Yazıya bu soruya açık ve net bir cevap vererek başlayabiliriz: Çoğu kişinin tahmin edeceği şekilde İsrail nedeniyle! Peki niçin İsrail, Ortadoğu’da savaşların sürmesinin ana nedeni olmaya devam edecek? Bu sorunun cevabı da açık ve nettir: İsrail, toprak işgalleriyle büyümeye çalışan bir devlettir; toprak işgali, savaşlar ve çatışmalar demektir. Dolayısıyla İsrail’in Ortadoğu politikası nedeniyle Ortadoğu’da savaşlar sürecektir. İsrail kuruluşundan itibaren topraklarını genişletmeyi temel amaç olarak benimsemiştir. Bir devletin sınırlarını genişletmeye çalışması, doğrudan savaşların başlamasına neden olur. Örneğin dört yıldır sürmekte olan Rusya-Ukrayna Savaşı, Rusya’nın topraklarını genişletme arzusundan kaynaklanmıştır ve yüzbinlerce Ukraynalı ya da Rus bu uğurda ölmüştür.
İsrail, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yüz milyonlarca Arap’ın yaşadığı bir coğrafyaya Yahudi nüfusu taşıyarak, savaşlar ve sınır işgalleriyle devlet kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle İsrail Devleti’nin kurucusu Ben Gurion, İsrail için “askeri karargâh” ifadesini kullanmıştır. İsrail’de kadınlar da dahil olmak üzere bütün toplum askeri yapının bir parçasıdır. İsrail Devleti ve toplumu, İsrail’in varlığını koruması ve sınırlarını genişletmesi savaş ve silah kullanmak dışında bir stratejiye sahip değildir. İsrail halkının günümüzdeki yüzde onu hariç, geri kalanı savaş ve işgal siyasetini desteklemektedir.
İsrail, Filistin toprakları üzerinde yaşayan Filistinlileri göç ya da öldürülerek, soykırım yoluyla Filistin’den atmayı birinci hedef olarak benimsemektedir. Ancak İsrail Devleti için tek hedef Filistinliler değildir aynı zamanda sınırları etrafında olan Arap devletlerinden toprak alarak sınırlarını genişlemeyi amaçlamaktadır. Bu iki durumu anlamak için İsrail Devleti’nin işgal politikasına ve yöneticilerinin söylemlerine dikkat etmek yeterlidir.
İsrail, 1948’de kurulduğu sırada Birleşmiş Milletler’de alınan iki devletli çözümünü kabul etmiştir. İsrail’in bu kararı kabul etmesinin nedeni, meşruiyetini kazanmak ve sonrasında sınırlarını genişletmektir; ki böyle olmuştur. 1967 Altı Gün Savaşı’yla İsrail, Mısır, Suriye, Ürdün’den toprak alarak sınırlarını genişletmiştir. İsrail’de 1970’lerin sonuna kadar iktidarda olan yöneticileri, sol Siyonizmden gelen ve uluslararası meşruiyet arayan kişiler olarak kabul edilmişlerdir. Fakta bu algı yanıltıcıdır. Sol ya da sağ, bütün Siyonistler toprak işgaline dayalı bir anlayışa sahiptir. Sol Siyonizmin iktidarda olduğu yıllarda İsrail hapishaneleri, Filistinlilere yönelik sistematik işkencenin yapıldığı yerler olmuştur.
Siyonistlerin ortak ideali olan, “Büyük İsrail” hedefi, Nazi Almayası’nın Lebensraum (Yaşam Alanı) doktrini ile önemli ölçüde benzeşmektedir. “Büyük İsrail” hedefi İsrail’in kurulmasından itibaren benimsenen bir hedeftir. Ben Gurion 1948’deki açıklaması nihai hedefe ilişkin fikir vermektedir: “Siyonist talepler, Güney Lübnan, Güney Suriye, bugünkü Ürdün, Şeria’nın Batısı ve Sina’yı içermektedir”. Ünlü İsrailli General ve devlet adamı Moşe Dayan, Ben Gurion’un izinden giderek, İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde 1968 yılında İsrailli askerler şu şekilde hitap etmiştir: “Babalarımız bölünme planında belirtilen sınırlara ulaşmışlardı. Altı Gün Savaşı kuşağı Süveyş, Ürdün ve Golan Tepelerine ulaşmayı başardı. Burada bitmiyor. Şu andaki ateşkes hattından sonra yenileri olacak. Bunlar Ürdün’ün ötesine, Lübnan’a, hatta Orta Suriye’ye kadar uzanacak”. Makul ve ılımlı olarak sunulan İsrail yöneticileri bu sözleri sarf etmişler ve toprak işgalleriyle sınırlarını genişletmişlerdir.
Günümüzde ise bu tablo daha radikal bir hal almıştır. İsrail ana muhalefetinin önde gelen üyelerinden, iki devletli çözüm yanlısı ve ılımlı olarak kamuoyuna sunulan Yair Lapid’in değerlendirmeleri, İsrail’deki günümüz radikalizmini açıklamaktadır: “Bu pratik değerlendirmelerin ötesinde, İsrail toprakları üzerindeki tapumuzun Tavrat olduğuna ve sınırların o sınırlara dönmesi gerektiğine inanıyorum. Yani prensipte Büyük İsrail daha geniş mi? Prensipte, İsrail’in güvenlik sınırları ve İsrail devletinin politikası çerçevesinde mümkün olduğu kadar büyük ve geniş bir İsrail’dir”.
Günümüz İsrail hükümeti ise İsrail tarihinin en radikal sağcı ve ırkçı hükümeti olarak kabul edilmektedir. İsrail Başbakan Netanyahu ve iktidar ortakları Ben Gvir ve Smotrich “Büyük İsrail” vizyonuna bağlı olduklarını dile getirmişlerdir. Netanyahu ve diğer radikal siyasetçiler, Nisan 2026 tarihinde İsrail’in Güney Lübnan’ı, Suriye’nin güneyini, Gazze’yi ve Batı Şeria’yı ilhak edeceğini açıklamışlardır. İsrail’in İran ile olan savaş esnasında Güney Lübnan’a yönelik kara harekâtı ve sivil Lübnanlılara yönelik saldırıları, Güney Lübnan’ı ilhak etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu bölgede Hizbullah silahlarını teslim etse dahi İsrail işgali sürecektir çünkü İsrail devletinin kurucu düşüncesi sınırlarını işgaller yoluyla genişletmeye dayalıdır.
İsrail, bölgede yer alan Arap devletlerini iç savaşlar ve iç karışıklıklar yoluyla zayıflatarak parçalamayı amaçlamaktadır. İsrail’in en önemli stratejilerinde biri, bölgede iç çatışma ve kaosun sürmesidir. Bölgede meydana gelen her iç çatışma, İsrailli yöneticiler tarafından İsrail’in çıkarlarına katkı olarak yorumlanmaktadır. Bu bakış açısını sistematik bir şekilde yazıya döken metinlerden biri Yinon Planı’dır. Bu plana göre, Arap devletleri içindeki çatışmalar desteklenerek, Arap Devletlerinin parçalanması amaçlanmaktadır. Planı kaleme alan İsrailli yetkili Oded Yinon, her Arap çatışmasının İsrail’in çıkarına katkı sağlayacağını ileri sürmüştür. İngiliz yazar Ben Judah da Oded Yinon ile aynı düşüncededir: “İsrail, sınırlarındaki kaosu memnuniyetle karşılıyor”.
Özetle, İsrail devletinin doğası sınırları genişletmeye, işgale ve savaşa dayalıdır. İsrail toplumunun yüzde onu hariç, geri kalanı militarize olmuştur, savaş ve işgal politikasını sürdürmekten yanadır. İsrail’in askeri üstünlüğüne ve ABD desteğine dayanarak sınırlarını Lübnan, Suriye ve Mısır’a doğru genişletmeye çalışacağı aşikardır. İsrail’in topraklarını genişletme stratejisi nedeniyle, bundan sonraki yıllarda Ortadoğu’da İsrail kaynaklı savaşlar sürecektir.

Dr. Hasan Fidan, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde lisans, Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini 2023 yılında bitirdi. Çalışma alanları ABD hegemonyası, Neo-Gramşiyan kuram, Ortadoğu siyaseti, Mısır, Suriye ve Türkiye iç ve dış politikasıdır. Akademisyen ve kamu görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

