Dünya ve İslam

 

İsrail’in Katar’a Saldırısı Körfez’i Sarstı

Share

Yazar: Emile Hokayem

Çeviri: M. Hulusi Cengiz

Netanyahu’nun diplomasi yerine bitmeyen bir savaşı tercih etmesi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ittifaklarını yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.

“İsrail yeni İran mı oldu?” sorusu, Katar’daki İsrail saldırısının ardından Körfez bölgesinde tartışılacak konu olarak Abraham Anlaşmaları’nın hevesli mimarlarının hayal ettiği şey değildi. Bu duygu her ne kadar abartılı ve geçici görünse de, Gazze felaketinin kalıcı etkisini gösteriyor.

ABD yetkilileri bir zamanlar gururla, İsrail’in Hamas ve İran’a karşı yürüttüğü savaşın bölgeselleşmesini engelledikleriyle övünüyordu. Ancak son üç ay içinde ikinci kez bir Körfez ülkesi, artık tüm Orta Doğu’ya yayılan, bütünüyle kötü yönetilmiş iki yıllık savaşın somut sonuçlarıyla yüzleşti. Haziran ayında İran, Katar’daki bir ABD üssüne bir dizi füze fırlattı. Salı günü ise İsrail, Hamas’ın siyasi liderliğini öldürmeyi umarak, Doha’nın lüks bir yerleşim bölgesindeki Hamas karargâhına füze saldırısı düzenledi. Bu sırada, söz konusu liderlerin son ABD ateşkes teklifini görüşmek üzere toplandıkları bildiriliyordu.

Operasyonun bariz başarısızlığına (üst düzey bir Hamas liderinin öldüğü görülmüyor) ve saldırının oybirliğiyle kınanmasına rağmen, İsrail Başbakanı Netanyahu özür dilemedi. Bu saldırı, tıpkı Gazze’de süren İsrail operasyonu gibi, Netanyahu’nun diplomasiyi terk ederek güce yöneldiğinin ve İsrailli esirleri, Hamas’ı tamamen yok etme gibi hayali bir hedef uğruna gözden çıkardığının en son kanıtı oldu. Doha’da öldürülen altı kişiye ek olarak, bu füze saldırısının muhtemel kayıpları gelecekteki müzakereler, Katar’ın arabuluculuk yapma isteği, kalan İsrailli rehineler ve çok daha fazla Filistinli sivil olacak.

Netanyahu bu başarısız hamlenin bedelini ülke içinde ödeyebilir. Ancak onun propagandacıları, saldırının yarattığı şokun Hamas’ın moralini zayıflatacağını ve onu teslim olmaya zorlayabileceğini savunuyor. Oysa bu, aşırı örgütlerin doğasının derinlemesine yanlış anlaşılmasıdır. Zira bu örgütler, yenilgiyle karşı karşıya kalsalar bile sürekli direnişi meşrulaştıracak anlatılar bulurlar. Hamas, çoktan etkin bir askeri örgüt olma vasfını kaybetti. İsrail’e roket fırlatabilir ama artık bütünlüğü, kapasitesi, liderliği, tedarik hatları ve müttefikleri yok. Elinde hala tuttukları -rehineler, Gazze’nin bazı bölümleri ve halkının önemli kısmı üzerindeki hakimiyet – ise Netanyahu’nun manevralarına, toprak maksimalizmine ve Gazze’nin geleceği için uygulanabilir bir çerçeve üzerinde konuşmayı reddetmesine borçlu.

İran’a karşı yürüttüğü yıldırım saldırısının etkisiyle hala sarhoş gibi görünen Netanyahu, neredeyse akla gelebilecek her yere saldırmayı benimsemiş durumda. İsrail Kalesi birkaç yıl boyunca dışlanabilir, ancak zamanla ve ABD’nin desteği sayesinde düşmanlar ve ortaklar sahadaki yeni gerçekleri kabullenecektir. Bununla birlikte, farklı bir gelecek de mümkün. İsrail artık Körfez’de bir güvensizlik kaynağı olarak görülüyor. Bölgesel entegrasyona daha az önem veriyor ve istediği yerde askerî müdahaleyle kalesini kurmaya daha istekli davranıyor. Bu durum, Körfez ülkelerinin iddialı ekonomik ve altyapı planlarını ilerletmek için ihtiyaç duydukları bölgesel istikrarla çelişiyor.

ABD’nin Tepkisizliği Dikkat Çekici

Donald Trump, İsrail saldırısından rahatsız görünüp Katar’a bunun bir daha olmayacağına dair güvence verse de İsrailli yetkililer daha önce benzer girişimlerin olacağı yönünde uyarıda bulunmuştu. Türkiye ve Mısır’ın endişelerinin haklı olduğu ve bu kaygılarını Washington’a ilettikleri biliniyor.

Küresel sempati Katarlılar için teselli olabilir, ancak giderek büyüyen güvensizlik duygusunu ortadan kaldırmaz. Ne de olsa Doha, Washington’ın teşvikiyle Hamas’a ev sahipliği yapmış, İsrail’in kolaylaştırıcılığıyla finanse etmiş ve herkesin onayıyla görüşmelere aracılık etmişti. Katar için bu hamleler örtülü bir güvenlik garantisi anlamına geliyordu. ABD’yi desteklemek ve Orta Doğu’daki en büyük üssüne ev sahipliği yapmak ise açık bir güvenlik garantisi sağlamalıydı.

BM Güvenlik Konseyi Toplandı

BM Güvenlik Konseyi saldırıyı görüşmek üzere toplandı. Uluslararası Adalet Divanı’nda yasal işlem başlatılabilir. Katarlı liderler, Trump’a Mayıs ayındaki ziyaretinde verdiği güvenceleri imalı bir şekilde hatırlatarak davalarını doğrudan, mahcup ABD yetkililerine iletecek. Ancak asıl kaldıraç, Körfez ötesi iş birliğinde bulunuyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri liderleri desteklerini göstermek için Doha’ya akın etti ve İsrail’in eylemini “iğrenç” ve “hain” olarak nitelendirdi. Katar, Körfez ortaklarından, İsrail ile diplomatik ilişkilerin askıya alınması da dahil olmak üzere, dayanışma açıklamalarının ötesinde adımlar atmalarını isteyebilir. Riyad ise,ABD’nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çağrılarına direnç göstermiş olmanın rahatlığını yaşıyor.

İsrail İle Anlaşmanın Riskleri

İsrail ile anlaşmanın mevcut riskleri, potansiyel faydalarından çok daha ağır basıyor. Bölgedeki en yakın ortağı olan BAE bile İsrail’in davranışlarından dehşete düşmüş durumda. Aylardır gerginlik tırmanıyor ve liderler artık birbirlerinden uzaklaşmış görünüyor. Gazze için uygulanabilir bir planın olmaması, işgal altındaki Batı Şeria’da ilhak ve yeni yerleşimler hakkında yinelenen açıklamalar ve şimdi de saldırı, Riyad ve Abu Dabi’nin kendilerini hafife alınmış hissetmelerine yol açtı. BAE, İsrail’in Kasım ayındaki Dubai Havacılık Fuarı’na katılımını iptal etti.

Tüm bu gelişmeler, ABD’nin bölgenin güvenlik sağlayıcısı olarak güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. ABD, müttefiklerini savunamıyor ve İsrail’i hizaya sokamıyorsa, Körfez ülkelerinin Washington’a bağımlılıklarını yeniden düşünmeleri gerekiyor. Bir zamanlar uzak görünen bu ihtimal, İsrail’in uzlaşmazlığı nedeniyle artık daha da olası görünüyor. İşte stratejik başarısızlık böyle bir şeydir.

Kaynak: International Institute for Strategic Studies (IISS)

Emile Hokayem: Emile Hokayem, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde Bölgesel Güvenlik Direktörü ve Orta Doğu Güvenliği Kıdemli Üyesi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale