Dünya ve İslam

 

Bu iş daha fazla böyle gitmez: Rusya Esad Planından Neden Vazgeçti?

Yazar: Connor Echols Çeviri: M. Hulusi Cengiz

Share

Suriye rejiminin düşüşünün birinci yıldönümünde Neil Partrick, 50 yıllık bir hanedanlığın nasıl yalnızca birkaç hafta içinde çöktüğünü anlatıyor.

Geçen yılın kasım ayı başında, Esad rejimi için umut verici birçok gelişme vardı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suudi Arabistan’da düzenlenen pan-İslam zirvesinde diğer Ortadoğu liderleriyle bir araya gelerek uluslararası arenaya dönüşünde önemli bir adım atmıştı. Zirvenin ardından, yıllarca Esad’ı devirmeye çalışan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gazetecilere Suriye lideriyle görüşmeyi ve “Türk-Suriye ilişkilerini yeniden rayına oturtmayı” umduğunu söylemişti.

Ancak bundan yalnızca bir ay sonra, Türk destekli muhalif güçler Şam’a son yaklaşımlarını başlatırken Esad, bir Rus uçağıyla ülkeyi terk etti. Bu gelişme birçok gözlemciyi şaşırttı. Ancak uzun yıllardır Ortadoğu üzerine çalışan analist Neil Partrick için bu durum daha az şaşırtıcıydı. Partrick’in yeni kitabı Ortadoğu’da Devletin Başarısızlığında ayrıntılarıyla anlattığı üzere, görünüşte toparlanıyor gibi duran Esad rejimi, o aşamada yabancı destekçiler tarafından ayakta tutulan, içi boşalmış bir devlet aygıtına dönüşmüştü. Bu destek geri çekildiğinde Esad’ın kaçmaktan başka seçeneği kalmamıştı.

Esad’ın düşüşünün birinci yıldönümünde RS, 50 yıllık bir hanedanlığın nasıl birkaç hafta içinde çöktüğünü daha iyi anlamak için Partrick ile konuştu. Bu söyleşi, uzunluk ve açıklık açısından düzenlenmiştir.

RS: Dışarıdan birçok gözlemci, Esad rejiminin çöküşünden önceki süreçte rejimin zayıflığı konusunda neyi gözden kaçırdı?

Patrick: Rejimin ayakta kalma biçimi zaten oldukça kırılgandı. Bu genel olarak biliniyordu ancak rejimin ve bir ölçüde devletin ne kadar kırılgan olduğu yeterince anlaşılmadı.

Suriye devlet silahlı kuvvetlerinin kalan bölümü büyük ölçüde aile egemenliği altında yönetiliyordu; bu da ülkeyi savunmaktan çok suç faaliyetlerine odaklanan bir yapı yaratmıştı. Hatta muhtemelen suç faaliyetleri, güvenlik çalışmalarının da önüne geçmişti. Buna ek olarak rejim, güvenlikten çok suç faaliyetlerine karışan yarı-devlet milislerine giderek daha fazla bağımlı hâle geldi. Lübnan’daki Hizbullah başta olmak üzere komşu ülkelerden gelen milisler ve İran ile Rusya’nın sağladığı destek de bu yapının bir parçasıydı.

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde — buna Türkiye’nin alternatif bir rejimi destekleme yönündeki çıkarlarını da eklediğinizde — ortaya son derece güvensiz bir durum çıkıyordu. Beşar görevdeydi ama gerçek anlamda iktidarda değildi; giderek daralan bir müttefik halkasına bağımlıydı. Elbette olaylardan sonra durumu yorumlamak kolay. Bu kadar hızlı çökeceğini ben de öngörmemiştim. Ancak çöküşten önce bile rejim çok kırılgan bir yapıdaydı.

RS: Suriye’de ordunun rolünü yavaş yavaş devralan bu devlet dışı milislerden biraz daha söz edebilir misiniz?

Patrick: Bu süreç, 2011’de rejimin en savunmasız olduğu dönemde başladı ve iç savaş boyunca devam etti. Önceden var olan milisler yeniden yapılandırıldı. Bunlar, savaş öncesinde suç faaliyetleri ve rejim himayesiyle ilişkilendirilen ve “Şabiha” olarak bilinen yerel gruplardı. 2011’de bazılarına göre demokratik muhalefet güçlerine karşı kendi bölgelerini savunmak üzere bir araya geldiler; ancak bu muhalif güçler daha sonra dışarıdan gelen radikal İslamcı unsurlar tarafından domine edildi.

Birçok açıdan devletin bütünlüğü, devlet çökmüş olmadan yıllar önce bu yarı-devlet, yarı-bağımsız milis yapıları aracılığıyla dağılmıştı. Bu grupların bazıları İran ya da başka yabancı aktörlerle bağlantılıydı. Ancak bana söylendiği ve kitapta da alıntıladığım üzere, kendi bölgelerini savunmak açısından en güvenilir yapılar yine bu yerel gruplardı. Dolayısıyla devlet çökmeden önce bile ulusal birlik duygusu son derece zayıflamıştı.

RS: Kitapta dikkatimi çeken bir nokta da eski Suriye büyükelçisinin, Esad’ın Gazze’deki savaş sırasında Suriye’deki İran etkisini dengelemeye veya azaltmaya çalıştığına dair yorumuydu. Esad’ın bu denge arayışından bahsedebilir misiniz?

Patrick: Babasının farklı iç unsurlarla çelişkili dış güçler arasında denge kurma konusunda daha ustalıklı biçimde uyguladığı eski bir Esad politikasının izleri vardı. Ancak Beşar, devlet yönetimi konusunda babasından daha az yetenekliydi. Rejimini desteklemek için çok farklı ve çoğu birbiriyle çelişen aktörlere bel bağladı; bunların başında Rusya ve İran geliyordu.

İran için Suriye, ulusal güvenlik ve bölgesel nüfuz açısından hayati öneme sahipti. Rusya için ise nedenler daha karmaşıktı ve ulusal ölçekte o kadar hayati değildi. Buna ek olarak Türkiye faktörü de vardı. Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde işgal ettiği bölgelerde Rusya ile sınır güvenliği konusunda iş birliği yaparken İranlılar, kendi güçleri ve Hizbullah aracılığıyla ülkenin çok daha geniş bir kısmında etkin rol oynuyordu.

Bu çok hassas bir dengeler sistemi gerektiriyordu. 2023 Ekim’inde bölgesel savaş ihtimali belirince Hizbullah ve İran, Suriye’nin de bu çatışmaya dahil olmasını umdu. Toprağının bir kısmı çatışmaya dahil olsa da Suriye liderliği bunun içinde yer almak istemedi. Bu durumu Körfez Arap devletleri aracılığıyla ABD’ye, “Sorumluluk alıyorum, ülkemin bu savaşa sürüklenmesini engellemeye çalışıyorum” şeklinde mesaj göndermek için kullandı.

Esad’ın amacı, aile iktidarını ayakta tutmaktı ancak tüm bu unsurları aynı anda yönetebileceğini düşünmesi gerçekçi değildi. İran ile ilişkilerini korurken Batı’nın hoşnut olacağı bir denge kurmaya çalıştı; ancak bu neredeyse imkânsızdı. Sonunda bu durum onun sonunu hazırladı.

RS: İsrail’in rolünden de bahsettiniz. Bu konuda biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Patrick: 2011’de iç savaş başladığında İsrail, Esad rejimini bölgesel istikrarın görece bir unsuru olarak görüyordu. Ancak zamanla rejimin zayıfladığını fark ettiler ve ülke içinde farklı seçenekler aramaya başladılar. Kırılganlık gerçek bir çöküş ihtimaline dönüştüğünde İsrail’in tutumu değişti.

İsrail, Suriye içerisinde zaman zaman saldırılar düzenliyordu ancak bu saldırılar büyük ölçüde İran bağlantılı hedeflere yönelikti. 2024 Kasımındaki olaylara giden süreçte İsrail, Suriye’deki hedefleri daha doğrudan vurma konusunda daha istekli hale geldi. Amaç rejimi devirmek değildi; yalnızca saldırılarının kapsamı genişledi. Bu sırada Hizbullah da İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları nedeniyle kendi ülkesine yoğunlaşmıştı.

İsrail, etkin aktörlerden biriydi ancak rejimin bu kadar kolay devrilebileceğini gerçekten düşünüp düşünmediklerini söylemek zor.

RS: Tüm bu süreçte etkili olan bir diğer yabancı güç de Rusya. Rusya’nın Ukrayna işgalinin Esad rejiminin düşüşüne katkısı neydi?

Patrick: Rusya, özellikle hava kuvvetleri aracılığıyla, Suriye’de muhalif güçlere karşı yıkıcı bir askeri destek sundu. Yabancı bir ülkenin hava gücü bir devlet inşa etmez ama bir lideri bir süre ayakta tutabilir. Esad rejiminin yıllarca hayatta kalması büyük ölçüde Rusya sayesindeydi.

Ancak Ukrayna savaşının yoğunlaşmasıyla Rusya, Suriye’deki varlığını azaltmak zorunda kaldı. Bu azalma rejimin kırılganlığını derinleştirdi. Dahası, çeşitli kaynakların anlattığına göre, Putin sonunda Esad’a “Bu iş böyle yürümez” dedi. Rusya, Esad’ın ve rejimin üst düzey isimlerinin ülkeyi terk etmesinde belirleyici rol oynadı.

Esad, iktidarını Suriye’nin kendisiyle özdeşleştirdiği için başta kardeşi olmak üzere kilit aile üyeleriyle bile yetki paylaşmaya yanaşmadı. Bu durum çöküş sürecini hızlandırdı. Hem İran hem Rusya, sonunda Esad’ı desteklemenin artık anlamı olmadığına karar verdi. Türkiye ise ortaya çıkan boşluğu kendi çıkarları açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.

RS: Esad’ın devrilmesinden bir yıl sonra yeni Başkan Ahmed el-Şara’nın devlet kapasitesini yeniden inşa etme konusunda ne kadar yol aldığını düşünüyorsunuz?

Patrick: Çöküş dönemine kıyasla daha yüksek bir devlet kapasitesine sahibiz; çünkü aslında devlet geçen yıl birçok açıdan fiilen çökmüştü. Ulusal bütünlük ve devlet kapasitesi zaten aşırı derecede zayıftı, ardından tamamen dağıldı.

Bugün bir devlet başkanı var ve eski silahlı kuvvetlerin kalıntıları ona belirli bir düzeyde bağlılık gösteriyor. Bu da sınırlı da olsa bir devlet kapasitesine işaret ediyor. Ancak birçok açıdan, Beşar döneminde kullanılan milis sistemi — farklı liderler altında da olsa — bugün yeniden karşımızda. Tam anlamıyla işleyen bir devlet gücü yok. Devlete gevşek biçimde bağlı, güçlü yarı-devlet milisler hâlâ sahada etkili.

Başkan Şara işte böyle bir ortamda görev yapıyor. Devletin klasik tanımına baktığımızda, ülkesinde şiddet kullanma tekelini henüz tam olarak elinde bulundurmuyor. Bu nedenle, sınırları korumak için hem eski devlet güçlerinin kalıntılarına hem de milis gruplarının desteğine bağımlı, zayıf bir lider olarak kalıyor.

Kaynak: Responsible Statecraft 

https://responsiblestatecraft.org/assad-regime-collapse

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale