Yazar: Daniel Myers
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Nispeten kısa ama yoğun İsrail-İran çatışması, ülkelerin etkili bir kalkan (hava savunma kabiliyetleri; yani IAMD, A2AD, BMD) ve güçlü bir kılıca (nokta atışı yapabilme kapasitesi) sahip olmalarının yanı sıra, bu operasyonların uzun süre sürdürülebilmesi için mühimmat stoklarının da elzem olduğunu ortaya koydu.
Büyük ölçüde ABD’nin desteğiyle gelişmiş bir hava savunma sistemine sahip olan İsrail, yüksek değerli hedefleri (HVT’ler) etkisiz hale getirmek için gerçekleştirdiği nokta atışlarıyla üstünlük sağladı. Ancak İran’ın aralıksız balistik füze ve İHA saldırıları (büyük oranda önlense ve hedeflemede isabetsiz olsa da) yine de İsrail topraklarına isabet etmeyi başardı; bu durum, savunmadaki bir zafiyeti gözler önüne sererken ciddi fiziksel ve psikolojik zarara yol açtı.
Avrupa Birliği kendi savunma ve askeri kabiliyetlerini inşa etmeye çalışırken, liderlerin Orta Doğu’da yaşananlardan ders çıkarmaları gerekiyor.
Hassas Saldırılar ve Zorlanan Savunma Sistemleri
İsrail, 13 Haziran 2025’te İran’ın nükleer programına ve askeri varlıklarına karşı geniş çaplı bir saldırı başlattı. Başkan Benjamin Netanyahu, saldırıları İran’ın “İsrail’in bekasını” tehdit eden bir nükleer silah geliştirmeye yakın olduğunu iddia ederek haklı çıkardı. İlk saldırı dalgası, İran’ın hava savunma tesislerini ve karadan havaya füze bataryalarını vurarak gelecekteki saldırıların önünü açtı. Çatışmanın sonunda İsrail’in hassas saldırıları 11 nükleer bilim insanını ve 30 üst düzey güvenlik görevlisini öldürdü; yaklaşık 800 -1000 İran füzesini imha etti ve 900 askeri tesisi vurdu. İsrail’in saldırılarının çoğu hedefli olsa da, ölen 1100 kişiden 440’ı sivildi.
İran, 13 Haziran gecesi İsrail’e 150 balistik füze fırlatarak ilk yanıtı verdi. İran toplamda tahmini 370-550 balistik füze ve 1000’den fazla insansız hava aracı kullandı. Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS), bu insansız hava araçlarının yaklaşık 50’sinin düştüğünü, 29 kişinin öldüğünü, yaklaşık 3000 kişinin yaralandığını ve apartman binaları, askeri tesisler ile elektrik şebekesinin bazı kısımlarının vurulmasıyla milyarlarca dolarlık hasar oluştuğunu söylüyor. Balistik füzelerin yaklaşık %86’sı engellenirken, Le Monde’un haberleri çatışmanın başlangıcında İsrail’deki psikolojik etkiyi şöyle resmediyor: “Sokaklar boş, yüzler endişeli, mağazalar, okullar ve işyerleri kapalı. 13 Haziran’da İran’la yeni bir savaşın başlamasından bu yana ülke bir kez daha durma noktasına geldi.”
İran’ın İHA’ları kolayca ele geçirildi; bu da onların esasen HVT’leri doğrudan vurmaktan ziyade hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmeye çalıştıklarını gösterdi. Balistik füzeler için de sınırlılıklar söz konusuydu: Birçoğu isabetlilikten yoksundu ve bazıları stratejik hedeflerden birkaç yüz metre uzağa düştü. İran’ın envanterinde hassas hedefleme, yörünge değiştirme kabiliyeti ve tespit edilmelerini zorlaştıran alçak uçuş rotalarına sahip Soumar ve Hoveyzeh gibi seyir füzeleri de bulunduğu düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı görünüyor. Bu, İran’ın daha gelişmiş silahlarını olayların daha da tırmanması halinde ya da ileride caydırıcılık ve müzakere amaçları için saklamayı tercih etmiş olabileceğini düşündürüyor.
İran’ın saldırıları, Demir Kubbe, Davut Sapanı, Barak ve Ok sistemlerinden oluşan çok katmanlı hava ve füze savunma sistemi olan gelişmiş İsrail savunma sistemlerini zorlamakta kısmen başarılı oldu. Bu sistemlerin tümü iki ABD Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) bataryasıyla destekleniyordu. Yakalanan her insansız hava aracı veya füze için bir önleyici füze gerekiyor; bu da İsrail’in (ve ABD’nin) stoklarını tüketmek zorunda kalması anlamına geliyor. War on the Rocks’tan Bilal Saab ve Darren White, “İsrail savunma şebekesinde yorgunluk belirtileri görüldü. Bataryaların sürdürülemez bir hızda döndürülmesi ve yeniden doldurulması gerekti; bu da ölçeklenebilir ve otonom füze savunma sistemlerine olan ihtiyacın altını çiziyor.” diyor.
Amerika Birleşik Devletleri, 22 Haziran’da Midnight Hammer Operasyonu ile çatışmaya resmen dahil oldu ve İran’ın nükleer altyapısına 14 sığınak delici bomba atmak üzere yedi B-2 Spirit bombardıman uçağı gönderdi. İran’ın nükleer kapasitesi üzerindeki kesin etkisi tartışmalı olsa da, Başkan Trump tarafından ilan edilen İsrail ve İran arasındaki ateşkes 24 Haziran’da yürürlüğe girdi.
Avrupa İçin Dersler
Avrupalı liderler çatışma sırasında büyük ölçüde kenarda kaldı, ancak Avrupa’nın kendi güvenliği açısından bu savaştan çıkarabileceği derslere odaklanmaları gerekiyor. Avrupa, Ukrayna savaşına odaklanmıştı; ancak bu Orta Doğu çatışması, ülkelerin yalnızca etkili hava savunma sistemlerine değil, aynı zamanda havadan, karadan veya denizden yüksek hassasiyetle hava savunma sistemlerini tespit edip vurabilen, hassas vuruş yeteneklerine de sahip olmaları gerektiğini gösterdi. İsrail’in, dünyanın en gelişmişleri arasında yer alan füze savunma sistemi, İran’ın yoğun saldırıları karşısında çatışmanın erken safhasında İran topraklarındaki füze sistemlerini etkisiz hale getirecek gelişmiş yetenekler olmadan kolaylıkla aşırı yüklenebilirdi.
İsrail’in İran’a saldırısından birkaç ay önce, AB “Avrupa Savunması – 2030’a Hazırlık” başlıklı beyaz kitabını yayımlamış ve AB güvenliği için temel öncelikleri ortaya koymuştu. Bu belgede özellikle, ABD’ye olan bağımlılığın sınırlandırılması gereği vurgulanıyordu. Teknik doküman, daha da geliştirilmesi gereken yedi öncelikli savunma kabiliyetini belirliyor. İsrail-İran çatışmasında da yansımasını bulan bu öncelikler arasında “hava ve füze savunması” ile “topçu sistemleri” ve “kara hedeflerine hassas ve uzun menzilli saldırılar gerçekleştirebilecek derin hassas saldırı kapasitesine sahip uzun menzilli füze sistemleri” yer aldı.
Avrupa artık ABD’nin önceliklerinin başka bölgelerde (İsrail, Çin) olduğunun farkına varıyor ve bu nedenle AB üyesi ülkelerin (Birleşik Krallık dahil) şirketleri üzerinden bu kabiliyetleri geliştirmeye yönelik bir itici güç oluşuyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen şu açıklamayı yaptı: “Daha fazla Avrupa ürünü almalıyız. Çünkü bu, Avrupa’nın savunma, teknoloji ve sanayi temelini güçlendirmek demektir.”
Bazı AB ülkeleri hala Kuzey Amerika ürünlerine ilgi duyuyor gibi görünse de (bir kısmı için Patriot, bir kısmı için Tomahawk), Avrupa sanayisi giderek artan ihtiyaçlara çözümler sunuyor.
Örneğin, Avrupa hava ve füze savunması SAMP/T NG ve CAMM hava savunma sistemlerine dayanarak daha da geliştirilebilir. Derin hassasiyetli vuruşlar gerçekleştirebilen Avrupa füzeleri zaten mevcut; Örneğin, Avrupa hava ve füze savunması SAMP/T NG ve CAMM sistemleri üzerine daha da geliştirilebilir. Derin hassas saldırılar gerçekleştirebilecek Avrupa yapımı füzeler hâlihazırda mevcut:
- Fransız-İngiliz Storm Shadow (Fransa’da SCALP) hava atımlı seyir füzesi; gündüz veya gece, binalar ve sığınaklar gibi sabit hedeflere yüksek hassasiyetle saldırı için ideal olup Ukrayna’da Rusya’nın limana bağlı deniz unsurlarına karşı defalarca etkinliğini kanıtladı.
- Alman-İsveç üretimi KEPD-350 Taurus, henüz savaş sahasında denenmemiş bir havadan karaya seyir füzesi.
- MBDA’nın Kara Seyir Füzesi (Land Cruise Missile), 1000 km+ menzile sahip, savaşta kendini kanıtlamış Missile de Croisiere Naval temelli, alçak hızlı uzun menzilli bir füze olup, 2028’de hizmete girmesi planlanan Avrupa Uzun Menzilli Saldırı Yaklaşımı (ELSA) girişimi çerçevesinde Fransa, Almanya, İtalya ve Polonya’nın katkısıyla, ayrıca Birleşik Krallık ve İsveç’in dahil olmasıyla hayata geçirilecektir.
Ancak üretimin hızlandırılması gerekiyor. Sanayi kapasitesini artırarak üretim sürelerini kısaltmak ve stokları büyütmek, finansal kaynakları ve uzun vadede gerçek anlamda özerk hareketi garanti edecek ürünlere yönelik hükümet siparişlerini güvence altına almak; sadece Orta Doğu’daki gelişmeler değil, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimler de dikkate alındığında, karar alıcılar için öncelikli başlıklar arasında yer alıyor.

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

