Dünya ve İslam

 

İsrail Soykırımının Sağlık ve Yardım Alanlarına Yansımaları

Share

İsrail’in 1948’deki kuruluşu, yalnızca bir devletin inşası değil, aynı zamanda Filistin halkının sistematik olarak yerinden edilmesi, bastırılması ve yok edilmesini hedefleyen bir rejimin başlangıcıydı. 

Nekbe (Büyük Felaket) ile başlayan bu süreç, etnik temizlik, askeri işgal, yasa dışı yerleşimler ve sivillere yönelik sistematik şiddetle sürmüştür. Bugün, İsrail’in Filistin topraklarında yürüttüğü politikalar, klasik bir işgal düzenini aşarak modern araçlarla yürütülen süreğen bir soykırım rejimine dönüşmüştür. İsrail’in Filistin soykırımının özellikle sağlık ve insani yardım alanlarında büyük etkileri görülmekte, bu yapısal şiddet biçiminin üç temel boyutu olduğu söylenebilir. 

Günlük Hayatın Askerileştirilmesi ve Travmanın Sürekliliği

İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da uyguladığı sistematik askeri baskınlar, sivillerin yanı sıra insani yardım çalışanlarını da doğrudan hedef almaktadır. İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da bulunan ActionAid Filistin isimli insani yardım derneğinde iletişim koordinatörülüğü görevi yürüten Riham Cafari’nin tanıklığına göre Beytüllahim’de hemen her gece yaşanan silah sesleri, göz yaşartıcı gaz saldırıları ve keyfi tutuklamalar, sağlık ve yardım çalışanlarının hem fiziksel hem de psikolojik olarak tahribatına yol açmaktadır. 

Bu kişiler, yalnızca mesleklerini icra etmekle kalmamakta; aynı zamanda ailelerini korumak, ulaşım engellerini aşmak ve can güvenliklerini sağlamak gibi olağanüstü zorluklarla yüzleşmektedirler. Her gece yaşanan çatışma, bu bireylerde kronik uykusuzluk, tükenmişlik ve travmaya yol açmakta; gündüzleri ise yardım faaliyetlerini sekteye uğratmaktadır. 

Batı Şeria’daki Gazze olarak bilinen ve direnişin benimsendiği şehirler olan Cenin ve Nablus gibi bölgelerdeki baskınlar, yalnızca bireysel özgürlükleri değil, insani yardım faaliyetlerinin yürütülmesini de imkânsızlaştırmaktadır. Elektrik ve iletişim kesintileri nedeniyle, insani yardım çalışanlarının koordinasyonu çöküyor; bazı bölgelere günlerce ulaşılamıyor. Bu durum, işgalin artık yalnızca bir güvenlik söylemiyle değil, doğrudan insan yaşamına kasteden bir stratejiyle yürütüldüğünü göstermektedir. Dolayısıyla İsrail işgali nedeniyle Filistin’de sivil hayatın askerileştirildiği/güvenlikleştirildiği rahatlıkla ifade edilebilir. Bu durum Siyonist rejimin saldırıları nedeniyle Filistin’de toplumsal bir travmanın oluşmasına neden olmuştur. 

Altyapının Çöküşü ve Sağlık Sistemine Yönelik Sistematik Tahribat

İsrail işgal rejimi, yalnızca insanlara değil, Filistin’in temel yaşam altyapısına da doğrudan zarar vermektedir. Batı Şeria’da kontrol noktalarının 7 Ekim 2023 sonrası 188’den 900’e çıkması, şehirlerarası ulaşımı imkânsızlaştırmakta, sağlık ve yardım çalışanlarının sahaya ulaşmalarını geciktirmektedir. Bir saatlik mesafelerin beş saatte kat edilebildiği bir ortamda, acil sağlık müdahaleleri yapılamamakta, hastaların hayatı riske atılmaktadır. Ambulansların engellenmesi, uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinin açık ihlalidir.

Gazze’deki tablo ise daha da yıkıcıdır. Susannah O’Sullivan gibi birçok akademisyenin de vurguladığı gibi, İsrail işgal ordusu sahip olduğu ileri gözetim teknolojileriyle saldırıların sivil kayıplar yaratacağını önceden bilmektedir. Buna rağmen, hastaneler, doğum klinikleri ve ambulanslar doğrudan hedef alınmakta; sağlık çalışanları öldürülmekte ya da görev yapamaz hale getirilmektedir. Bu eylemler, Cenevre Sözleşmesi’nde açıkça savaş suçu olarak tanımlanmıştır. Buna rağmen ne Birleşmiş Milletler ne de uluslararası toplum bu ihlallere etkili bir yanıt vermemektedir. Her ne kadar İsrail’e karşı kınama gibi adımlar atılsa da İsrail’i işlediği suçlardan ötürü herhangi bir kurumun veya aktörün cezalandırmaması Siyonist işgalin artarak devam etmesine neden olmaktadır. 

Batı Şeria’da ise sağlık altyapısı ekonomik abluka nedeniyle çökme noktasına gelmiştir. Kamu sağlık çalışanlarının maaşları ödenememekte, ilaç ve temel tıbbi malzeme temin edilememektedir. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre işsizlik oranı %32’ye, yoksulluk oranı ise %28’e yükselmiştir. Bu durum, yalnızca hizmet sunumunu değil, aynı zamanda sağlık personelinin fiziksel ve ruhsal sağlığını da tehdit etmektedir.

Şiddetin Kurumsallaşması: Yerleşimci Saldırıları ve Etnik Temizlik Politikaları

İsrail’in işgal stratejisinin üçüncü boyutu, yerleşimci şiddetinin kurumsallaşması ve doğrudan devlet politikası haline gelmesidir. 2024 yılı boyunca Batı Şeria’da 1.432 yerleşimci saldırısı kaydedilmiş; bu saldırılar ambulanslar, sağlık merkezleri ve yardım çalışanlarını hedef almıştır. Örneğin Beyt Cala’da, Uluslararası Adalet Divanı’nın açık yasağına rağmen yeni yerleşim alanları inşa edilmekte, sağlık merkezlerine erişim yolları kesilmektedir. Bu durum, yalnızca altyapıyı felce uğratmakla kalmamakta; aynı zamanda sağlık personelinin hayatını doğrudan tehdit etmektedir. İsrail hükümeti, yerleşimcilerin saldırılarını engellemek bir yana, bu gruplara siyasi ve askeri destek sunmaktadır. 

Başta İsrailli bakanların yerleşimcilere medya önünde silah dağıtması olmak üzere İsrail’in yerleşimci terörünü teşvik ettiği bilinmektedir. İsrail’in işgalinin bu denli terör saçtığı bu koşullarda sağlık hizmeti sunmaya çalışan çalışanlar hem devletin hem de sivil milislerin hedefi haline gelmekte; görev yaptıkları her gün, aynı zamanda bir ölüm riski taşımaktadır. Bu, sağlık çalışanlarını sessiz bir direnişin öncülerine dönüştürmekte; her müdahale, bir tür varoluş mücadelesi niteliği kazanmaktadır.

Sonuç: Sağlık Hakkının Sistematik İnkârı ve Direnişin Ahlaki Gücü

İsrail’in yürüttüğü işgal, abluka ve yerleşim politikaları, sağlık ve insani yardım alanlarını doğrudan hedef alan çok katmanlı bir baskı rejimi yaratmıştır. Filistin’de günlük hayatın askerileştirilmesi, sağlık altyapısının sistematik biçimde tahrip edilmesi ve yerleşimci şiddetinin devlet desteğiyle kurumsallaşması, sağlık çalışanlarını ve yardım görevlilerini sürekli bir tehdit altında bırakmaktadır. 

Bu durum, yalnızca hizmet sunumunu engellemekle kalmamakta; aynı zamanda bu alanlarda çalışan bireyleri fiziksel, psikolojik ve mesleki olarak ağır bir yükün altına sokmaktadır. Filistin’de sağlık hizmetlerinin sürekliliği, artık sadece teknik ya da lojistik değil, aynı zamanda politik bir meseledir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale