Dünya ve İslam

 

Çin’in Küresel Ticaret Hedeflerinde Türkiye’nin Yeri: BYD Manisa’da 2026 Sonunda 2500 Çinli İşçiyle Üretime Başlıyor!

Share

Çin, yeni ticaret ortakları ve stratejik geçiş noktaları arayışında. Türkiye ise Avrupaya olan yakınlığı ve kaynakları açısından  Çin için  önemli ülkelerden biri. Çin’in Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarlarına açılmasında Türkiye’nin jeopolitik konumu kritik bir rol oynuyor. Bu nedenle Çin, Türkiye’yi sadece ticaret geçidi olarak değil, aynı zamanda Batı blokunu dengeleyecek stratejik bir araç olarak konumlandırıyor. Türkiye’nin yakın dönemde yeni iş alanlarının ortaya çıkmasına neden olabilecek dinamik bir sürece girmesi olası görünüyor. Ancak ilk bakışta olumlu gibi görünen bu tablo, Türkiye için bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Türkiye’nin otomotiv sektöründe dengeleri değiştirebilecek ölçekteki en büyük yabancı yatırımlardan biri olan Çinli elektrikli araç devi BYD’nin Manisa fabrikası, beklenenden daha erken üretime geçmeye hazırlanıyor. Reuters kaynaklı haberlerde BYD’nin, Macaristan’daki fabrikasında planladığı seri üretimi 2026’ya kadar erteleyeceği; buna karşın Türkiye’deki Manisa tesisinde üretimin 2026 yılının sonundan önce başlayacağı belirtiliyor. 

Üretim Takvimi Yeniden Şekillendi

BYD’nin Macaristan’ın Szeged kentinde 4 milyar euro yatırımla kurduğu fabrikanın 2026’da sadece sınırlı bir üretim kapasitesiyle devreye gireceği öngörülüyor. Buna karşılık, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde 1 milyar dolarlık yatırımla kurulan tesisin kapasite hedefleri öne çekildi. BYD, Manisa’daki üretimi beklenenden daha erken başlatacak ve Avrupa pazarına buradan daha yüksek sayıda elektrikli araç gönderecek.

Benzer şekilde Chery firması da Samsun’da aynı ölçekte bir üretim tesisi inşa etmeye hazırlanıyor. SWM Motor ise Türkiye’yi Balkanlar ve Avrupa için bir üretim merkezi haline getirme planları yapıyor.

Bu yatırımların ortak noktası, Çin’in Avrupa pazarına doğrudan erişimini Türkiye üzerinden sağlamaya yönelik bir stratejiye dayanmasıdır.

Türkiye’nin stratejik konumu, Avrupa pazarında gümrük vergilerinden muaf bir üretim üssü kurmasına olanak tanıyor.

Manisa’daki yatırımın, tedarik zincirine ve yan sanayiye ciddi bir canlılık kazandırması mümkün. Ancak bu tablo, beraberinde tartışmalı bir konuya kapı aralıyor: Çin Mahallesi projesi.

Çin Mahallesi

BYD’nin üretim tesisinde görev alacak 2.500 Çinli çalışan ve ailelerinin Manisa’ya yerleştirilmesi planlanıyor. Bu doğrultuda eski Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek, yatırımcının talebi doğrultusunda Çinli çalışanların sosyal adaptasyonunu kolaylaştırmak için “Çin Sokağı” veya “Çin Mahallesi” olarak anılacak özel bir yaşam alanı inşa edileceğini duyurdu.

Merhum Zeyrek, bu kararın gerekçesini “BYD’nin parasını Manisa’da tutmak ve çalışanların kentle uyumlu bir yaşam alanında bulunmasını sağlamak” olarak açıkladı. Çin Mahallesi’nin yalnızca bir ‘getto’ değil, sosyal ve ticari entegrasyonu destekleyen bir alan olacağını ifade etti.

Doğu Türkistan’da Soykırım, Türkiye’de Çin Mahallesi

Küresel ticarette hakimiyet kurmayı hedefleyen Çin, Uygur Türklerini düşük maliyetli iş gücü olarak kullanarak ürettiği malları dünya pazarına yaymayı amaçlıyor. Bu bağlamda Çin, Türkiye’yi yalnızca bir lojistik köprü olarak değil, aynı zamanda üretim sahası olarak da konumlandırmak istiyor. Bazı STK’lar, Çin mallarına yönelik boykot kampanyaları başlatırken, Manisa’daki bu yatırımla Türkiye’nin kendi eliyle Çin ekonomisine katkıda bulunması tarihi bir çelişki olarak kayıtlara geçebilir.  Çin’de yaşanan insan hakları ihlalleri ve Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılar tüm dünyanın gündeminde yer almaya devam ederken, Çin’in Türkiye’de fabrika kurması, iş gücünü de kendi ülkesinden getirmesi ve bu işçiler için Manisa’da özel bir “Çin Mahallesi” kurulması kamuoyunda farklı değerlendirmelere yol açabilecek bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Çin’in uzun süredir izlediği yayılmacı ekonomik stratejiler ve “kazan-kazan” adı altında sürdürdüğü diplomatik söylemler sorgulanmaya açık. Bu gelişme, Türkiye açısından gerçekten stratejik bir kazanç mı, yoksa sadece Çin’in kazandığı, ekonomik bağımlılık riskinin büyüdüğü bir tablo mu oluşturuyor?

Manisa’da Çinli işçilere özel yaşam alanı tahsis edilmesi ve belediyenin bu konuda aktif rol üstlenmesi, Doğu Türkistan’daki mezalimin hala sürdüğü bir dönemde, bazı çevreler bu durumu Türkiye’nin ‘mazlumdan yana duruşu’ ve ‘Türk dünyasıyla dayanışma’ vizyonuyla çelişen bir gelişme olarak değerlendirebilir. Manisa’daki bu yatırımlara dair TBMM’de ve bazı siyasi partiler tarafından çeşitli eleştiriler gündeme getirildi. Ancak Türkiye, her zaman mazlumun yanında yer almış; Türk dünyasının her bir üyesini tarihi ve kültürel bağlılıkla bir öncelik olarak görmüştür. 

“Made in Turkey” mi, “Made by China” mı?

Manisa’da kurulacak BYD fabrikası, kağıt üzerinde Türkiye’ye yatırım gibi görünse de, üretimin tüm fikrî mülkiyeti, teknolojisi ve karı Çin’e ait olacak. Daha önce İstanbul’da kurulan Xiaomi ve Oppo fabrikalarında da benzer bir model uygulanmıştı. Türkiye, bu yatırımlarda yalnızca montaj ve etiketleme üssü konumunda. “Made in Turkey” ibaresi, Çin’in Avrupa’daki yüksek gümrük tarifelerinden kaçmak için kullandığı stratejik bir etiket haline geliyor. Bu noktada akla şu soru geliyor: Türkiye, üretim zincirinin neresinde yer alıyor – karar verici mi, yoksa taşeron mu?

Yeni Kolonyalizm: Çin’in Sessiz Yayılması

Çin’in Türkiye’deki ekonomik nüfuzunun giderek arttığı açık. BYD örneğinde olduğu gibi, fabrikayı kuran Çin şirketi, işçisini de Çin’den getiriyor. Türkiye sadece arazi, altyapı ve vergi teşviki sağlıyor. Bu durum, Çin’in Afrika’da uyguladığı modele benziyor: Çinli şirket gelir, kendi işçisini getirir, kaynakları kullanır ve ülkeye düşük katma değer bırakır. Bu bir “kazan-kazan” değil, Çin’in tek taraflı kazandığı bir denklem olabilir mi?

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomik İlişkileri

Ticari Veriler (Milyar Dolar):

Kaynak: Dışişleri Bakanlığı

 Ticaret Açığı Değil, Stratejik Açık

2024 Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmi 48 milyar dolara ulaşmış durumda. Ancak bu rakamların ardında dikkat çekici bir dengesizlik yatıyor: Türkiye, Çin’e yalnızca 3,4 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken, buna karşılık 44,9 milyar dolarlık ithalat yapıyor. Türkiye, Çin’den büyük ölçüde makineler, elektronik ürünler ve kimyasallar gibi yüksek katma değerli ürünler satın alırken; Çin’e daha çok mermer, krom ve benzeri ham maddeler ihraç ediyor. Uzun vadede, bu tablo Türkiye açısından hem stratejik hem ekonomik açıdan risk teşkil ediyor.

Çin’den Borç Alanın Söz Hakkı Olmaz

Kazakistan, Tacikistan, Laos gibi örnekler Çin’le yapılan ekonomik iş birliklerinin uzun vadede nasıl bir bağımlılığa dönüştüğünü açıkça gösteriyor. Tacikistan, Çin’e borcunu ödeyemediği için 1.158 km² toprak devretti. Kırgızistan, madenlerini Çinli şirketlere kaptırdı. Türkiye’nin de Çin sermayesiyle limanlar, enerji santralleri, teknoloji üsleri kurması uzun vadede benzer bir bağımlılığı doğurabilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale