Gazze’de yaşanan soykırımın gündelik konjonktür dışında değerlendirilmesi elzemdir. Gazze’de İsrail tarafından gerçekleştirilen sistematik soykırım, uzun tarihsel süreçlerin, medeniyetler arası güç dengelerinin ve askeri-teknolojik üstünlük mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. İslam dünyasının yaşanmakta olan soykırım karşısındaki etkisizliği, tarihsel boyut ve güncel çözüm yolları bağlamında analiz edilmelidir.
Medeniyetler Çatışması Bağlamında Gazze Soykırımı
Gazze Soykırımı, İslam Medeniyetinin son iki yüzyıllık tarihsel sürecinin bir sonucudur. Bu bağlamda çöküş sürecinin önemli bir aşaması olarak Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ile İslam dünyasının siyasi ve askeri örgütlenmesini yitirmesi alınabilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri örgütlenmesinin sağladığı direnç, imparatorluğun son bulması ile ortadan kalkmış ve ortaya siyasi açıdan parçalanmış bir coğrafya çıkmıştır. Batılı güçlerin ve Siyonistlerin ‘Böl, parçala, yönet’ politikaları, günümüzde hızlanarak devam etmektedir: Suriye’nin parçalanmaya çalışılması, Libya, Irak ve Yemen’in fiilen parçalanması ve Türkiye ile İran’ı bölmeye dönük faaliyet ve planlar, emperyalist ve Siyonist projelerin (Yinon Planı)1 devam ettiğini göstermektedir.
Batı Medeniyeti, Rönesans, Reform, Fransız İhtilali, Sanayi İnkılabı gibi dinamik, yıkıcı ama yaratıcı süreçlerden geçerek bilim ve teknoloji alanında önemli devrimler gerçekleştirmiştir. Batı medeniyeti, bilimsel devrimler yoluyla elde ettiği bilgiyi askeri teknolojiye tahvil etmiştir, böylece hemen hemen bütün dünyayı egemenliği altına almıştır.
Bir İktidar Kurma Aracı Olarak Bilim!
Bilim ve teknolojiye yapılan yatırım, bir iktidar kurma aracıdır. Batılı emperyalist güçler, bilim ve teknolojiye olan yatırımları insanlığın selameti için değil, insanlığa hükmetmek için yapmıştır.2 Huntington, Medeniyetler çatışmasını konu aldığı kitabında bu gerçeği açıkça ifade etmiştir: “Batı, dünyayı fikirlerinin, değerlerinin ya da dininin üstünlüğü sayesinde değil;
örgütlü şiddeti uygulamadaki üstünlüğü sayesinde kazandı. Batılılar bu gerçeği çoğu zaman unutur; Batılı olmayanlar ise asla unutmaz.”
Batı medeniyeti ile onun Ortadoğu’daki uzantısı olan, Avrupalı Yahudiler tarafından kurulan İsrail, bilim ve teknolojiye yaptığı yatırımları askeri teknolojiye yansıtmış, Batılı zihniyete benzer şekilde hareket etmiştir. İsrail, kurucu ideoloğu Herzl’in tasavvur ettiğine yakın şekilde, Avrupalı bir devlet mantığıyla kurulmuştur. Bu nedenle, İsrail’in yerleşimci sömürgeci işgal planı ile bilim ve teknolojiye dayalı şiddet aygıtları, Avrupa ve ABD tarihini güncel ve mikro bir örneğini teşkil etmektedir.
Emperyalizme ve Siyonizme Karşı Güçlü Cephe: Asya

Batı emperyalizmi ve Siyonizmin saldırısına geçmişte ve günümüzde maruz kalan İslam, Afrika ve Güney Amerika medeniyetleri, askeri ve teknolojik alanda devrimsel sıçramalar gerçekleştirmediği sürece Batılı ve Siyonist barbarlığa maruz kalmaktan kurtulamayacaklardır. Asya kıtası ise Batı medeniyeti karşısında istisnai bir pozisyondadır. Uzun yıllar Batılı emperyalist güçlerin sömürgesi olan Asya ülkeleri, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim ve teknolojiye yaptıkları yatırımlar ve güçlü kurumlar sayesinde savunma güvencesi elde etmişlerdir. İslam dünyasının Asya’daki önemli devletlerinden biri olan Pakistan, Asyalı ülkelerin istisnailiğini paylaşan tek Müslüman ülkedir. Pakistan gelişmiş askeri teknolojik aygıtlara ulaşma imkanı ve nükleer güce sahip olması sebebiyle herhangi bir emperyalist gücün dışardan saldırısına karşı son derece güçlüdür. Asya kıtasının Batı medeniyeti karşısındaki başarısı ve Pakistan’ın dokunulamaz, saldırılamaz tek İslam ülkesi olması, Asya’yı özelde ise Pakistan’ı İslam dünyası için bir örnek haline getirmektedir.
Pakistan İslam Dünyası İçin Niçin Bir Örnektir?

ABD öncülüğündeki Batı medeniyeti ile rakibi Çin, Rusya, Kuzey Kore gibi ülkeler, askeri teknolojiye büyük yatırım yapmaya devam etmektedirler. Örneğin ABD, 2003 Irak İşgalini gerçekleştirirken, 1991’deki Irak İşgaline kıyasla yüzde elli daha gelişmiş silahlar kullanmıştır. Dolayısıyla çöken, gerileyen Batı medeniyeti tartışmalarını bir kenara bırakarak, Batılı devletlerin askeri teknolojiye olan yatırımlarını sürdürdüğünü unutmamak gerekir.
Bu bağlamda, Pakistan, dünya genelindeki barış söylemlerine aldanmayarak, sürekli olarak askeri teknolojisini geliştirmeyi bir devlet politikası olarak sürdürmüş ve meyvesini almıştır. Pakistan lideri Zülfikar Ali Butto, 1965 gibi erken bir tarihte “gerekirse ot yiyeceğiz ama yine de nükleer güce sahip olacağız” diyerek, Pakistan devlet politikasının yönünü açıklamıştır. Şayet Pakistan erken dönemde bu stratejiyi benimsemeseydi ve Çin ile güçlü askeri teknolojik bağlar kurmasaydı, İslamofobik Modi iktidarı altındaki Hindistan’ın saldırıları Pakistan’da Gazze benzeri bir soykırıma yol açabilirdi. Pakistan, 2025 Mayıs ayı içinde Hindistan saldırısına maruz kalmış ve bu saldırıyı başarılı şekilde geri püskürtmüştür. Pakistan’ın Hindistan karşısındaki askeri başarısı ve İsrail’i BM’de aşağılama cesareti göstermesi yıllardır attığı doğru adımların bir sonucudur.
İki Büyük Potansiyel: Türkiye (Osmanlı) ve İran (Safevi)
Türkiye ve İran Ortadoğu coğrafyasında devlet olma vasfını sahip ve yapay olmayan nadir devletler arasındadır. Ortadoğu’da büyük güçlerden bağımsız politika izleme kapasitesi olan, siyasi otonomiye sahip siyasi güç bu iki devlettir. Fakat siyasi otonomi hususunda birbirlerinden farklı seviyeye sahiplerdir. Türkiye ve İran, Pakistan benzeri bir askeri seviyeye hızlıca ulaşma kapasitesine sahiptir.
Türkiye, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yerli askeri sanayini kurma konusunda çok önemli bir mesafe kat etmiştir. Türkiye askeri gücünün bağımsızlaşması sayesinde Somali, Libya, Suriye, Azerbaycan, Katar gibi bölge ülkeleri üzerinde geniş bir iş birliği ve nüfuz elde etmiştir. İçinde bulunduğumuz konjonktürü dikkate aldığımızda, Türkiye’nin askeri sanayideki başarı ivmesini daha kararlı, daha hızlı ve daha büyük yatırımlarla sürdürmesinin gerekmektedir. Çünkü Türkiye, İsrail saldırıları ve toprak genişlemesi ile Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası askeri güvenlik sorunları ile karşı karşıyadır. Türkiye askeri sanayi ve kabiliyetleri bakımından en önemli yatırımları hava gücüne yapmalıdır. Çünkü İsrail’i genişlemesini engellemenin yegane yolu, İsrail’in en güçlü olduğu askeri alan olan hava gücünde3 denge sağlamanın zaruretidir. Türkiye hava gücü kapasitesini arttırmak için stratejik sabırla hareket ederek, erken dönem bir hava çatışmasından kaçınmalıdır. Türkiye, NATO üyeliğinden kaynaklanan savunma imkanlarını, diplomasi vasıtasıyla başarılı şekilde kullanabilir. Gerçekçi olmak ve stratejik hareket etmek, Pakistan seviyene ulaşmayı sağlayabilir.
İran, İsrail ve ABD emperyalizmine karşı nükleer silah elde etmesi gerektiği bilincine erken dönemde ulaşmıştır. İran, nükleer silah elde etmek için gerekli bilim alt yapısına ulaşmıştır. Fakat strateji hataları sebebiyle Haziran 2025’te İsrail ve ABD saldırılarına maruz kalmış ve böylece bu emelini ertelemiştir. İran, İsrail ile doğrudan askeri çatışma ihtimalini ve İsrail hava gücünün asimetrik üstünlüğünü iyi hesaplayamamıştır. Bu hatanın neticesinde ağır
bir İsrail hava saldırısına uğramıştır. İran, Pakistan’ın Çin ile kurduğu askeri iş birliğine benzer bir ilişkiyi Çin ile kurabilseydi yüksek teknolojik hava savunma ve saldırı sistemlerini elde edebilirdir. Bu açıdan bakıldığında İran’ın strateji hatası bariz şekilde görülmektedir.
Bölge ülkeleri, Pakistan benzeri askeri ve teknolojik strateji izlemiş olsaydı İsrail’in genişlemesi ve yayılmacılığını engelleyebilirlerdi. Gazze’de yaşanan soykırım büyük ölçüde İsrail’in hava gücüne dayalı asimetrik üstünlüğüne bölge ülkelerinin cevap verebilecek kabiliyetlere sahip olmamasından kaynaklanmıştır. İsrail, insani maliyeti son derece düşük hava saldırıları vasıtasıyla bölgesel hegemonyasını büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.
Özetle Gazze’deki gibi bir soykırıma uğramamak, Suriye, Libya, Yemen, Irak gibi parçalanmamak için askeri açıdan güçlü olmak ve uzun vadeli askeri ve siyasi stratejiler izlemek gerekir. Bu kapasiteye ulaşmak için bilim alt yapısını geliştirecek, özerk ve özgün üniversiteler ve askeri endüstriyel yapılar inşa edilmelidir. Bu kurum ve süreçleri oluşturacak siyasi irade ise hepsinden önemlidir. Gazze’de yaşanan soykırımın İslam ülkeleri tarafından durdurulamaması; tarihsel zafiyetler, ihmaller ve strateji eksikliklerinin toplam sonucudur. Yüzyılların ihmali sebebiyle Filistinli kardeşlerimiz için yakın vadeli, gerçekçi bir çözüm mümkün görünmemektedir. Fakat çareye ulaşmak için yüzyıllara değil, 15-20 yıllık bir stratejiye, sabra ve siyasi iradeye ihtiyaç vardır.
Kaynak:
- Ecaterina MAŢOI, Greater Israel: an Ongoing Expansion Plan for the Middle East and North Africa, https://mepei.com/greater-israel-an-ongoing-expansion-plan-for-the-middle-east-and-north-africa/ ↩︎
- Bu konuyla ilgili İsmet Özel, Üç Mesele, Şule Yayınları, İstanbul, 2011; Teoman Duralı, Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti, Dergah Yayınları, 2019; Tom Bottomore, Frankfurt Okulu, (çev. Ahmet Çiğdem), Vadi Yayınları, Ankara, 2000. Bu kaynaklara konu bağlamında bakılabilir. ↩︎
- David A. Deptula, Israel and the New Air Superiority, https://www.foreignaffairs.com/israel/israel-and-new-air-superiority ↩︎

Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

