Küresel güç rekabetinin Atlantik’ten Pasifik’e kaydığı bir dönemde, Çin sessiz ama derin bir jeopolitik hat inşa ediyor: Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan bir lojistik ve enerji koridoru.
Bu hat sadece ticaret değil; jeopolitik erişim ve etki alanı anlamına geliyor. Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” girişimi, artık Orta Asya ve Orta Doğu’yu aşarak Avrupa’nın kalbine denizden ulaşan bir arter hâline geliyor.
Bugün Çin’in Akdeniz ve Karadeniz havzalarındaki varlığı; liman işletmeleri, enerji altyapıları ve finansal yatırımlar üzerinden sessiz ama kalıcı bir nüfuz inşa ediyor. Bu strateji, klasik askeri üs politikalarından farklı olarak ekonomik erişimle jeopolitik etki oluşturma mantığına dayanıyor yani jeoekonomik kuşatma.
Karadeniz’de Yeni Denge: Akıllı Güç Politikası
Karadeniz uzun süre Rusya ve ABD rekabetinin laboratuvarı olarak görüldü. Ancak bugün tablo değişiyor. Çin, askeri üs kurmadan, ittifaklara girmeden, sessiz yatırımlarla bölgede yeniden konumlanıyor.
2013’ten bu yana yürüttüğü “17+1 İnisiyatifi” ile Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerini ekonomik ağın içine dahil etti. Bulgaristan ve Romanya gibi NATO üyeleri dahi, Çin kredileri ve altyapı yatırımlarına açık hale geldi.
Üstelik bu süreç, Rusya’nın dikkatini çekmeyecek kadar “yumuşak”, Batı’yı tedirgin edecek kadar da “derin” yürütülüyor. Çin artık Karadeniz’de bir “akıllı güç” oyuncusu: silah yerine sermaye, donanma yerine diplomasi kullanıyor.
Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi
Dünya denizlerine oranla yüz ölçümü çok küçük olsa da etkisi çok güçlü olan Doğu Akdeniz, tarih boyunca enerji ve ticaretin en kritik kavşaklarından biri oldu.
Avrupa Birliği’nin enerji arzının büyük bölümü bu bölgeden geçiyor. Bu yüzden Çin, Deniz İpek Yolu’nun batı ayağı olarak bu hattı önceliklendiriyor.
Pekin’in buradaki hedefi net: enerji arz zincirine ve Avrupa’ya erişimi garanti altına almak. Bu durum aynı zamanda, ABD ve Rusya gibi geleneksel güçlerin nüfuz alanlarına doğrudan meydan okuma anlamına geliyor.
ABD, Rusya ve Çin Üçgeninde Yeni Oyun
ABD, geleneksel olarak tehditleri kendi sınırlarından uzakta karşılamayı tercih eder.
Bu nedenle Çin ile doğrudan çatışmak yerine, Kızıldeniz–Doğu Akdeniz gibi geçiş kavşaklarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Trump’ın birinci döneminde başlayan ekonomik rekabet, artık jeostratejik rekabet boyutuna taşındı. Rusya ise Çin’in Karadeniz’deki varlığını sessizce izliyor; ancak bu durum Moskova’nın geleneksel etki alanları için uzun vadede tehdit oluşturuyor.
Pandemi ve Lojistik Üstünlük
Covid-19 pandemisi sürecinde Çin, küresel tedarik zincirinin kilit oyuncusu olduğunu ispatladı. Dünya kapanırken Çin üretimini artırdı; konteyner borsasını kontrol ettiği için lojistikte tekel konumuna geldi. Bu dönemde Çin mallarının arz-talep dengesi 20 kata kadar yükseldi, Kızıldeniz–Akdeniz konteyner hattının %70’i Çinli şirketlerin eline geçti.
Ancak Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları, bu trafiği doğrudan etkiledi. Çin’in Batı’ya yönelik deniz ticareti bir ara %80 oranında azaldı. Bu durum Pekin’i, Karadeniz üzerinden alternatif hatlara yönelmeye itti: Süveyş’e bağımlı olmayan yeni bir “sessiz koridor”.
Karadeniz ve Türkiye
Karadeniz, artık yalnızca NATO–Rusya geriliminin sahnesi değil; Çin’in de dikkatle işlediği bir jeo-ekonomik alan. Bu iki hattın birleştiği nokta Türkiye. Hem Karadeniz’in hem Doğu Akdeniz’in kilit aktörü olan Ankara, Orta Koridor sayesinde Çin’in kara lojistiğinde vazgeçilmez hale geldi. Türkiye’nin jeopolitik konumu, onu Asya ile Avrupa arasında doğal bir geçiş kapısı kılıyor. Filyos Limanı ve demiryolu bağlantıları da Çin’in Avrupa hattı için önemli bir noktada. Fakat aynı konum, Ankara’yı büyük güç rekabetinin tam ortasına yerleştiriyor. Ankara için mesele, ekonomik fırsat ile stratejik bağımsızlık arasındaki dengeyi koruyabilmek.
Yeni Soğuk Savaş’ın Denizleri
Artık 21. yüzyılın yeni “Soğuk Savaşı” yalnızca Pasifik’te değil, Karadeniz–Doğu Akdeniz hattında da şekilleniyor. Bu hat, enerji geçiş yolları kadar medeniyetler ve vizyonlar arası bir mücadele alanı. Çin’in “Ortak Kader Topluluğu” vizyonu, küresel düzeni Batı değerlerinden bağımsız olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor. Batının liberal değerleri ise kan kaybediyor. Sonuçta mesele yalnızca petrol boru hatları değil; kim dünyanın rotasını çizecek, kim yönünü belirleyecek sorusuna dayanıyor.
Sonuç
Çin, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de sessiz ama sistemli bir “jeoekonomik kuşatma” yürütüyor.
Askerî üslerle değil, kredilerle; savaşla değil, yatırımla ilerliyor. Bu strateji, bölge ülkelerine kısa vadede altyapı ve finansman kazandırsa da, uzun vadede egemenlik ve bağımlılık arasındaki çizgiyi inceltiyor.
Türkiye’nin önündeki en kritik sınav, küresel güçlerin oyununda taraf değil, masa kuran merkez olabilmektir.
Ahsen Nur Katırcıoğlu, Türkistan coğrafyası odaklı uluslararası ilişkiler alanında akademik ve saha temelli çalışmalar yürütmektedir. Prodüksiyon, tanıtım, editörlük ve içerik üretimi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yayıncılık, akademik eğitim, medya çalışmaları ve dijital arşivleme projelerinde rol almıştır. İbn Haldun Üniversitesi’nde çift anadal öğrencisi olarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinde öğrenimini sürdürmektedir. İngilizce ve Arapça bilmektedir.

