Dünya ve İslam

 

İsrail’in Filistinli Mahkumlara Yönelik İdam Cezası Yasası

Share

Hukuk, İnsan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Değerlendirme

İsrail Meclisi (Knesset), 31 Mart 2026’da tarihi bir adım attı: 62’ye karşı 48 oyla, ağırlıklı olarak Filistinli mahkumları hedef alan bir idam cezası yasasını kabul etti. Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin öncülüğünde hazırlanan bu yasa; hukuki güvenceleri törpüleyen, gardiyanlar için cezai dokunulmazlık öngören ve askeri mahkemelere idam yetkisi tanıyan maddeler içeriyor. Uluslararası hukuk, insan hakları standartları ve bölgesel siyaset açısından son derece ciddi kaygılara kapı aralayan bu düzenleme, kısa sürede küresel gündemin merkezine oturdu.

Bir Kırılma Noktası

İsrail tarihine bakıldığında, sivil hukukta idam cezasının neredeyse hiç uygulanmadığı görülür. Bu alandaki tek gerçek emsal, 1962’de Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın idamıdır. Tam da bu geçmişe karşın Knesset’ten geçen yasa, köklü ve tartışmalı bir değişimi simgeliyor. 7 Ekim 2023 saldırılarının siyasi atmosferi derinden sarstığı, aşırı sağın koalisyon içindeki ağırlığının belirgin biçimde arttığı bir dönemde bu engel aşılabilir hale geldi.

Yasanın İçeriği

Yasa, bir dizi dikkat çekici hüküm barındırıyor. İnfaz yöntemi olarak asılma benimseniyor; bunu gerçekleştiren gardiyanlar ise kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlıkla korunuyor. Daha önce zorunlu tutulan oybirliği şartı kaldırılmış, idam kararı artık basit çoğunlukla alınabilir hale getirilmiştir. Savcılık talebi de artık ön koşul değil. Batı Şeria’daki Filistinlileri yargılayan askeri mahkemeler bu yetkiyle donatılırken af ve temyiz yollarının önü tamamen kapandı. Yasada idam gerekçesi olarak şu ifade yer alıyor: “İsrail’in varlığını inkar etme amacıyla bir İsrailli ya da burada yaşayan birini öldürmek.” Son derece muğlak bir tanım.

Yasa her ne kadar tarafsız bir dille kaleme alınmış olsa da hedef kitlesi konusunda en küçük bir muğlaklık yok. Bunu en açık biçimde ifade eden, yasanın mimarlarından Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in kabul oylamasının hemen ardından meclis kürsüsünden ettiği sözler oldu: “Teröristleri idam edelim, mümkün olduğunca fazla.” Ben-Gvir bu sözleri şampanya açarak kutladı.

Uluslararası Hukukla Çelişki

Bu yasa, İsrail’in taraf olduğu birden fazla uluslararası belgeyle doğrudan çelişiyor.

Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, işgal altındaki topraklardaki sivillere ve mahkumlara insancıl muamele edilmesini emreder; keyfi infazları ise açıkça yasaklar. Askeri mahkemelerin idam yetkisiyle donatılması, bu çerçevede özellikle sorunlu bir nokta olarak öne çıkıyor.

Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin (ICCPR) 6. maddesi ise idam cezasını yalnızca en ağır suçlarla sınırlandırıyor ve eksiksiz adil yargılanma güvencelerini zorunlu kılıyor. Söz konusu yasa, bu iki standardı da fiilen işlevsiz bırakıyor.

Bir de arka plandaki hukuki süreç var: Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşıdığı soykırım davası. UAD’nin yürürlükteki koruyucu tedbir kararları, İsrail’den Filistinlilere yönelik zararlı eylemleri sınırlandırmasını talep ediyor. Bu bağlamda idam kapsamının genişletilmesi, söz konusu geçici tedbirlerle açıkça çelişiyor ve dava sürecini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Cezaevlerindeki Tablo

Yasa, endişe verici bir ortamda hayata geçiyor. İnsan hakları örgütleri, Filistinli tutukluların sistematik işkenceye ve tıbbi ihmalin yol açtığı ölümlere maruz kaldığını belgelemiş durumda. Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı görevine başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail cezaevlerinde 89 Filistinli hayatını kaybetti. Gardiyanlar için cezai dokunulmazlık getiren ve temyiz yollarını kapatan bu yasa, zaten sorunlu olan hesap verebilirlik tablosuna yeni güvensizlik katmanları ekliyor.

Uluslararası Tepkiler

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Avrupa Birliği yetkilileri, tasarıya önceden itirazlarını dile getirmişti. Ne var ki bu sesler Ben-Gvir tarafından reddedilmekle kalmadı, aşırı sağcı söylem içinde birer provokasyon unsuru olarak araçsallaştırıldı. Bu tutum, Netanyahu hükümetinin Batılı insan hakları kurumlarına karşı sergilediği giderek belirginleşen reddedici tavrın yeni bir halkası.

Siyasi Yansımalar

Yasanın onaylanması, Netanyahu koalisyonunun iç dinamiklerini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor: Aşırı sağcı ortakları memnun etmek için hukuki normlar feda ediliyor. 62’ye karşı 48’lik bu tablo, yalnızca koalisyonun değil, meclisteki geniş bir çoğunluğun iradesini yansıtıyor.

Bölgesel sonuçlar da az değil. Yasa, İsrail’in uluslararası meşruiyet kaybını derinleştiriyor; Abraham Anlaşmaları çerçevesinde normalleşme sağlayan ülkeleri bile zor bir konuma sokuyor. Müzakere cephesinde ise Hamas’ın esir takası görüşmelerini sürdürmesi siyasi açıdan giderek güçleşiyor. Öte yandan iki devletli çözümü savunmak da her geçen gün daha inandırıcısız bir hal alıyor. Filistin Yönetimi ise bu düzenlemeyi müzakere masasından çekilmek için uluslararası kamuoyuna kabul ettirilebilecek somut bir gerekçe olarak elinde tutuyor.

Sonuç

İsrail’in idam cezası yasası; hukuki gerilemeyi, derin insan hakları kaygılarını ve bölgesel istikrarsızlaşma riskini tek bir metinde somutlaştırıyor. Uluslararası insancıl hukukla çelişkisi tartışma götürmez; usul güvencelerini törpüleyen düzenlemeler ise sistematik istismarın zeminini döşüyor.

Asıl soru şu: Uluslararası toplum bu yasaya nasıl yanıt verecek? Bu yanıt, uluslararası hukukun gerçekten evrensel bağlayıcılığa sahip olup olmadığını ya da bu ilkelerin stratejik çıkarlara göre seçici biçimde uygulanıp uygulanmadığını bir kez daha sınayacak. BM organlarının, AB’nin ve ilgili devletlerin önümüzdeki haftalardaki tutumu, bu soruya verilecek en somut cevap olacak.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale