlamıştır
Bu gelişmeler Türkiye açısından 1960 Garanti Antlaşması’nın ihlali anlamına gelmiş garantör devlet sıfatıyla müdahale hakkı doğmuştur.

Darbe ile birlikte Kıbrıs’ta anayasal düzen tamamen ortadan kalkmış toplumlar arası denge bozulmuş ve Enosis tehlikesi somut bir gerçeklik halini almıştır

Yunanistan cuntasının desteğiyle gerçekleştirilen bu darbe sadece Kıbrıs Türklerini değil aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki bölgesel güvenlik dengelerini de tehdit eden bir gelişme olmuştur

Bu bağlamda Türkiye adada yaşayan Türk halkının güvenliğini sağlamak anayasal düzeni yeniden tesis etmek ve Garanti Antlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlatmıştır.

Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Barış Harekatının Meşruluğu

Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a yaptığı askeri müdahale, yalnızca siyasi ve güvenlik gerekçeleriyle değil, aynı zamanda uluslararası hukuk açısından da önemli bir temele dayanmaktadır. Bu müdahale, özellikle 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşu’nu düzenleyen antlaşmalar çerçevesinde, hukuki bir zemine oturmaktadır. Türkiye, müdahalesini Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerine ve haklarına dayandırmıştır.

Garanti Antlaşması ve Müdahale Yetkisi

16 Ağustos 1960’ta yürürlüğe giren Garanti Antlaşması, Kıbrıs Cumhuriyeti ile garantör devletler olan Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın temel amacı, Kıbrıs’ın bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, anayasal düzenini ve Yunanistan veya Türkiye ile birleşmesini (Enosis ya da Taksim) yasaklamaktır. Antlaşmanın en çok tartışılan ve Türkiye’nin müdahalesine dayanak yaptığı maddesi, Madde IV’tür: “Eğer bu antlaşma hükümlerinin ihlali olursa, garantör devletler birlikte veya tek başlarına, bu düzeni yeniden tesis etmek amacıyla gerekli adımları atma hakkına sahip olacaklardır.”

1974’te Yunanistan’daki askeri cunta tarafından desteklenen EOKA-B’nin 15 Temmuz’da gerçekleştirdiği darbe ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni açıkça ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, Garanti Antlaşması’nın açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Türkiye, diğer garantör devletlerle ortak hareket etme girişiminde bulunmuş, ancak özellikle Birleşik Krallık tarafından olumlu bir yanıt alamamıştır. Bunun üzerine Madde IV’e dayanarak tek taraflı müdahale hakkını kullanmıştır.

Müdahale ve Kuvvet Kullanma Yasağı

Her ne kadar müdahaleler genel olarak Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 maddesinde yer alan “kuvvet kullanma yasağı”ile çelişiyor gibi görünse de, Garanti Antlaşması, bu yasağın istisnası sayılabilecek özel ve meşru bir antlaşmadır. Türkiye’nin müdahalesi:

  • Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin yeniden tesisi
  • Türk toplumunun can güvenliğinin sağlanması
  • Bir başka devletin (Yunanistan) askeri müdahalesine karşılık verilmesi

amaçlarını taşıdığı için “meşru müdahale” (legitimate intervention) kapsamında değerlendirilmiştir.

Teşekkür ve Minnetle

Bu çalışmada ele alınan Kıbrıs Barış Harekâtı, sadece stratejik ve hukuki boyutlarıyla değil, aynı zamanda büyük bir fedakârlık ve cesaret örneği olarak da hafızalara kazınmıştır. Harekâtın başarısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî personelinin üstün disiplinine, vatanseverliğine ve kararlılığına borçludur. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, Kıbrıs Türkünün can güvenliğini sağlamak ve adadaki barışı tesis etmek için gösterdikleri üstün gayret ve kahramanlıklarından dolayı en derin şükranlarımızı sunarız.

Ayrıca, 1974 yılında harekâtın planlanması ve desteklenmesinde siyasi irade olarak önemli bir rol oynayan CHP-MSP koalisyonu döneminde dönemin Başbakan Yardımcısı ve Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocaya özel teşekkür borçluyuz. Prof. Dr. Erbakan, Türkiye’nin milli güvenliği ve Kıbrıs Türkü’nün haklarının korunması hususunda güçlü duruş sergilemiş, harekâtın gerçekleşmesine verdiği destekle bu tarihi süreçte ülkemizin yanında olmuştur.

Bu vesileyle, hem devletin hem de milletin bekası için büyük bir özveriyle görev yapan tüm askerlerimizi ve siyasi liderlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, şükranlarımızı sunuyoruz.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale