Dünya ve İslam

 

Kıbrıs Türkleri İçin Tarihi Seçim: Egemenlik mi, Entegrasyon mu?

Share

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 19 Ekim 2025’te sandık başına gidiyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde sekiz aday yarışacak olsa da, seçim esasen mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Tufan Erhürman arasında geçecek gibi görünüyor. Tatar, Türkiye ile tam uyumlu “iki devletli çözüm” yaklaşımını savunurken; Erhürman “federal çözüm” vizyonuyla uluslararası toplumun desteğini yeniden kazanmayı hedefliyor.

Bu seçimin Kıbrıs için sadece kimin Cumhurbaşkanı olacağını belirlemekle sınırlı olmadığı aynı zamanda Kıbrıs sorununun geleceği, Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri ve KKTC’nin uluslararası konumlanışı açısından da kritik bir seçim niteliği taşıması gözleri 19 Ekim 2025 tarihine odaklamış durumda. Bir yanda, bağımsızlık ve egemenliğe vurgu yapan, Türkiye ile güçlü bağları ön plana çıkaran bir siyaset anlayışı; diğer yanda ise Kıbrıs çözüm sürecini canlandırmayı ve federal bir yapıyla Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası alanda daha görünür olmasını hedefleyen bir yaklaşım bulunuyor.

1. Adaylar

Seçimde toplamda sekiz aday yarışıyor. Ancak siyasi ağırlık bakımından iktidar ile muhalefetin iki güçlü temsilcisi öne çıkıyor: Ersin Tatar ve Tufan Erhürman.

Ersin Tatar, Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) adayı olarak Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi’nin (YDP) desteğini arkasına almış durumda. Görevdeki Cumhurbaşkanı olarak kampanyasını “egemen eşitlik” ve “iki devletli çözüm” vizyonu üzerine kuruyor. Tatar’a göre Kıbrıs’ta yıllardır sürdürülen federasyon temelli müzakere süreçleri artık bir çıkmaza girmiştir; bundan sonra Kıbrıs Türk halkının kendi devletiyle uluslararası alanda var olması, en gerçekçi ve kalıcı yol olarak görülmelidir. Ersin Tatar ayrıca Türkiye ile tam uyumlu bir dış politikayı, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesini ve güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesini vurgulamaktadır.

Tufan Erhürman ise Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) adayı olarak, daha farklı bir çözüm vizyonunu savunuyor. Erhürman’a göre Kıbrıs Türk halkının uluslararası alanda görünürlük ve meşruiyet kazanmasının tek yolu, federasyona dayalı bir çözümün yeniden gündeme taşınmasıdır. Federal çözüm, sadece Kıbrıs Rum toplumu ile eşit ortaklık temelinde bir düzen kurmayı değil, aynı zamanda Avrupa Birliği ile ilişkileri yeniden canlandırmayı da içermektedir. Erhürman, iç politikada ise demokratikleşme, kurumsal şeffaflık, sosyal adalet ve gençlere dönük istihdam politikalarıyla öne çıkmaktadır.

Seçime katılan diğer adaylar daha küçük ölçekli siyasi hareketleri ya da bireysel kimlikleri temsil ediyor. Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin adayı Osman Zorba, kapitalist sistemin adadaki krizleri derinleştirdiğini savunarak bağımsızlık, halk iradesi ve emek merkezli bir siyasal düzen önerirken, Bağımsız adaylardan Mehmet Hasgüler, uzun yıllar akademik çalışmalar yapmış bir isim olarak, siyasal statükoya meydan okumayı ve “Ankara’ya bağımlı” olarak tanımladığı yapıyı eleştirmeyi merkeze alıyor. Diğer bağımsız adaylar –Arif Salih Kırdağ, Ahmet Boran, Hüseyin Gürlek ve İbrahim Yazıcı– daha çok bireysel çıkışlarıyla seçim yarışına renk katarken, kamuoyu araştırmalarında ise belirleyici bir etki yaratmaları beklenmemektedir.

Not 1: Ersin Tatar ile Recep Tayyip Erdoğan Arasındaki Yakın İlişki

Ersin Tatar ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki yakınlık, önceki KKTC cumhurbaşkanlarıyla kıyaslandığında daha görünür bir düzeydedir. Denktaş, Talat, Eroğlu ve Akıncı farklı dönemlerde Ankara ile zaman zaman ayrışmalar yaşamışken, Ersin Tatar özellikle iki devletli çözüm vizyonunda Erdoğan ile neredeyse tam bir söylem birliği içinde hareket etmektedir.

Not 2: CTP ve CHP Bağı

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında tarihsel ve ideolojik yakınlık bulunmaktadır. Her iki parti de sosyal demokrat çizgide konumlanmış ve Sosyalist Enternasyonal içinde ortak bir zemin paylaşımı içerisindedir. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in CTP’yi “kardeş partimiz” olarak tanımlaması da bu ideolojik ve kurumsal bağın bir ifadesi olarak değerlendirmek mümkündür.

Not 3: Sosyalist Enternasyonal Nedir?

Sosyalist Enternasyonal, dünyadaki sosyal demokrat, sosyalist ve işçi partilerinin oluşturduğu uluslararası bir birliktir. 1951’de kurulmuştur ve merkezi Londra’dadır. Amacı; sosyal demokrasiyi yaygınlaştırmak, demokrasi, insan hakları, barış ve uluslararası dayanışmayı güçlendirmektir.

2. Seçimin En Önemli Tartışması; İki Devletli Çözüm ve Federal Çözüm

Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerin en temel tartışma konusu, adanın gelecekte nasıl bir siyasal yapıya kavuşacağıdır. Bu tartışma esasen iki ana vizyon etrafında şekilleniyor: iki devletli çözüm ve federal çözüm.

İki devletli çözüm, Ersin Tatar ve onu destekleyen Ulusal Birlik Partisi (UBP) çizgisinin temel yaklaşımıdır. Bu modele göre Kıbrıs’ta artık federasyon görüşmeleri tükenmiştir. Yarım yüzyıldır süren müzakerelerden sonuç alınamamıştır. Dolayısıyla Türk tarafı, egemen eşitlik temelinde, KKTC’nin tanınmasını ve Güney Kıbrıs ile iki ayrı devletin yan yana var olmasını savunmaktadır. Bu vizyon, Türkiye ile daha sıkı stratejik bağları da içerir: Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımı, güvenlik politikaları ve deniz yetki alanları açısından Ankara ile tam uyum iki devletli çözümün önemli unsurlarındandır.

Buna karşılık federal çözüm, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Tufan Erhürman’ın temel savı olarak gözükmektedir. Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon hedeflemektedir. Federal çözüm savunucularına göre, KKTC’nin uluslararası alanda tanınma ihtimali neredeyse yoktur. Bu nedenle tek gerçekçi çıkış, Kıbrıslı Türklerin uluslararası meşruiyete kavuşması için Güney Kıbrıs’la ortak bir devlet çatısı kurmaktır. Bu vizyon, Avrupa Birliği ile bütünleşme, serbest dolaşım, ticaret ve uluslararası tanınırlık açısından avantajlı görülür.

Bu iki yaklaşım, sadece teknik bir müzakere tercihi değil; aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin gelecek tahayyüllerini temsil ediyor. İki devletli çözüm “ayrı kimlik ve bağımsız egemenlik” hayalini öne çıkarırken, federal çözüm “uluslararası toplumla bütünleşme ve ortak geleceği” vurguluyor. Seçimin belirleyici niteliği de buradan kaynaklanıyor: Kıbrıs Türk halkı, kendi gelecek yönelimini bu iki vizyondan birisini tercih ederek karar vermiş olacak.

Not 4: Annan Planı: Federal Çözüm Denemesi

Kıbrıs’ta federal çözüm fikrini somutlaştıran en önemli girişimlerden biri, 2004’te gerçekleştirilen Annan Planı’dır. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın öncülüğünde hazırlanan plan, adada iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon kurmayı hedefliyordu. Plan, Kıbrıs Türk ve Rum topluluklarının ayrı yönetimlerini korurken, merkezi bir federal hükümet çatısı altında birleşmelerini öngörüyordu. Bu anlamda, Annan Planı’nı federal çözüm denemesi olarak değerlendirmek mümkündür çünkü hem siyasi eşitlik hem de iki toplumun ortak yasama ve yürütme mekanizmaları planın temelini oluşturmaktaydı.

Planın uygulanması, referandum yoluyla halkın onayına sunuldu. Nisan 2004’te yapılan referandumda Kıbrıs Rum kesimi planı reddederken, Kıbrıs Türk kesimi kabul etti. Sonuç olarak plan hayata geçemedi.

Planın gerçekleşmemesi, federal çözüm vizyonunun KKTC’de bugünkü tartışmalar kadar güçlü biçimde hayata geçememesine yol açtı. Eğer Annan Planı onaylanmış olsaydı, Kıbrıs Türkleri uluslararası alanda daha hızlı tanınma, AB üyeliği ve ekonomik entegrasyon imkanlarına sahip olacaktı. Ancak buna karşılık, Türkiye’nin adadaki güvenlik ve müdahale yetkileri kısıtlanacak, Kıbrıs Türk toplumu kendi egemenlik algısında sınırlamalar yaşayacaktı.

2.1. Doğu Akdeniz ve İki Devletli – Federal Çözüm

KKTC’deki iki ana çözüm vizyonu, yalnızca adanın iç siyaseti açısından değil, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından da belirleyici bir önem taşıyor. Mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın savunduğu iki devletli çözüm yaklaşımı, Türkiye ile sıkı bir stratejik uyum öngörüyor ve KKTC’nin egemen bir devlet olarak varlığını ön plana çıkarıyor. Bu vizyon, Türkiye’nin kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarındaki kontrolünü güçlendirmekte; bölgedeki enerji kaynaklarının güvenliği ve paylaşımı konusunda Ankara ile uyum sağlamaktadır. Aynı zamanda KKTC’nin mevcut fiili durumu hukuki bir zemine taşıyarak dış müdahalelere karşı daha dayanıklı bir pozisyon sunmaktadır.

Buna karşılık, federal çözüm modeli, CTP ve Tufan Erhürman tarafından savunulmakta ve uluslararası toplumun tercih ettiği çözüm olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu vizyon, Türkiye açısından önemli riskler içeriyor. Federal yapıda Türkiye’nin güvenlik garantörlüğü ve müdahale hakkının sınırlanabilmesi kaçınılmaz, KKTC’nin ise uluslararası alandaki bağımsız karar alma kapasitesi ciddi manada daralmaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin enerji ve deniz yetki alanları üzerindeki stratejik avantajlarının zayıflaması söz konusudur. Federal çözüm, Kıbrıs Türk toplumu açısından uluslararası meşruiyet ve AB ile yakınlaşma fırsatı sunsa da, egemenlik algısında sınırlamalar ve sürekli müzakere gerekliliği nedeniyle istikrarsızlık riski yaratmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, iki devletli çözüm vizyonu hem KKTC’nin egemenliğini güçlendirmesi hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik ve enerji çıkarlarını güvence altına alması bakımından daha avantajlı görünüyor. Federal çözüm, uzun vadede uluslararası tanınma ve diplomatik entegrasyon imkanı sunsa da, Türkiye’nin çıkarları açısından sınırlayıcı ve riskli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.

3. Uluslararası Yansımalar

Kuzey Kıbrıs’taki seçimler, sadece Ada’daki siyasi dengeleri değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in jeopolitik geleceğini de şekillendirecek nitelikte görülüyor. Bu nedenle Lefkoşa’daki sandık sonuçları, Ankara’dan Brüksel’e, Washington’dan New York’a kadar geniş bir diplomatik alanda dikkatle takip ediliyor.

Türkiye, Kıbrıs Türk halkının en yakın müttefiki ve ana destekçisi olarak seçim sürecine doğrudan taraf olmadan da belirleyici bir etki taşıyor. Hem ekonomik yardımlar hem de siyasi desteğin sürmesi, Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye ile ilişkilerini canlı tutuyor. Ankara, özellikle iki devletli çözüm vizyonunu destekleyen bir duruş sergilerken, federal çözüm ihtimallerine temkinli yaklaşıyor.

Avrupa Birliği ise farklı bir noktada konumlanıyor. AB, Ada’nın bütününü kendi üyesi olarak gördüğü için federal çözümü daha rasyonel ve uygulanabilir buluyor. AB açısından seçimler, Ada’daki müzakerelerin yeniden canlandırılması için bir fırsat anlamına gelebilir.

4. Toplumun Öncelikleri: Halkın Oyunu Ne Belirleyecek?

Kıbrıs Türk halkının oy verme davranışını belirleyen faktörler çok çeşitlidir. Ekonomi, günlük yaşamın en önemli ve gündemde olan meselesi olmaya devam etmektedir. Yüksek enflasyon, döviz bağımlılığı ve temel gıda fiyatlarındaki artış, halkın hükümetlere bakışını doğrudan etkiliyor.

Uluslararası tanınma sorunu da seçmenin zihninde önemli bir yer tutuyor. Yurt dışında eğitim gören veya çalışma imkanı arayan gençler, pasaport kısıtlamaları ve siyasi izolasyon nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu durum, federal çözümü destekleyenler için ciddi bir seçim propagandası olarak öne çıkıyor.

Toplumsal gündemde ayrıca sağlık hizmetleri, eğitimde kalite tartışmaları ve göç gibi sosyal sorunlar öne çıkıyor. Kıbrıs Türk halkı, sandık başına gittiğinde yalnızca “federal mi, iki devlet mi?” sorusuna değil; aynı zamanda kendi yaşam kalitesine, gençlerin geleceğine ve ekonomik istikrara da oy vermiş olacak.

5. Sonuç ve Değerlendirme

19 Ekim’de yapılacak seçimler, sadece bir devlet başkanlığı yarışının ötesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceğini şekillendirecek önemli bir dönemeç niteliği taşıyor. Sandıktan çıkacak irade, hem Ada’daki siyasi dengelerin yönünü belirleyecek hem de Doğu Akdeniz’deki bölgesel hesaplara doğrudan etki edecek. Türkiye, Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun yakından izlediği bu seçim, Kıbrıs Türk halkının hangi vizyonu tercih edeceğinin en açık göstergesi olacak. Seçimin ardından hangi adayın ipi göğüslediğinden bağımsız olarak, müzakere masalarının yeniden açılıp açılmayacağı ve uluslararası diplomaside KKTC’nin nasıl bir konum kazanacağı tartışılmaya devam edecek.

Bugün gelinen noktada, iki devletli çözüm vizyonu yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda tarihsel bir zorunluluk olarak öne çıkıyor. Federal çözüm çabaları Kıbrıs Türk halkına gerçek bir güvence sağlamaktan uzak kalmıştır. AB ve uluslararası aktörlerin federasyon ısrarı, Ada’daki Türk toplumunun güvenlik ve egemenlik haklarını riske atabilecek niteliktedir.

Buna karşın iki devletli çözüm, hem Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenlik haklarını koruyacak, hem de Kıbrıs Türk halkının bağımsız iradesini daha güçlü şekilde temsil edecektir. Tarihsel birikim de göstermektedir ki, Kıbrıs Türk halkının geleceği Türkiye ile birlikte yürütülmek zorundadır. Zira Kıbrıs Türkleri ile Türkiye Türkleri, aynı milletin ayrılmaz parçalarıdır.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde federal çözüm vizyonuna dayalı girişimler, Kıbrıs Türk halkı için tehlikeli sonuçlar doğurabilirken; iki devletli çözüm, hem milli çıkarlarımız hem de Ada’daki Türk toplumunun geleceği için daha sağlam ve gerçekçi bir yol olarak öne çıkmaktadır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale