Dünya ve İslam

 

Bülent Şahin Erdeğer

Share

1.Sorunun Cevabı: Suriye’yi sabırla ve günaşırı takip edenler için 27 Kasım-8 Aralık süreci şaşırtıcı ve ani değildi. Ülkede biriken sosyolojik ve siyasi çöküşün kırılma anıydı.

Rusya Suriye’de bazı muhalif gruplarla maaş ve özerklik karşılığında saf değiştirme anlaşmaları yapmıştı. Anlaşmaya yanaşmayanları da aşama aşama İdlib’e sürmüştü. İran ise Rusya’nın aksine Suriye’de, İsrail’in Filistin’de uyguladığı demografik işgal ve kültür emperyalizmi politikaları yürütüyordu. Bu iki emperyal güç, muhaliflere karşı 2018’de ilan edilen zafer sonrası Esed bölgelerinde kendi aralarında paylaşım rekabetine başladılar.

Bu rekabete eli mahkûm olan Esed rejimi de ömrünü uzatmaya çabalaya dursun 2018 sonrası oluşan yeni statükoda rejim bölgeleri ağır bir ekonomik çöküş yaşarken iç göç ile nüfus patlaması yaşayan İdlib ekonomik gelişmeye şahit oluyordu. Aslında tam tersi olması beklendiğinden bu sefalet hali de rejimin tabanının erimesine yol açtı. 2018’de rejim Rusya ve İran’dan kendisine yapılan mâli desteği kontrol ettiği bölgelerdeki yıkımı inşaya harcamadı. Bu da sefalet tablosundan sorumlu tutulmasına yol açtı.

Bu kırılmayı elbette küresel güç dengelerindeki değişimler tetikledi. Rusya Ukrayna’yı tümüyle işgal ve Kiev’e askeri darbe girişimlerinde başarısız oldu. 24 Şubat 2022’de başlayan saldırıları Ukrayna’daki Rus azınlık bölgeleri dışında nihai hedefine ulaşamadı. Ardından da 23 Ağustos 2023’te Wagner’in patronu Yevgeni Prigojin öldürüldü. Tüm gelişmeler Rusya’nın Afrika’daki ataklarının ya durması ya geri çekilmesi ile sonuçlandı. Öte yandan 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırması Ortadoğu’daki statükoların değişimi için yeni bir eşik oldu. Afrika ve Ortadoğu’da zayıflayan ve gerileyen Rusya’ya İran da eklenmiş oluyordu. İsrail’e saldıran Hizbullah alacağı ağır cevap sonrası üst ve orta düzey kadrolarını kaybederken kurtarılmış bölgesi Güney Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldı. Ardından İran’ın Irak’taki ve Yemen’deki vekil güçleri üzerinden yürüttüğü saldırılar bizzat İsrail-İran savaşına evrildi. Tüm bu süreç de İran’ın teknik ve sosyolojik olarak zayıflığını ortaya koymuştu. İran rejimi hem içeriden yükselen yeni bir toplumsal devrim korkusuyla hem de bölgede kendisine yönelecek halk isyanlarına karşın geri adım atmaya başladı. Rusya’nın ve Şam rejiminin 7 Ekim 23 sonrası İsrail’e karşı sessiz moda geçmesi de İran ve Hizbullah’ın Suriye’de önce zayıflaması ardından da çekilmesinde büyük bir etken.

Tüm bunlar yaşanırken HTŞ İdlib’de kurduğu sivil hükümet-askeri direniş düzenini geliştirdi. Hem bölge halkıyla ve Türkiye, Katar gibi ülkelerle ilişkilerini geliştirdi hem de radikal unsurları ya entegre etti ya da tasfiye etti. Askeri yeteneklerini arttırdı. 27 Kasım 24’te başlayan “Saldırganlığı Caydırma Operasyonu” işte bu bağlamda caydırmayı da aşarak kırılmayı tetikledi. Kabaca özetlediğim bu uluslararası denklem ve yerel çürüme yok sayılarak 8 Aralık Devrimi’nin bir sürprizmiş gibi algılanması ya bilgi eksikliğinden ya da Esed rejimine duyulan ideolojik/mezhepçi güvenden kaynaklanıyor.

HTŞ öncülüğündeki silahlı güçler ideolojik olarak oldukça motive iken rejim tarafında büyük bir moral bozukluğu, bezmişlik vardı. Tüm bu arka planı göz ardı ederek 8 Aralık Devrimi anlaşılamaz. Batı akademisinde İdlib’te yaşanan 2018-2024 arasında yaşanan yönetim tecrübesi üzerine ciddi çalışmalar yapılırken Türkiye’de ise Suriye’de gerçekten ne yaşanıp neler olduğuna dair büyük bir cehalet hakimdi.

2. Sorunun Cevabı: HTŞ örgüt refleksinden 2018-2024 tecrübesi sayesinde yavaş yavaş uzaklaşıyor. Ancak HTŞ’nin zaafı bir Heyet yani platform olması. Yani çatı yapılanma olarak altında birçok grubu barındırıyor. Tüm bu grupların devlet formasyonuna evrilmesi de bir süreç ister. HTŞ liderliği bunu kendisini de feshederek devletleşme şeklinde başarmaya çalışıyor. Yeni ordunun inşasında bu grupların entegrasyonu metodunu izliyor. Lazkiye-Tartus isyanı olmasaydı süreç daha da hızlanacaktı ama isyan intikam saldırılarını da tetikledi. Olaylar sivil katliamına dönüştü. Asayişin sağlanması için İsrail saldırılarının durması, Dürziler aracılığıyla İsrail sopasının kalkması gerek. Bunun yolu da ABD üzerinden bu saldırganlığın geriletilmesini zorunlu kılıyor. Aynı durum PYD-SDG ile entegrasyon sorunu için de geçerli. Tüm bunlara rağmen Şam sokağı “uçurumun kenarından gitsek de yolda iyi gidiyoruz” diyoruz. İyimserlik geçtiğimiz 1 yılda topluma hâkim olan duygu.

3. Sorunun Cevabı: Her iki yaklaşım da abartılı. Gerçek olan ise İsrail yönetiminin Şara yönetimini bir tehdit olarak görmesi. Bu sebeple 8 Aralık’taki otorite boşluğundan yararlanıp Golan’daki tampon bölgeyi işgal etmesi, Şara yönetimindeki askeri tesisleri bombalaması, Yeni Şam yönetimine düşmanlık etmesi somut gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Bu da İsrail’in Suriye’deki yeni durumdan rahatsız olduğunu, onu kontrol altında tutmak istediğini gösteriyor. İrancı ya da Putin-Çin destekli Avrasyacı komplo teorileri ile beyinleri felç olmuş kişilerin bu gerçeğe rağmen yaymaya çalıştıkları tezviratların da o sebeple herhangi bir değeri ya da ciddiyeti yok. Peki Kudüs’ün yolu Suriye’den mi geçiyor? Belki Uzun vaadede evet. O sebeple zaten İsrail potansiyel tehdit görüyor. Ancak yakın vadede Suriye’nin yerle bir olmuş koca bir enkaz olması, yeni doğmuş zayıflıkta bir yönetim olması İsrail gibi güç odağı karşısında temkinli ve sağduyulu olmasını zorunlu kılıyor.

4. Sorunun Cevabı: Şam yönetiminin temel politikasının tüm unsurları entegre etmek olduğunu belirtmiştim. PYD-SDG için de bu süreç işletilmeye çalışılıyor ancak bir fark var Dürzi ve Nusayrilerden. O da PYD’nin tıpkı HTŞ gibi iç savaş sürecinde bir yönetim modeli tecrübesine sahip olması. Dolayısıyla hem askeri hem sivil kanatlarıyla birçok kazanımını kökleştirmiş bir yapıdan herşeyini bırakmasını istemek rasyonel değil. PYD-SDG’nin de Türkiyesiz, Şamsız yaşayabilmesi sürdürülebilir değil. Dolayısıyla orta bir yol bulunmak zorunda. Müzakereler bunun için önemli. Ama müzakere ancak güç dengesi ile anlamlıdır ki askeri seçenek bu sebeple masada tutuluyor.

5. Sorunun Cevabı: Evet. Ben iyimserlerdenim. 61 yıllık diktatörlük ağır travmalar bıraksa da olaylar sıcağı sıcağınayken bile ülkenin %80’inini teşkil eden Sünnilerden Nusayri sivillere yönelik kitlesel saldırılar gerçekleşmedi. Devrik rejimin savaş suçları işleyen figürleri Nusayriler arasında saklanmasına rağmen bu olmadı. Büyük bir vakar gösterilmiş oluyordu. Bu bir birlikte yaşam iradesidir. Aynı durum tabanı olmasa da ruhban sınıfı açısından Esed’in yanında duran Hristiyanlar için de Dürziler için de geçerli. %3’lük Şiilere yönelik de kitlesel saldırılar görülmedi. Bunlar iyimserliği besliyor ama bir de riskler var. İsyan girişimleri, devrik rejimde görev almış suçlularının korunması gibi durumlar münferit tepkileri kitleselleştirebilir. Geçmişte HTŞ çatısında yer almış radikal Selefi unsurların ötekileştirici tutumları da. Bu riskleri azaltmak için daha fazla kamu diplomasisi yapmalı Şam yönetimi.

6. Sorunun Cevabı: Yukarıda belirttiğim üzere HTŞ 2018-2024 yılları arasında İdlip’te yönetim ve halkla ilişkiler tecrübesi kazandı. Alt ve üst yapısı 9 şiddetinde deprem etkisiyle yerle bir olmuş, birlikte yaşama kültürü dinamitlenmiş lanetli bir enkaz devralmış çiçeği burnunda bir yönetimin küresel sistemle uyumsuz olması akıl dışı olur. Terör kavramının göreceliliğini de dikkate almak gerekir. Geçmişte terör örgütü olarak tanımlanan bir çok silahlı hareket devletleşmesinin ardından meşru olarak tanınmıştır. Türkiye, İsrail, Cezayir, İran, Fransa, ABD, Güney Afrika vb. birçok ulus devletin kurucu kadroları için bu böyleyken neden yeni Suriye yönetimi için aksi olsun? Örneğin Hizbullah terör örgütü olarak görülüyor ancak Lübnan Meclisi’nde meşru yasal bir parti hatta iktidar ortağı. BM Genel Sekreteri’nin muhatap aldığı bir kurum. Kaldı ki HTŞ El Kaide’den ayrıldığını yıllar önce deklare etmiş bir hareket. HTŞ’nin 2018-2024 döneminde sivillere yönelik bir şiddet eylemi de yok. Biz bir hareketin ya da kişinin geçmişindeki bir hareketten dolayı ömrünün sonuna kadar lanetlenmesini mi istiyoruz yoksa problemli metotlarını terk etmesini ve gelişmesini mi? Bugün Terörsüz Türkiye sürecinde de aynı durum var. Sorunun çözümü mü yoksa sonuçsuz intikam döngüsü mü hedefimiz?

7. Sorunun Cevabı: Vatandaşlık bilinci toplumsal mühendislikle oluşacak bir şey değildir. Bir süreci gerektirir. O sürecin öncesinden “15 Mart Suriye Devrimi” başlangıcıyla yavaş yavaş söylemsel olarak mayalandığını söyleyebiliriz. Üniter Ulus olmaktan ziyade birarada yaşayabilecek çoğulcu bir toplumsallaşmayı hedeflemek gerekir. Suriye buna müsait ama riskler de halen canlı.

8. Sorunun Cevabı: Suriye toplumunun %12’sini teşkil eden Nusayrilerin liderliğinin sorumsuz ve hain olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Halen yaşanan değişimi okuyamıyorlar. Devrimlerde bu genellikle yaşanır. İran Devriminde de Sovyet Devriminde de Çin Devriminde de karşı devrimciler bir umutla isyan ederler ama genellikle toplumsal tabanlarını yitirdiklerinden bastırılırlar. Nusayri tabanda bu gerçekliğin okunduğunu ama liderliğin halen eskiye umutlarının sürdüğünü görüyoruz. Ama onlar da alışacaklar ve süreç içinde yeni denkleme entegre olacaklar.

9. Sorunun Cevabı: Bu güvensizliği mezhepçi ve ideolojik önyargılar besliyor. İrancılık, Avrasyacılık, Kemalizm, Komplocu Muhafazakâr gelenekçilik, üstenci Osmanlıcılık, Kürtçülük, Arapçılık, Türkçülük ve Selefi radikalizmi gibi çok farklı kesimleri zehirleyen söylemlerin kesişme noktası bu güvensizliği propaganda ediyor. Analiz saha gerçekliğini, Ortadoğu sosyolojisini birçok faktörü soğukkanlı ve empati yaparak değerlendirmeyi gerektirir. Bu soğukkanlılık ve empati ise hem tutarlı sosyolojik metodoloji hem insaflı adalet ahlakını gerektiriyor. Bunların hiçbiri Türkiye’de yok ististisnalar dışında. Dolayısıyla konu Suriye olunca tüm kavramlar tuzaklanmış değerlendirmelerin, tartışmaların zemini mayın tarlası gibi.

HTŞ’nin anlaşılması için İslamcılığın temel kavramlarının doğru anlaşılması gerek. Sonra da Küresel Cihad eylem teorisinin anlaşılması lazım. 11 Eylül sonrası Küresel Cihad hareketi nasıl kollara ayrıldı iç tartışmalar nelerdi? Bu süreçte Suriye’deki devrim mücadelesi hangi merhalelerden geçti. HTŞ’nin 2018-2024 İdlib Modeli nedir bunların iyi analiz edilmesi gerekiyor. Türkiye’de örneğin Filistin konusunda böyle bir kötülük/şüphe/komplo kesişmesi olmadığından güzel bir örnek. Hamas’a uygulanan sosyolojik metodoloji ve empati HTŞ’ye gösterilmiyor. Oysa ideolojik form olarak birbirlerine benzer iki İslamcı direniş örgütleri. Filistinli örgütleri kurdukları uluslararası pragmatist ilişkiler, lider kadrolarının açıklamaları vb Şara için sorulacak tüm sorular Hamas liderleri için de sorulabilir.

10. Sorunun Cevabı: Dünyada bir güç hiyerarşisi ve bu hiyerarşiye göre oluşan uluslararası dengeler düzeni var. Güç orantısızlığı ise ortada. Çiçeği burnunda ve çok ağır bir enkaz devralmış Şam yönetiminden ucuz kahramanlık beklemek ya hayalciliğin ya da art niyetin sonucu olabilir. Bu bir teslimiyet mi? Teslimiyet gibi ağır bir hüküm vermek için ahkam kesen tuzu kuru olmak gerekiyor. Peki ben soruyorum Şam yönetiminin finans desteği aradığı Körfez ülkeleri İbrahim Anlaşmalarına koşarken, Kazakistan bile can atarken Trump yönetimi buna zorlarken Şara neden İbrahim Anlaşmalarını imzalamadı ve aksi açıklamalarda bulundu? Teslimiyetçi sözüm ona “ajan” biri böyle mi yapar? Böyle hariçten gazel okumak yerine bu yeni yönetime alkış tutmak ya da lanet okumak yerine sağlıklı ilişkiler kurmak, hukuk geliştirmek ve bu ilişkiler üzerinden varsa endişeler bunları iletmek şeklinde olmalıdır.

11. Sorunun Cevabı: Suriye’den böyle büyük bir şey istemek biraz fazla. Ama potansiyel var mı evet. Suriye Lübnan’da yaşanan iç savaş benzeri bir iç savaş yaşamadı. En başından beri Esed rejimi Kasım Süleymani’nin şeytani aklına uyup savaşı mezhep savaşına dönüştürmeye çalışsa da Suriyeli direnişçiler ısrarla çatışmanın halk ve diktatörlük arasında olduğu söylemine sahip çıktı. Elbette bu süreçte Sünni mezhepçiliği de beslenmiş oldu ama hiçbir zaman egemen söylem olmadı. Özgün bir medeniyet cevabı verilmemesi için büyük bir engel yok. Nusayri siviller eski denklemde yaşamadıkları bilinciyle yeni düzene entegre olurlarsa büyük aşama kaydedilir. 12 İmamcı ve İsmaili Şiiler ile Hristiyanlar bu konuda daha makul davranıyor. Dürziler de İsrail’le iş tutmanın zararlarını orta vadede görecekler.

12. Sorunun Cevabı: Kanaatimce bu senaryoyu küçük hesaplar yapanların başarısı ya da başarısızlığı belirleyecek. Şam yönetiminin azınlıkları entegrasyonda kamu diplomasisini daha aktif kullanması, eşit yurttaşlık temelinde kazan-kazan alanlarını genişletmesi gerekiyor. SDG ile uzlaşı için orta bir yolun bulunması bu sebeple gerekli. Genel Af olumlu bir adımdı. Yeni yönetimin uzattığı eli havada bırakmazlarsa Nusayriler de sürecin ortağı olabilirler. Ama önce gerçekten alt yapı ve üst yapının imarı gerekiyor. Enkazın kaldırılması ve yeni bir ülke inşa etmek aynı zamanda istikrarın da şartı. Bunun için de finans desteği gerekiyor ki Yeni Şam’ın Türkiye-Körfez denge politikası da tam da bu sebeple uygulanıyor. Şam Türkiye ile birlikte SDG ile uzlaşabilirse petrol gelirlerine de kavuşacak. İnşa istikrar sürecini hızlandırdıkça Nusayri ve hatta Dürzi isyan-terör-parçalanma riski de azalacaktır. Bu iyimser senaryoya kötümser durumdan daha yakınız hatta kısmen de uygulanmaya başlandı bile.

Özgeçmiş

1980’de Kocaeli’nin Derince ilçesinde doğdu. Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümünde eğitim alan Erdeğer, 2006’da Arapça eğitimi için Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. 2008’de Şam Üniversitesi Yabancılar İçin Arapça Enstitüsü’nden mezun oldu. 2008’de Türkiye’ye dönen Erdeğer, gazeteciliğe başladı. Pek çok röportaj ve haber metnine imza atan Erdeğer’in ayrıca birçok dergide Ortadoğu’ya dair analiz makaleleri yayımlandı. Bu süreçte mesleki hayatının dışında gençlerle Kur’ân, Batı Düşüncesi Tarihi ve Dinler Tarihi alanlarında farklı STK’larda birçok atölye çalışması yürüten Erdeğer, 2012’de Anadolu Ajansı Ortadoğu ve Afrika Bölge Müdürlüğü’nün kuruluşunda yer aldı. 2013’ten 2014 sonuna kadar AA Libya Temsilciliği yapan Erdeğer, 2016’da AA’dan ayrılarak çeşitli STK’larda görev aldı. Ağustos 2017-Mart 2024 arasında Şarku’l Avsat gazetesi haber editörlüğü görevini yürüten Bülent Şahin Erdeğer hâlihazırda Habertürk TV’de çalışıyor. Ayrıca Serbestiyet, Independent Türkçe ve Perspektif gibi çevrimiçi haber sitelerinde köşe yazıları ve röportaj-haberleri yayımlanmaya devam ediyor. Erdeğer’in çalışma alanları Ortadoğu sosyolojisi, dış haberler, İslam düşüncesi ve dinler tarihidir. Bülent Şahin Erdeğer hâlen Üsküdar’da Küresel Dinler Tarihi Atölyesi’nde Kur’an Arkeolojisi yöntemi ile çalışmalar yürütmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale