Dünya ve İslam

 

Doç. Dr. Bekir Gündoğmuş

Share

1. Sorunun Cevabı: Esasında 8 Aralık’ta yaşanan gelişmelerin bütün bu saydığınız yorumlamaları içerecek şekilde birbiriyle bağlantılı bir muhtevaya sahip olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Aksi takdirde sınırlı sayıda bir askeri güce sahip olan HTŞ’nin Halep kuşatmasının hemen ardından kısa bir sürede Şam’a kadar nüfuz edebilmesini doğru tahlil etmek mümkün olmayacaktır. Şunu net olarak ifade etmek gerekir ki, 8 Aralık’a gidilen süreçte Beşar Esad’ın meşruiyetini fiilen yitirmiş bir lider haline gelmesi, adeta tüm tarafların üzerinde ittifak ettiği bir gerçeklik halini almıştı.

Bu durum yalnızca muhalifler ya da onlara destek veren ülkeler açısından değil Esad yönetimine destek veren Rusya ve İran açısından da benzerlik içermektedir. Rusya’nın Ukrayna Savaşı’nın getirdiği askeri ve ekonomik yükten kaynaklı olarak Suriye’de yeni politika arayışlarına girmesi, İran’ın bölgesel rekabeti sürdürebilmek adına kendi iç istikrarını sağlamaya yönelmesi muhtemel motivasyonlar olarak düşünülebilir.

Dolayısıyla Suriye’nin yeni bir yol haritasına yönelmesi beklenen bir durum haline gelmişti. Nitekim o dönemde yayınlanan açık kaynaklara ya da saha raporlarına baktığımızda beklenen değişimin ne zaman olabileceği üzerinde yoğunlaşıldığı fark edilmektedir. Esad dışında Suriye siyasetinde öne çıkan belirgin tek siyasi aktör ise, her ne kadar küresel ölçekte 8 Aralık sonrası bilinen bir figür haline gelmiş olsa da 2017’den itibaren 5 milyon gibi büyük bir nüfusa sahip hale gelen İdlib’i yöneten Ahmet Şara’ydı.

Şara’nın bu beklenen değişimi gerçekleştirmesi anlamında uluslararası bağlantılar kurmasını, bölgesel ve küresel aktörlerle anlaşma arayışlarına girmesini sürpriz bir gelişme ya da olmayacak bir seçenek olarak değerlendirmek gerçekçi görünmemektedir. Bu nedenle 8 Aralık’ı, içeride Suriyelilerin uzun yıllar süresince verdiği mücadeleyi ıskalamadan, küresel aktörlerin de içinde olduğu jeopolitik bir mutabakat üzerinden okumak daha yerinde olacaktır.

2. Sorunun Cevabı: Şu ana kadar yeni yönetimin ortaya koyduğu performans, devlet aklı ile hareket edileceği izlenimi vermektedir. 8 Aralık’ın hemen ardından ilan edilen genel af, acıları henüz çok taze olan kitleler üzerinde teenni ile hareket edilmesi düşüncesini doğurması bakımından önemli olmuştur.

Elbette Esad rejiminin ve destekçilerinin işlediği katliamların intikamını almak isteyenler olabilir, ancak Dürzilerin ve Nusayrilerin içerisinden bazı grupların doğrudan Suriye ordusuna yönelik saldırılarına verilen karşılık dışında topyekün bir sindirme ya da şiddet politikasının yürütülmediği aşikâr haldedir. Ekim ayında Anayasa hazırlığında görev alacak Kurucu Meclis için yapılan seçimlerde farklı inanç gruplarına yer verilmesi de bu politikanın devamı olarak görülebilir.

3. Sorunun Cevabı: Burada Suriye’nin konumunu doğru değerlendirmek gerekiyor. Suriye 2011 yılından beri yaşadığı işgal ve savaş ortamından ötürü oldukça yıprandı. Halk yorgun, ekonomi çökmüş, şehirler harap olmuş, kurumlar zafiyete uğramış vaziyette. Esad, Rusya’ya güvenli şekilde intikaline müsaade edilmesi karşılığında ülkenin stratejik askeri bilgilerini ve konumlarını İsrail’e vererek orduyu adeta yok etmiş durumda. Suriye, adeta sil baştan yeniden kurulmak zorunda. Kaldı ki, restorasyon sıfırdan yapılacak bir inşadan daha zor bir süreç gerektiriyor. Çünkü yeniden inşa sürerken hayat ve onun getirdiği karmaşa da artarak devam ediyor. Bu durumda, zikredilen iki cenahın fikirleri de tespitten ya da temenniden öteye gidemeyen nitelik arz ediyor.

Suriye’nin bugün İsrail karşısında hamle yapmasını beklemek gerçekçi görünmemektedir. Ancak Suriye’nin iç istikrara kavuşabilmesi de İsrail’in saldırganlığının durdurulmasından geçmektedir. Yeni yönetimin bir yandan ABD ve AB ile kurmaya çalıştığı iş birlikleri diğer yandan Rusya, Çin ve İran’a yönelik ılımlı politikalar izlemesi bu meyanda bir denge arayışı olarak değerlendirilebilir. Bu noktada Suriye’nin 7 Aralık vurgusu yaparak İsrail’in zapt ettiği bölgelerden çekilmesini şart olarak öne sürdüğünü biliyoruz. Diplomatik anlamda bu tezin sürekli dile getirilmesi önemlidir.

Bugünden bakarak Suriye’nin Golan tepeleri ya da genel Filistin politikasında nasıl bir aşama kat edeceğini söylemek kolay olmamakla birlikte 8 Aralık sonrası yaptığımız son iki Suriye ziyaretinde kolaylıkla gözlemleyebildiğimiz husus, Suriye toplumunda ve siyasetinde İsrail’e karşı ciddi bir öfkenin varlığıdır. Suriye’nin İran’dan Lübnan’a ve Filistin’e uzanan hat üzerinde lojistik merkez olmanın ötesine geçip bir cephe hattına dönüşmesi ancak ilerleyen dönemde cevabını bulabileceğimiz bir husustur.

4. Sorunun Cevabı: 8 Aralık’tan hemen birkaç gün sonra yaptığımız saha görüşmelerinde yetkililerden elde ettiğimiz bilgi; sürecin müzakere öncelikli yürütüleceği ve asla özerk bir yapıya müsaade edilmeyeceği konusunda teminat alındığı yönündeydi. Bugün itibariyle halen bu tercihin devam ettirildiği görülmektedir. Malum olduğu üzere, PYD/YPG’nin ABD desteğini almasının açıklanan temel nedeni, DEAŞ’la mücadeledir. Şara yönetimi yakın zamanda ABD ile vardığı anlaşma çerçevesinde DEAŞ’a karşı koalisyonda yer alacağını açıklayarak PYD/YPG’nin meşruiyet zeminini zayıflatmış görünmektedir. Şayet Şara’nın ABD’nin desteğini aldığı varsayımıyla hareket edilirse kabul edilmelidir ki, Şara’nın güçlü lider profili çizebilmesinin yolu Suriye’de otoritesini kurabilmesinden geçmektedir. PYD/YPG meselesini çözemeyen Şara yönetiminin Dürzi ve Nusayri bölgelerinde istikrarı sağlaması mümkün olmayacaktır. Bundan dolayı, müzakere yoluyla çözülmemesi durumunda askeri seçeneğin masaya gelmesi kaçınılmazdır.

5. Sorunun Cevabı: Suriye, yaşadığı siyasal gelişmelerden ötürü uluslaşma süreci yaşamamış olmakla birlikte toplumsal olarak birlikte yaşam kültürüne sahip bir ülke konumundadır. Farklı etnik ve dini gruplar asırlardır aynı mahallelerde, aynı çarşılarda birlikte yaşayabildiklerini ispat etmişlerdir. Burada sorun olan ya da bundan sonrası için sorun teşkil edecek olan, büyük ölçüde dış müdahaleler ya da kötü yönetim tercihleridir. Suriye’nin geleceğine sadece Suriyeliler karar verebilirse, küresel ya da bölgesel aktörler devreye girmezse toplumsal yapı bakımından zemin müsaittir. Anayasa yapım süreci bu noktada fikir verici mahiyet arz edecektir.

6. Sorunun Cevabı: Kesinlikle. 8 Aralık sonrası verdiği izlenim Ahmet Şara’nın pragmatik yönünün ne denli güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Terör suçlusundan yönetilebilir aktör haline gelme durumu ilk kez Şara ile ortaya çıkan bir husus değildir elbette. Ancak Şara, Amerikan bilardosu ya da basketbol oynarken çekilen görüntüleri ile hem kendi toplumuna hem dış dünyaya mesaj vermeyi tercih ederek oldukça dikkat çekici bir liderlik profili çizmektedir. Şara’nın selefi çizgiden saparak geldiği bu nokta, Selefi ekollere verdiği mesaj açısından da önemlidir.

7. Sorunun Cevabı: Bu husus, Şara’nın Suriye’de toprak bütünlüğünü sağlamasından sonraki aşamada yeni anayasa süreciyle birlikte gözlemlenebilecek durumdadır. Zira tebaa kültüründen vatandaşlığa geçişin aşağıdan yukarıya doğru bir ivmeyle mi yoksa yukarıdan aşağıya doğru tepeden inmeci bir formatla mı sağlanacağı konusu bu dönemde gündeme gelecektir. Tepeden inmeci tarz, ülke genelinde güçlü otorite olunması ve buna bağlı politikaların hayata geçirilmesiyle ancak mümkündür. Aşağıdan yukarıya olabilmesinin yolu da gerçek anlamda sivil toplumun güçlendirilmesiyle gerçekleşebilecektir.

8. Sorunun Cevabı: Hali hazırda en büyük iç risk konumunda olan PYD/YPG meselesi çözüme kavuştuktan sonra diğer grupların kontrol altına alınmasının çok daha kolay bir zeminde yürüyeceği kanaatindeyim.

9. Sorunun Cevabı:Bunu doğrudan bu şekilde ifade etmek haksızlık olacaktır diye düşünüyorum. ABD ve İsrail’in bölgesel politikaları göz önüne alındığında olayları dışarıdan takip edenlerin küresel dengeler bağlamında tahlillere yönelmesi kimi zaman doğru tespitler yapmalarına fırsat tanırken kimi zaman da yerel dinamikleri göz ardı etmelerine neden olmaktadır. Burada belki sorun olan nokta, yaşanan gelişmeler karşısında mevcut tespitlerde güncelleme yapmamak ve daha da önemlisi buna göre politika geliştirmemek konusunda ısrar etmektedir. Elbette siyasette bir dakika bile uzun süre olabilir. Ancak bugünkü durumu esas alıp Şara’nın uzun yıllar Suriye’yi yönetecek aktör olacağını kabul edersek, Şara yönetimiyle ve yeni Suriye ile gerek devlet bazında gerekse toplum bazında ilişkiler geliştirmek, Türkiye açısından da Türkiye’deki politik ya da iktisadi çevreler ve elbette sivil toplum açısından da bir kazanç olarak görülmelidir.

Özgeçmiş

Bekir Gündoğmuş, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında doktorasını tamamlamıştır. Siyasal Hayat ve Kurumlar Doçenti olarak akademisyenliğe devam etmektedir.

Akademik çalışmalarını Yurtdışı Türkler (Avrupa), göç ve diaspora alanlarında yoğunlaştıran Gündoğmuş, çeşitli gazete ve televizyonlarda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunmakta, yurt içi- yurtdışı konferans ve seminerlere katılmaktadır. Sivil toplum çalışmalarına da katkı sunan Gündoğmuş, halen Uluslararası Kriz Araştırmaları Merkezi (USKAM) Başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale