Dünya ve İslam

 

Kazakistan’ın Çin ve Rusya’dan Bağımsız Büyüme Stratejisi: Ekonomiyle Orantılı Kültürel Dönüşüm

Share

Orta Asya’nın merkezinde yer alan ve 2025 yılı itibarıyla bağımsızlığının 34. yılına yaklaşan Kazakistan, son yıllarda yalnızca ekonomik göstergelerindeki yükselişle değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi tercihleriyle de dikkat çekici bir dönüşüm sürecine girdi.

Kazakistan-Rusya ilişkileri, 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı sonrası önemli bir kırılma yaşadı. Rusya’nın destek beklentilerine rağmen Kazakistan tarafsız kalmış, yaptırımları delmeyeceğini açıklamıştı. Bu tutum ilişkileri gererken, Kazakistan Rusya’yı dengelemek adına yeni iş birlikleri aramaya başlamıştı. Süreç, iki ülke arasındaki müttefikliğin sınırlı ve çıkar temelli olduğunu gözler önüne sermiş oldu.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) açısından Rusya’yı geride bırakan Kazakistan, aynı zamanda Çin’in bölgesel ekonomik etkisine karşı da dengeleyici hamleler gerçekleştiriyor. Bu durum, hem ülkenin iç dinamikleri hem de dış politika vizyonu açısından çok katmanlı bir bağımsızlık stratejisinin işaretlerini taşıyor.

Kazakistan’ın Çin ve Rusya’dan bağımsız bir ekonomik büyüme potansiyelini; yabancı yatırımlar, sektör çeşitliliği ve altyapı politikaları bağlamında analiz etmek, bu sürecin Kazak kimliğinin inşasında kültürel açıdan nasıl bir rol oynadığını ortaya koymak açısından önem taşıyor.

1. Ekonomik Bağımsızlık: Çin ve Rusya’ya Alternatif Model Arayışı

1.1. Doğrudan Yatırım Stratejisi

Kazakistan, 2025 yılı itibarıyla kişi başına düşen GSYİH’de 14.770 dolar seviyesine ulaşarak ilk kez Rusya’yı geride bırakmıştı. Bu gelişme, yalnızca sembolik bir değişim değil, Kazakistan’ın ekonomik modelinde yaşanan yapısal bir dönüşümün sonucudur. 2024’te Rusya’nın kişi başı geliri Kazakistan’dan 640 dolar daha fazlayken, yalnızca bir yıl içinde bu fark tersine dönmüş ve Kazakistan lehine 510 dolarlık bir avantaj oldu.

Bu hızlı yükselişte asıl belirleyici olan, Kazakistan’ın yabancı yatırım çekme konusundaki tutumu denilebilir. 2029 yılına kadar 150 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım hedefleyen hükümet, vergi muafiyetleri, özel ekonomik bölgeler ve bürokratik kolaylaştırmalar gibi araçlarla yatırım ortamını cazip hale getirdi. Bu politikalar, özellikle Batılı ve Türk yatırımcılar için Çin ve Rusya’ya alternatif oldu.

1.2. Enerji Dışı Sektörlere Kayış

Petrol üretimi Kazak ekonomisinde hala önemli bir yer tutsa da, hükümetin yeni stratejisi jeoloji, ulaşım, tarım ve makine mühendisliği gibi alanlarda yatırım çekmeyi öncelikli hedef haline getirdi. Özellikle Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru (TITR), Çin’in Kuşak-Yol Girişimi’ne alternatif olarak Batı’ya doğrudan erişimi mümkün kılıyor. Bu koridorun geliştirilmesi, Kazakistan’ın Çin’in ekonomik nüfuzuna karşı kendi egemen altyapı modelini inşa etme çabasını gösteriyor.

Ayrıca Avrupa Birliği ile imzalanan kritik ham madde anlaşmaları sayesinde, Kazakistan yalnızca Çin’in değil, Rusya’nın da baskın olduğu alanlarda jeo-ekonomik çeşitliliğini artırıyor ve küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik bir konuma geliyor.

2. Kültürel ve Dilsel Kimlik: Tokayev’in Kazakça Duruşu

2.1. Putin’e Kazakça Cevap: Simgesel Bir Dönüm Noktası

2022 yılında St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’nda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Kazakistan, Rusça konuşulan bir ülkedir” ifadesinin ardından, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in yanıtını Kazakça vermesi yalnızca diplomatik bir tercih değil; aynı zamanda post-Sovyet coğrafyada yükselen ulusal kimlik inşasının güçlü bir göstergesi olarak kayda geçti. Tokayev, bu sembolik tercihiyle verdiği mesajı şu sözlerle pekiştirdi:
“Kazakistan, çok uluslu bir toplumdur. Ancak devlet dili Kazakçadır ve bunu korumak, geliştirmek görevimizdir.”

Tokayev’in bu çıkışı, Putin’in sıkça dile getirdiği “Rusça konuşanların korunması” doktrinine karşı bir egemenlik vurgusu taşıyor; Kazakistan’ın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel anlamda da Rus etkisinden arınma iradesini açıkça ortaya koyuyordu.

2.2. Dil Politikaları ve Kimlik İnşası

Tokayev’in bu çıkışı, bir diplomatik refleksin ötesinde, uzun süredir Kazakistan’da inşa edilen ulusal kimlik stratejisinin bir parçasıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından oluşan boşlukta, pek çok Orta Asya ülkesi ulusal kimliğini yeniden tanımlama sürecine girdi. Kazakistan da bu bağlamda, dil ve kültürü bir “egemenlik aracı” olarak konumlandırmaya başladı.

Bu çerçevede son yıllarda ülkede şu dönüşümler yaşandı:

  • 2019’da “2020-2025 Devlet Dil Politikası Programı” başlatıldı.
  • Kazakça eğitim oranları artırıldı.
  • Kiril’den Latin alfabesine kademeli geçiş başladı
  • Devlet kurumlarında Kazakça kullanımı zorunlu hale getirildi.
  • Rusça tabelalar kaldırılarak yerlerine Kazakça yazılar yerleştirildi.
  • Tokayev, Kazakçayı uluslararası iletişim dili yapma hedefi koydu.
  • Diplomatik görevlerde Kazakça bilme şartı getirilmesini savundu.

Bu dilsel dönüşüm, iç politik bir yönelimin çok ötesinde. Bağımsızlık sonrası ulus inşasının temel taşlarından biri olarak, Kazakça; sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel direnişin, tarihsel hafızanın ve ulusal birlikteliğin taşıyıcısı haline geldi.

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından, Kazakistan’da da Donbas ve Kırım örneklerine dair endişeler kamuoyunda daha görünür hale geldi. Bu bağlamda dil, yalnızca bir kimlik meselesi değil; aynı zamanda bir güvenlik stratejisine dönüştü.

3. Bölgesel ve Küresel Stratejik Açılım

Kazakistan, bir tarafta Çin’in ekonomik devliği, diğer tarafta Rusya’nın tarihsel etkisiyle çevrelenmiş bir coğrafyada, çok kutuplu bir denge siyaseti izlemeye çalışıyor. Bu bağlamda Kazakistan’ın bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkileri çeşitlendirmesi, ülkenin “üçüncü yol diplomasisi” olarak adlandırılabilecek bir stratejiyle hareket ettiğini gösteriyor.

Bu çok yönlü dış politika, Kazakistan’a hem Çin’in sermayesine karşı alternatif yatırım kanalları oluşturma hem de Rusya’nın jeopolitik baskısına karşı diplomatik denge sağlama konusunda daha geniş bir manevra alanı sunuyor.

3.1. Avrupa Birliği ile Derinleşen İlişkiler

Avrupa Birliği, Kazakistan’ın en büyük ticaret ve yatırım ortağı sayılabilir. 2024 yılında AB ile olan ticaret hacmi 48,7 milyar dolara ulaşarak AB ülkelerinin Kazakistan’a yaptığı doğrudan yatırımlar 200,7 milyar doları buldu. AB, Kazakistan ile 2021-2027 dönemi için 20 milyon avroluk bir ortaklık bütçesi ayırmış ve bu çerçevede insan hakları, eğitim, enerji, ulaşım ve çevre gibi alanlarda projeler yürütmektedir.

Ayrıca, bu yıl gerçekleştirilen Semerkand zirvesinde Kazakistan, Orta Asya ülkeleriyle birlikte ilk kez AB ile zirve düzeyinde bir toplantı gerçekleştirdi. Bu zirvede, ticaret, enerji, kritik hammaddeler ve dijital altyapı gibi stratejik alanlarda iş birliğinin güçlendirilmesi kararlaştırıldı. Bu doğrultuda Avrupa Birliği, Orta Asya’da yeni yatırım fonları tesis edeceğini açıkladı.

3.2. Türkiye ile Stratejik Ortaklık

Kazakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler, 2024 yılında 5 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaşmıştı. 29 Temmuz tarihinde Ankara’da gerçekleşen son toplantıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kazakistan en büyük ticaret ortaklarımız arasında yer alıyor ve ticaret ciromuzu 15 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” diyerek ilişkilerin artarak devam edeceğini belirtti.

Halihazırda 3.538 Türk şirketi Kazakistan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketler, inşaat, üretim, lojistik, enerji, dijital hizmetler ve tarım gibi çeşitli sektörlerde ortak projeler yürütüyor.

4. Pasifik Açılımı: Japonya ve Güney Kore ile Artan Bağlar

Kazakistan, çok vektörlü dış politika stratejisinin önemli bir ayağını da Asya-Pasifik bölgesine yöneltmiş durumda. Japonya ve Güney Kore ile geliştirilen ilişkiler, sadece ekonomik değil; aynı zamanda sağlık, enerji, dijitalleşme  gibi alanlarda da çok boyutlu iş birliklerini içeriyor.

4.1. Japonya ile Stratejik Derinlik

24–28 Ağustos tarihleri arasında Kazakistan ve Özbekistan, Japonya ile stratejik iş birliği anlaşmaları imzalayarak “Central Asia + Japan” diyaloğunu yeniden canlandırma yönünde önemli bir adım attı. Bu kapsamda Astana’da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerde ekonomi, ulaştırma, nükleer enerji, sağlık, eğitim ve afet yönetimi gibi alanlarda iş birliği olanakları ele alındı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Japonya’yı “güvenilir ve yakın bir stratejik ortak” olarak tanımladı.

Japonya, Kazakistan ekonomisine bugüne dek 9 milyar dolarlık doğrudan yatırım yaptı. İki ülke arasındaki 2024 yılı ticaret hacmi 2 milyar dolar seviyesine ulaşırken, 2025’in ilk yarısında bu rakam 800 milyon doları aştı.

Kazakistan, Japon yatırımcıları Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru gibi altyapı projelerine dahil etmeyi hedefliyor; dijitalleşme ve yapay zeka entegrasyonu da bu iş birliğinin yeni odak alanları arasında.

4.2. Güney Kore ile Yüksek Teknoloji ve Eğitim Odağı

Güney Kore, Kazakistan için hem ekonomik hem de teknolojik anlamda stratejik bir ortak konumunda. 2024 yılı itibariyle Güney Kore, Kazakistan’a yaklaşık 7 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Samsung, LG, Doosan gibi Güney Kore merkezli dev şirketler, Kazakistan’da enerji, elektronik, otomotiv ve sağlık sektörlerinde faaliyet gösteriyor.

Ayrıca, iki ülke arasında eğitim ve yüksek teknoloji odaklı ortaklıklar da dikkat çekici. Güney Kore’nin Astana’da açtığı teknoloji merkezleri, Kazak gençlerinin yapay zeka ve yazılım mühendisliği alanında eğitilmesini sağlıyor. Kore Cumhuriyeti’nin burs programlarıyla her yıl yüzlerce Kazak öğrenci Seul ve Busan’daki üniversitelerde eğitim görüyor.

Sonuç: Egemenlik, Sadece Sınırlarla Değil, Kimlikle Kurulur

Kazakistan, Tokayev’in liderliğinde, egemenliğini pekiştiren ve ekonomik pragmatizmi ön planda tutan bir dış politika izliyor. Bu politika, yalnızca Rusya ve Çin’e bağımlılığı azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda Batı ve Asya-Pasifik ülkeleriyle de ilişkileri çeşitlendirmekte.

Bu strateji, Kazakistan’ın ulusal kimliğini güçlendirme çabalarıyla paralel ilerliyor. Dil reformları, Kazakça’nın devlet dili olarak güçlendirilmesi ve Latin alfabesine geçiş sürecinin başlaması gibi adımlar, kültürel bağımsızlığın simgeleri haline gelmekte.

Kazakistan, post-Sovyet geçişin en sancılı olduğu ülkelerden biri olmasına rağmen, 2020’ lerin ortasında ekonomik, kültürel ve siyasi olarak daha otonom ve çok yönlü bir yapı inşa etmeye başladı. Çin ve Rusya gibi iki büyük güç arasında sıkışmadan, aksine bu iki gücü dengeleyen, alternatif ortaklıklar kuran ve kimliğini iç dinamikleriyle yeniden şekillendiren bir Kazakistan modeli oluşuyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale