Avrupa’daki kütüphanelerden yaklaşık iki yüz cilt kayboldu. Bazıları bunun yeni bir “özel operasyon” olabileceğinden kuşkulanıyor.
Yazar: Elisabeth Zerofsky
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
2023 sonbaharında 49 yaşındaki Gürcü Mikheil Zamtaradze, Paris’in güneydoğusundaki dört parlak cam kuleden oluşan Bibliothèque Nationale de France’ın (BNF) merdivenlerini tırmandı. Kısa saçlı, iri yapılı ve güvenlik görevlisini andıran görünümüyle kütüphanede alışılmış kalabalığın içinde ayrıksı duruyordu. Yine de kolalı gömleği ve okuma gözlükleriyle, sadık bir araştırmacının arasında eriyip gideceği kadar uyumlu görünmeyi başardı. Bu, altı ay içinde BNF’ye yaptığı kırkıncı ziyaretti.
Kütüphanenin güvenlik protokolleri katıdır; Zamtaradze buna rağmen rahatça içeri girdi. Yeraltındaki kasa benzeri girişte metal dedektörden geçti, turnikede kimlik kartını okuttu, bir dizi çelik kapıyı aştı. Daha derine inen yürüyen merdivene bindi; bir güvenlik görevlisinin işaretiyle başka bir çift kapıdan daha geçti.
Sonunda nadir kitaplar okuma salonuna ulaştı. Burası raflardan ayrılmış, küçük ve tenha bir alandır. Açık çantasını meşe okuma masasına bıraktı ve kütüphaneciye, Rusya’nın en ünlü şairi kabul edilen 19. yüzyıl yazarı Alexander Pushkin’in iki orijinal ilk baskısını görmek istediğini söyledi. Bu kitapları daha önce de incelemişti; kendisini 19. yüzyıl Rus edebiyatında demokrasi motifleri üzerine tez yazan bir akademisyen olarak tanıtmıştı. Böylesi tekrarlar, özverili bir araştırmacı için olağandışı sayılmazdı.
Uzun bekleyişten sonra iki kitap getirildi. Zamtaradze ciltleri özenle eline aldı, elmas sergilerde kullanılanlara benzer açılı bir kadife yastığın üzerine yerleştirdi. Etrafını kollayarak, kırılgan kapaklara zarar vermemeye dikkat etti. İnce fildişi sayfaları yavaş yavaş çevirdi.
Ertesi gün BNF’ye yeniden döndü. Aynı iki Puşkin kitabını bu kez daha geniş, daha çok köşe ve kuytusu bulunan başka bir odada görmek istedi. Talebi reddedilince taktik değiştirdi. Nadir kitaplar okuma odasına tekrar yerleşti, kitaplar gelene kadar beklerken bir dizüstü bilgisayar çıkardı. Bilgisayarı hiç açmadı; masaya yalnızca kendisiyle yakındaki kütüphaneciler arasında bir paravan oluşturacak şekilde bıraktı.
Ardından aradığı kitapların artık mevcut olmadığı söylendi. Büyük bir hayal kırıklığıyla eşyalarını topladı ve kütüphaneden ayrıldı.
Bu, BNF’ye yaptığı son ziyaretti; çünkü ertesi hafta Brüksel Havalimanı’nda, hakkında çıkarılan Avrupa tutuklama emriyle gözaltına alındı. Litvanya’daki Vilnius Üniversitesi Kütüphanesi’nden Puşkin ve diğer 19. yüzyıl Rus yazarlarına ait 17 eseri çalmakla suçlanıyordu.
Birçok Avrupalı soruşturmacıya göre bu, hatırlayabildikleri en cüretkâr kitap hırsızlığı serilerinden biriydi. Zamtaradze’nin valizleri iddiaları çürütmeye yetmedi; tam tersine güçlendirdi. Yanında 17 kitap vardı ve bunların 11’i, önceki aylarda BNF’de incelediği eserlerin sahte kopyalarıydı. Ayrıca, bir hafta önce görmek istediği Puşkin kitaplarının sahte ex-librislerini—yani dekoratif sahiplik etiketlerini—taşıyordu. Bir akademisyenin ömrü boyunca gerek duyacağından çok daha fazla kütüphane kartı ve sahte bir Belçika pasaportu da yanındaydı.
Bir ay sonra, Kasım 2023’te, Fransız soruşturmacılar BNF’nin koleksiyon müdüründen bir telefon aldı. Zamtaradze’nin tutuklanmasının ardından kütüphane, onun ziyaretleri sırasında incelediği eserlerden dokuzunun kaybolduğunu fark etmişti. Dikkat çekici olan, metinlerin yerlerine bırakılan sahte kopyaların olağanüstü kalitesiydi: kâğıt kusursuz biçimde eskitilmiş, kapaklar özenle yıpratılmış, BNF damgası tam olması gereken yere basılmıştı. Bu düzmeceyi, ancak Rus edebiyatı üzerine uzmanlaşmış bir nadir kitap bilirkişisi fark edebilirdi.
Nisan 2022 ile Kasım 2023 arasında, Puşkin başta olmak üzere Mikhail Lermontov, Nikolay Gogol ve diğer 19. yüzyıl Rus yazarlarının yaklaşık 170 ilk baskısı Avrupa’daki ulusal ve üniversite kütüphanelerinden çalındı. Paris ve Vilnius’un yanı sıra Berlin, Cenevre, Helsinki, Lyon, Münih, Prag, Riga, Tallinn, Viyana ve Varşova’daki kurumlar hedef alındı. Kitapların çoğu, şaşırtıcı derecede başarılı sahte baskılarla yer değiştirmişti.
Fransız polisi, Zamtaradze’yi “iyi yapılandırılmış, organize ve gezici” bir Gürcü suç ağı içinde, kütüphaneleri keşfetmekten orijinalleri kaçırmaya kadar hırsızlıkların her safhasını koordine eden bir düğüm olarak tanımladı. Avrupalı araştırmacılar için bu, yalnızca hırsızların zekice yöntemlerinden ibaret değildi; kıtayı boydan boya kat eden bir soygunlar zincirinin en dış katmanını işaret ediyordu.
Eylül 2022’de, Avrupa’nın önde gelen kütüphanelerinin çalışanları arasında tuhaf bir hırsızlık söylentisi dolaşmaya başladı. Viyana’da düzenlenen bir konferansta, Riga’daki Letonya Ulusal Kütüphanesi’nden bir görevli, o yılın Nisan ayında üç Rusça ilk baskının çalındığını anlattı. Hırsız, kendisini Ukrayna’dan gelen bir savaş mültecisi gibi tanıtmış ve lisansüstü eğitimde Rus edebiyatı okumak istediğini söylemişti. Estonyalı savcı Laura Bellen, “Kütüphanecilerin onlara bu kadar güvenmesinin nedeni buydu,” dedi. “O kitapları görmek ve haklarında bilgi edinmek için sundukları gerekçe ikna ediciydi.”
Kasım 2022’ye kadar yeni bir gelişme yaşanmadı. O ay 46 yaşındaki Gürcü Beqa Tsirekidze Riga’da tutuklandı. Güvenlik kameralarında kel, sakallı, kilolu ve keskin mavi gözlü görünen Tsirekidze, Letonya’daki hırsızlığa iştirak suçundan yargılandı ve altı ay hapis cezası aldı.
Başlangıçta bu suçun münferit olduğu sanılıyordu. Ancak Avrupa çapında bir veritabanında tesadüfen bulunan DNA eşleşmesi, Tsirekidze’nin Estonya’nın güneyindeki Tartu Üniversitesi’nden kaybolan sekiz kitabın başlıca sorumlusu olduğunu ortaya çıkardı. Görünen o ki, Letonya’daki hırsızlığı gerçekleştirmeden yalnızca bir gün önce bu olayı işlemişti. Hilesi ise aylar sonra, bir okuyucu birkaç Puşkin ve Gogol cildini açıp tuhaflığı fark ettiğinde ortaya çıktı: Orijinal deri ya da kâğıt ciltlerin içine, Rusça değil Almanca olan, 19. yüzyıl başlarına ait kitap sayfaları sıkıştırılmıştı. Tsirekidze, tarihi malzemeler kullanarak yüksek kaliteli kopyalar hazırlatmış izlenimi veriyordu.
Tsirekidze, Letonya’daki cezasını tamamladıktan sonra Estonya’ya iade edildi. Davaya bakan yargıç, onun suç maharetlerini “neredeyse mükemmelliğe” taşıdığını belirterek iki yıl hapis verdi; cezasını hâlen çekiyor. Bu karar, başsavcı Bellen için bir zaferdi; yine de dosyada açıklığa kavuşması gereken ayrıntılar bulunduğunu düşünüyordu. “Diğer ülkelerdeki davalardan haberdar olmasam bile, yalnızca ikisinin olduğunu düşünmek safça olurdu,” dedi; sözü, kimliği tespit edilen ancak hâlâ firari olan suç ortağına da getirdi.
Ertesi yıl Avrupa’daki savcılar, yeni hırsızlık vakaları saptadı ve ortak bir soruşturmayla bilgi paylaşımına geçti. Tsirekidze’nin parçası olduğu örgütün en az on üyesi daha tespit edildi; bazıları aile bireyleriydi. Gürcistan savcılık soruşturma birimi başkanı Archil Tkeshelashvili, üyelerin arasında görev taksimi yapıldığını anlattı: Birinin sahte kitap üretiminde uzmanlaştığı, bir başkasınınsa kütüphanelere kayıt için kullanılan sahte kimlik kartlarını hazırladığı düşünülüyordu.
Tsirekidze’nin dosyasına bakan yargıcın “neredeyse mükemmellik” ifadesi, grubun yöntemlerini de özetliyordu. Hırsızlar önce keşfe çıkar, potansiyel hedeflerin fotoğraflarını çeker ve bu materyali üst düzey üyelerin değerlendirmesine sunardı. Bilgileri çoğu kez sigara molalarında iletirlerdi. Nitekim BNF’deki hırsız Zamtaradze, daha çekingen bir meslektaşına “En önemlisi sakin kalmak. Endişelenme ve kimsenin endişelendiğini fark etmesine izin verme.” diye mesajlar atarken güvenlik kamerasına yakalandı. Bu sık molalar, kendilerini araştırmacı olarak tanıtan kişilerin davranışını olağandışı bulan kimi kütüphanecilerin şüphesini çekti.
Hedef kesinleşince hırsızlar genellikle ikili gruplar hâlinde içeri girerdi. Tkeshelashvili’nin anlattığına göre birisi personelin dikkatini dağıtırken diğeri kitapların tanımlayıcı barkodlarını sökerdi. Bazen, sahtekâra göndermek üzere yeterli bilgi toplamak ya da çaldıkları orijinalleri veya sayfaları teslim edecek üçüncü kişiyi beklemek için günlerce, hatta aylarca aynı kütüphaneye geri dönerlerdi. Otele döndüklerinde ise valizlerinde sakladıkları iğneler, iplikler, eski ciltlerden artan parçalar, özel yapıştırıcılar, sahte kütüphane damgaları ve 19. yüzyıldan kalma başka metinlerden sökülmüş yıpranmış sayfalarla kopyalara son rötuşları yaparlardı.
Kaçakçılık bölümü soğukkanlılık, koordinasyon ve kurnazlık isterdi. Varşova Üniversitesi Kütüphanesi’nin güvenlik sistemindeki açıkları, iç cepli özel dikim ceketlerle suistimal ettiler: Orijinal sayfaları kolayca çıkarıp kopyaları içeri sokabildiler ve sonuçta —hedef kurumlar arasında en yüksek sayı— 79 cildi çalmayı başardılar. Ulusal kütüphane olan BNF ise daha sıkı önlemler alıyordu; kimlik için başvuru ve güvenlik izni gerekiyordu. Bu nedenle daha yaratıcı yöntemler devreye girdi. BNF’nin adli başvurusuna göre hırsızların sayfa değişimini planladığı günlerde Zamtaradze, kolu kırıkmış gibi davranarak kütüphaneye geliyordu; kol askısının içinde, çaldığı sayfaları gizleyebileceği bir boşluk vardı.
Grubun planlarından saptığı tek an, Ekim 2023’te Paris’teki küçük bir üniversite kütüphanesinde yaşandı. İki genç hırsız —bunlardan biri Tsirekidze’nin oğlu Mate idi— her zamanki gibi keşif yaptıktan sonra görmek istedikleri Puşkin kitaplarının listesini personele iletti.
Bu seçim, bugün kütüphanenin Rusça bölümünün başında olan Aglaé Achechova’yı alarma geçirdi. Daha önce St. Petersburg’daki Ulusal Puşkin Müzesi’nde çalışan Achechova, listedeki kitapların “müze sergilerinde her zaman gösterdiğimiz eserlerin tamamı” olduğunu derhâl fark etti: Puşkin’in hayattayken basılmış ilk baskılar; koleksiyoncuların özellikle peşinde olduğu ciltler.
Sebep ne olursa olsun —gençlik cesareti ya da dışarıdan gelen baskı— iki adam bu listeyi ele geçirmek için gözü kara davrandı. Bir gece kütüphaneye zorla girdiler; fakat en değerli parçaların çoktan bir kasaya kilitlendiğini görünce aradıklarını bulamadan ayrıldılar. Bu başarısız girişim, kütüphaneciler ve güvenlik güçlerinde şu şüpheyi güçlendirdi: Gürcüler nadir Rus klasikleri peşine kendi inisiyatifleriyle değil, esrarengiz bir müşterinin talimatıyla düşmüştü. Fransız polisi, soygunların “Rus mirası ve kimliğine ait kıymetli nesneleri geri getirmeyi” hedefleyen “daha geniş ölçekli bir projenin” parçası olabileceğini değerlendirdi. Estonyalı savcı Bellen de “Bu rastgele düzenlenmiş bir liste değildi. Kesinlikle bu kitapları sipariş eden ya da ilgi göstereceğini bildiren biri vardı.” dedi. Varşova Üniversitesi’nden çalınanları soruşturan Polonyalı savcı Bartosz Jandy ise daha açıktı: “Bu [grubun] çalışma tarzı tipik bir organize suç örneği. Tek gizem, bu kitapları kimin sipariş ettiği. Ne yazık ki yöntemler, Rusya Federasyonu’nun profilini andırıyor.”
Puşkin, Rusya için neyse Shakespeare İngiltere, Goethe Almanya, Dante İtalya için odur: ulusal dâhi. Kısacık ömründe (37 yaşında öldü) onlarca şiir, oyun, roman ve manzum masal kaleme aldı. “Yevgeni Onegin” gibi epik bir aşk hikâyesi ve “Boris Godunov” gibi siyasi bir dramla Rus edebiyatının babası kabul edildi. Ruslar onu bugün de saygıyla anar; çoğu, çocukluğundan beri eserlerine duygusal bir bağ hisseder. Achechova’nın dediği gibi, Puşkin’in masallarını okumak ve evde ya da okulda şiirlerini ezberlemek, “eğitimli ailelerde çok hassas ve samimi anılar” bırakır.
1799’da Moskova’da soylu bir ailede doğan Puşkin, dönemin aristokrat çocukları gibi Fransızca eğitim aldı. Genç yaşta serfliği kınadı, Aydınlanma ideallerine sempati duydu. Bu idealler, 1825’te otokratik çarlığa karşı başarısız Aralıkçı ayaklanmasını örgütleyen liberal subaylar, aristokratlar ve aydınların savunduğu ilkelerle de kesişiyordu. Siyasi şiirleri yüzünden ilk sürgününe gönderildiğinde 21 yaşını bile doldurmamıştı. Sürgün yılları, batıda Polonya’dan doğuda Sibirya’ya uzanan imparatorluğun taşrasında geçti. O çağın birçok Rus yazarı ve düşünürü Batı’nın tür ve üsluplarını taklit ederken, Puşkin taşra pazarlarında ve kırsal malikânelerde duyduğu yerel konuşmalardan beslenerek yalnızca aristokratların değil, daha geniş bir kitlenin anlayabileceği şiirsel bir dil kurdu. Rice Üniversitesi’nden Ewa Thompson’ın ifadesiyle, Puşkin’den önce Rusça “sanki kaba bir dil” gibiydi: “18. yüzyıl şiirlerini okuyup ardından Puşkin’e geçtiğinizde bambaşka bir dile, neredeyse bambaşka bir dünyaya adım atarsınız.”
Puşkin sürgün edilip geri çağrıldıkça, yazılarında bazen devleti destekledi, bazen de alaya aldı. Yale Üniversitesi’nden Edyta Bojanowska, “Ruslar Puşkin’i çarlıkla mücadele eden, siyasi sansürün kurbanı bir yazar olarak görmeyi sever; bir bakıma öyleydi de,” diyor. “Ama dönemin ‘Rusya’nın cüretkâr imparatorluk tavrı’ söz konusu olduğunda, onun da katıldığı pek çok nokta vardı.”
Zamtaradze, kütüphaneye kolu kırıkmış gibi girerdi; kol askısında, çaldığı sayfaları gizleyebileceği bir boşluk bulunurdu.
Rusya’nın savaşları ve sömürge fetihleri, Puşkin’in eserlerinde sık sık görünür. Thompson, Kafkasya ve Türkiye’nin doğusuna yaptığı yolculuğu anlattığı “Arzrum’a Yolculuk” gibi seyahatnamelerinde, Rusya’yı “ilkel kaosa düzen ve kimlik kazandıran hayırsever bir aktör” olarak resmettiğini savunur. Birkaç yıl sonra, 1831’de Puşkin, Rus birliklerinin Polonya’daki bir isyanı şiddetle bastırmasını destekleyen “Rusya’nın İftiracılarına” adlı şiiri yazdı. Bojanowska’nın belirttiğine göre, “İftiracılar” Puşkin’in bütün eserlerinin toplu basımlarında yer alır ve “Puşkin bu şiiri çok önemli sayardı.” Yine de bu şiir, Batı’da bile müfredata nadiren girer. Bojanowska, “Adeta kirli bir küçük sır gibi,” der.
Rus edebiyatı, Fransız ya da İngiliz edebiyatındaki geniş postkolonyal uyanışı—ya da en azından eleştirel mesafeyi—hiç yaşamadı. Bunun bir nedeni, Rus İmparatorluğu’nun eşsiz oluşumudur: Postkolonyal kuramcı Edward Said’in yazdığı gibi, Fransa ve İngiltere’den farklı olarak Rusya, “imparatorluk topraklarını neredeyse tamamen komşuluk yoluyla” elde etti. Bu yüzden bazı entelektüeller—Puşkin de dahil—Slav ulusları ve kültürleri arasındaki çatışmayı “aile meselesi” saydı; bu yaklaşım, akademiye sızan uygun bir siyasi slogana dönüştü. Bu düşünceler, çağdaş akademisyenlerin Puşkin’in eserlerini Rusya’nın imparatorluk hırslarının aracı ya da sembolü olarak yorumlamasını uzun süre engelledi.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgali, kimi akademisyenlerin Puşkin ve çağdaşlarını sömürge-sonrası bağlamda yeniden değerlendirme çabalarını hızlandırdı. Bojanowska’nın ifadesiyle amaç, “imparatorlukla bağlantılarını görünür kılmaktı.” Öte yandan Rusya, işgal ettiği topraklarda Puşkin’in imgesini dilinin ve kültürünün ebedi büyüklüğünün simgesi olarak kullanarak, kara savaşına paralel bir kültür savaşı yürüttü. Sivillerin sığındığı Mariupol Büyük Tiyatrosu’nu bombaladıktan sonra, yıkık cepheyi Puşkin dahil Rus oyun yazarlarının ve yazarlarının portreleriyle kapladılar; Herson’da Puşkin’in yüzünü taşıyan reklam panolarıyla “Rusya sonsuza kadar burada” mesajını verdiler. Puşkin’in eserleri, savaşı meşrulaştırmak için de kullanıldı: Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Pervıy Kanal’ında yayımlanan bir videoda, AB yetkilileri ve Başkan Joe Biden’ın tehditkâr görüntüleri eşliğinde “İftira Atanlar” şiirini okudu.
Nisan ayında, Tiflis’in kuzeyinde, doğu çınarlarıyla gölgelenen bir mahallede, somon rengi duvarlı küçük ve havasız bir mahkeme salonunda bir düzine kişiyle buluştum. Saat beşe doğru, polisler Beqa Tsirekidze’nin yirmili yaşlardaki oğlu Mate ile kızı Kristine’i içeri getirdi. Tıknaz yapılı, Los Angeles Lakers forması giymiş Mate’in bakımsız bronz saçları ve babasının fotoğraflarında gördüğüm mavi gözleri vardı. İki güvenlik görevlisinin arasında cam bir bölmeye oturdu; kayıtsızca ahşap korkuluğa yaslandı ve siyah eşofman ceketli, saçları dağınık yarım topuz yapılmış, masada oturan kız kardeşine göz kırptı. Duruşma sürerken Kristine ara ara galerideki ailesine eğlenerek gülümsedi; bir ara parmaklarını dudaklarına götürüp fermuar hareketi yaptı.
Tsirekidze kardeşler, şaşırtıcı biçimde çocukça ve kayıtsız, hatta naif görünüyordu; arkalarında böyle sofistike bir kitap hırsızlığının olması beklenen türden kişiler değillerdi. Yine de Gürcistan ve birkaç Avrupa ülkesinin ortak soruşturması kapsamında Nisan 2024’te yakalanmışlardı. O ay yüzlerce kolluk görevlisi Gürcistan ve Letonya’da yirmi yedi ayrı adrese baskın düzenledi ve yüz elli çalıntı kitap ele geçirdi. Hayal kırıklığı yaratan nokta, çoğunun asıl kütüphane nüshaları olmamasıydı; belli ki kopyalar üretmekte kullanılan “fazladan” metinlerdi.
Buna rağmen Gürcü savcılar, Avrupalı meslektaşlarından gelen yeterli delille, Mate ve Kristine’in de aralarında olduğu Tsirekidze çetesinin dört üyesini mahkemeye çıkardı. (Fransız polisi, Paris’teki küçük üniversite kütüphanesindeki hırsızlıkta Mate’in DNA’sını da bulmuştu.) Onları gördüğüm gün, kardeşler temyiz duruşması için mahkemedeydi; duruşmanın sonucu, bir başka celsenin daha planlanması oldu. (Mate de Kristine de hırsızlığı reddediyor.)
Bütün hırsızların Gürcü vatandaşı olması ve ganimetin en azından bir kısmının Gürcistan’a sokulması, ülke savcılığına çalınan kitapların geri kalanını bulma sorumluluğunu yükledi. Soruşturma, Tsirekidze çetesinin alışılmadık ölçüde mahir yöntemlerine karşın, aslında hayli sıradan bir Gürcü suç örgütü olduğunu ve oldukça rutin bir kaçakçılık operasyonu yürüttüğünü ortaya koydu.
Bir zamanlar hem Rus İmparatorluğu’nun hem de Sovyetler Birliği’nin parçası olan Gürcistan, uzun süredir organize suçların kavşağıdır; Rusça konuşulan dünyadaki yasa dışı faaliyetlerin çoğunu mafyalar yönlendirir (çoğu kez kitaplardan çok daha “az kibar” alanlarda—uyuşturucu, kara para aklama gibi). En kötü şöhretli klanlardan biri, Tsirekidze ailesinin memleketi olan antik Kutaisi’den çıkar. Kitap hırsızlığı şebekesinin başını çektiği düşünülen Beqa Tsirekidze ile Mikheil Zamtaradze’nin sicilleri de tipiktir: Tsirekidze’nin dosyasında hırsızlık ve çalıntı mal satın alma, Zamtaradze’ninkinde dolandırıcılık vardır. Her ikisinin de “antika ticareti” ile şaşırtıcı bağları bulunur.

“Buradaki tek gizem, bu kitapları kimin sipariş ettiği. Ve ne yazık ki bu, Rusya Federasyonu’nun yöntemlerinin profiline uyuyor.”
Çetenin sıradan karakteri, birkaç gün sonra Tiflis’in kuzeybatısında, bir buçuk saat uzaklıktaki Mtskhetisjvari köyüne gittiğimde daha da belirginleşti. Geçen baharda yürütülen ortak operasyon sırasında soruşturmacılar, BNF’den çalınan üç kitabı bu köyde bulmuştu. Gürcü efsanesine göre Mtskhetisjvari, kıymetli eşyaları saklamak için ideal bir yerdir: Adını, 10. yüzyılda Gürcülerin Müslüman istilacılardan korumak için sakladığına inanılan kutsal bir ahşap kalıntı olan Mtskheta haçından alır.
“Uzak” sözcüğü bu köyü tam karşılamaz. Yüz kişiden az nüfuslu yerleşim bir asfalt yol ve birkaç çakıl yoldan ibarettir; yolların kıyısında taş, tuğla ve alüminyumdan yapılma birkaç ev sıralanır. Tek kamusal alanlar, bakımsızlığa terk edilmiş, tahta enkazlarla dolu Sovyet döneminden kalma bir kültür merkezi ile göz alan yeşillikler içinde duran bakir bir futbol sahasıdır.
Tercümanımla bir süre dolandık; kapıları çalıp karşılaştığımız az sayıdaki sakine doğru yerde olup olmadığımızı sorduk. Sonunda kapalı bir avludan bir adam çıktı; Fransız plakalı gümüş bir VW Passat’ın önünde durdu. Siyah şort ve tişört giymişti; boynunda ve bileğinde tespih vardı. Bize, kızının Besik Akhalashvili ile evli olduğunu söyledi. Akhalashvili, baskında yatak odasında saklanmış BNF kitapları bulununca tutuklanmıştı. (Daha sonra Akhalashvili’nin, Paris’teki üniversite kütüphanesine yapılan hırsızlıkta Mate Tsirekidze’nin suç ortağı olduğu belirlendi.)
Adam, “Akhalashvili’nin suçlu olduğunu bilseydim onu evime almazdım,” dedi. “Ama iyi bir çocuk gibi görünüyordu. Ne alkol ne uyuşturucu kullanırdı; her zaman yardıma hazırdı.” Kızının hâlâ âşık olduğunu, kocasının tutuklanmasından beri depresyona girdiğini anlattı.
Akhalashvili’nin Tsirekidze’nin ağına nasıl katıldığından haberi yoktu; yılın çoğunu karısının tedavi gördüğü Fransa’da geçiriyor, oradan Gürcistan’a yabancı araç ithalatını organize ediyordu.
Asya ile Avrupa’nın kesişimindeki Gürcistan, tarih boyunca ticaret yollarının düğümüdür. Sovyetler Birliği’nin son günlerinde engebeli, geçirgen sınırlar Batı mallarının yaygın kaçakçılığını besledi. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar bu rotayı daha da kârlı kıldı. Örneğin, Gürcistan’dan araç ihracatı 2021’den bu yana ikiye katlandı; Porsche, Maybach ve Lamborghini gibi markalar çeşitli Avrupa ülkelerinden Kafkasya üzerinden Moskova’daki galerilere ulaşıyor. Birkaç yıl önce, bazı müşteriler Gürcü çetelerin dikkatini başka bir şeye çevirdi: nadir kitaplara.
Bugün varlıklı Rus sanatseverler bir ikilemle karşı karşıya: Harcayacak paraları var, fakat harcayabilecekleri yerler sınırlı. Yaptırımlar dışarıdan alışverişi kısıtladı; Batılı satıcılar ve müzayede evleri Rus pazarından çekildi. Paris’te yaşayan Rus sanat uzmanı Ekaterina Nikolaeva-Tendil’e göre 2022’deki Ukrayna işgali, “iki ayrı [sanat] pazarı yarattı: biri Rusya’da, diğeri Avrupa’da.” O günden beri yerli alıcılar, geleneksel Rus sanatına—dini ikonografiye, kırsal yaşamı betimleyen tablolara ve ulusal gururu besleyen ya da tarihî anlamı olan eserlere—daha çok ilgi gösterdi. İngiliz sanat tüccarı James Butterwick, “İşgal başladığı an tüm milliyetçi sanatçılar vitrine çıktı,” der. “Çoğu anıtsal saçmalık; ama Rusya’nın bir şekilde evrenin geri kalanından farklı olduğu mesajını yayar.”
Rusya’nın jeopolitik iddiaları cüretlendikçe sektör büyüyor; nadir kitaplar da bu akıma kapılıyor. 2014’te Moskova’nın önde gelen müzayede evi Litfund’un kurucusu Sergey Burmistrov, “Batı’da Rus kitaplarına ilgi duyan çok az insan var,” demiş; ancak Kırım’ın ilhakından sonra ülke içinde ilginin hızla arttığını eklemişti. “Bu pazarda fiyatlar yükselecek,” diyen Burmistrov, kitabı “en iyi hediye” saydığını da söylemişti. Ayrıca bir baskının menşeinin fiyatı etkilediğini gözlemliyordu: “Ünlü özel kütüphanelere ait kitaplar geçmişte büyük rağbet gördü.” (Birkaç yıl sonra, Kasım 2021’de Beqa Tsirekidze, Avrupa’nın önde gelen kütüphanelerinde nadir kitapların peşine düşmek için Baltık’a gelmiş görünür.)
Özellikle Puşkin’in eserleri, zenginlik, bilgi ve milliyetçi sadakati gösteren bir statü simgesidir. İlk baskılar nadirdir; tek tek örneklerden oluşur. Nikolaeva-Tendil, “Rusya’da çok pahalıdırlar ama bulunur,” der. Kütüphanelerde yıllarca kalmış çalıntı nüshalar kusursuz durumda olmayabilir; yine de bir koleksiyonu tamamlamak için “hafif hasarlı bir Puşkin’i daha düşük fiyata bulmak değerli olabilir.” Paris’teki kütüphaneci Achechova, önemli bir Rus gazetesinin genel yayın yönetmeninin, yayımlanan tüm Puşkin kitaplarının orijinal kopyalarına sahip olduğunu övünerek söylediğini aktarır: “Koleksiyoncular için orijinal bir Puşkin kitabına sahip olmak adeta bir zorunluluktur.”
Puşkin, Rusya için neyse, Shakespeare İngiltere, Goethe Almanya, Dante İtalya için odur: ulusal bir deha.
Özellikle Puşkin’in eserleri, zenginliği, bilgiyi ve milliyetçi samimiyeti simgeleyen bir statü göstergesidir. İlk baskılar nadirdir; tekil nüshalardır. Nikolaeva-Tendil, “Rusya’da pahalıdırlar ama mevcutturlar,” der. Kütüphanelerde yıllarca bekleyen çalıntı nüshalar mükemmel kondisyonda olmayabilir; yine de bir koleksiyonu tamamlamak için “hafif hasarlı bir Puşkin’i ucuza almak değerli olabilir.” Paris’teki kütüphaneci Achechova, bir Rus gazetesinin genel yayın yönetmeninin “Puşkin’in yayımlanmış tüm kitaplarının orijinallerine sahibim” diye övündüğünü anlatır: “Koleksiyoncular için orijinal bir Puşkin kitabı, âdeta mecburiyettir.”
Puşkin, Rusya için Shakespeare’in İngiltere’ye, Goethe’nin Almanya’ya, Dante’nin İtalya’ya denk düşen bir ulusal dâhidir.
Rus devleti, “kirli işlerini” çoğu kez organize suç gruplarına gördürür. İngiliz akademisyen Mark Galeotti, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin Batı mallarına duyduğu bitmez tüketim iştahını karşılamak için doğan kaçakçılık ağlarının, 1990’larda—çoğu Rus güvenlik servisleriyle irtibatlı—tam teşekküllü çetelere dönüştüğünü anlatır. Sonraki otuz yılda Avrupa istihbarat kurumları, suçluların Rus devleti adına sahte sigara üretimi (gelirleri istihbarat operasyonlarını finanse eder) ve yurtdışında suikastlar gibi görevler üstlenmesine dair birçok vakayı kaydetti. 2014’te yaptırımlar başlayınca yasa dışı faaliyetler daha da görünür hale geldi. Ukrayna işgaliyle birlikteyse Rusya, Galeotti’nin ifadesiyle “tam bir seferberlik durumuna” geçti; bu, toplumun bütün unsurlarının—yasal olanların yanı sıra yasa dışı unsurların da—savaşa dâhil edilmesi demekti. Organize suç, yaptırımları delmeye yarayacak yeni araçlar üretmekle görevlendirildi. Örneğin Avrupa gümrük yetkilileri, 2022’de AB’den Kazakistan’a buzdolabı satışlarının üç katına çıktığını saptadı; bu “akıllı cihazların” mikroçipleri daha sonra Rus füzeleriyle İHA’larında tespit edildi. 2023’te bir İngiliz istihbarat subayı Galeotti’ye, “Suç, [Vladimir] Putin’in pek çok sorununa sihirli bir cevaptır,” dedi.
Son aylarda Gürcü savcılar, kitap hırsızlıklarının arkasında Rus devletinin bulunduğu tezinden uzaklaştı. Yine de Putin’in yakın çevresinden birinin bu hırsızlıkları bizzat emretmiş olması düşük olasılık olsa bile, daha alt düzey görevlilerin Tsirekidze çetesinin girişimciliğinden yararlanmış olması ihtimal dışı değil.
Geçen yıl kasvetli bir kış sabahı, Varşova Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki hırsızlık soruşturmasını yürüten savcı Bartosz Jandy ile görüşmek için Varşova’ya gittim. Kırklı yaşlarının ortasında, iri yapılı, neşeli bir adamdı; kareli gömlek giymişti ve Polonya Millî Savunma Bakanlığı’na bakan ofisinde “Jurassic Park” kupasından kahve içiyordu. (Orduda çalışıyor; fakat sivil mahkemeler aşırı yüklendiği için çalınan kitap soruşturmalarını o yürütüyor.)
Jandy beni bilgisayar ekranına çağırdı; Litfund adlı müzayede evinin sitesini açmıştı. Teklifleri incelerken, 18. yüzyıl sonlarında yaşamış, tıpkı Puşkin gibi serfliği kınadığı için sürgüne gönderilen radikal Rus yazar Aleksandr Radişçev’in üç ciltlik toplu eserlerinin fotoğraflarında kaldık. Jandy, bu kitapların Varşova Üniversitesi koleksiyonundan geldiğini söyledi. Bir zamanlar izlenebilir barkodları vardı; kazınmıştı. Kütüphanenin mavi damgasıysa hâlâ silikçe seçiliyordu. “Görüyor musunuz,” dedi Jandy, “eksiksiz bir ürün istiyorlardı.” Set, 5,5 milyon rubleye (yaklaşık 50.000 dolar) satılmıştı; bilinmeyen kitaplar için epey yüksek bir meblağ.
Jandy, Litfund’un sahibi Sergey Burmistrov’un Rus hükümetiyle bağları olduğunu belirtti: Burmistrov, Kültür Bakanlığı’nda uzman olarak çalışmıştı. Görünüşe bakılırsa Burmistrov, çalışmalarının milliyetçi değerini bir kez daha kamuoyu nezdinde öne çıkarmak istiyordu. Geçen yaz Forbes Rusya’da kaleme aldığı yazıda, kendi deyimiyle “şu anda herkesin dilinde olan Avrupa’daki hırsızlıklar” hakkında görüşlerini dile getirdi. “Puşkin bizim her şeyimizdir,” diye coştu; ardından Rusların ya da Rus devletinin hırsızlıklara karıştığını reddetti: “Bu, Avrupa’dan Rus kitaplarını çıkarmak için yapılan özel bir operasyon değil.” Fakat kütüphaneleri zayıf güvenlikleri yüzünden adeta uyardı; bunun Avrupalıların Rus kültürüne saygı duymadığının göstergesi olduğunu ima etti. Şu sonuca vardı: “Rusya’da, aktif kütüphanelerin mühürlerini taşıyan nadir kitaplarla ilgilenen tek bir koleksiyoncu bile yok; en azından ben tanımıyorum.” Kendi müzayede evinin sattığı, çalıntı olduğu iddia edilen kitaplardan söz etmedi.
Bu makale için kendisine ulaşıldığında Burmistrov, Avrupa kütüphanelerinin güvenlik prosedürlerini bir kez daha eleştirdi. Batılı kurumların Rus koleksiyonlarını kronik biçimde ihmal ettiğini öne sürerek, hırsızlıkların “aslında değerli Rus kitaplarına sahip kütüphane bölümlerini yok etmek için yerel yönetimin ‘özel operasyonu’ gibi göründüğünü” savundu. Litfund’a gelince, kurumun faaliyetlerinin “tamamen şeffaf” olduğunu, kitap satıcılarının ürünlerinin “yasal yollarla edinildiğini” teyit eden sözleşmelere imza atmak zorunda kaldığını söyledi. Polonyalı savcıların çalıntı kitap iddialarına karşı ise, “Uzmanlarımızın devlet kütüphanesi damgası olarak teşhis edebileceği herhangi bir mühür bulunan devlet kütüphanelerinden kitap satmıyoruz,” dedi.
Varşova Üniversitesi Kütüphanesi, Rus müzayedelerinde benzer eserlerin ulaştığı fiyatları inceleyerek kayıp kitapların toplam değerini yaklaşık bir milyon dolar olarak hesaplıyor. Ancak Jandy’nin vurguladığı gibi, “Bu kitaplar satılık değildi; kültürel mirasımızın parçasıydı. Dolayısıyla piyasa değerleri yoktu.” Eski bir kütüphaneci, kaybın tarihin bulanıklaşması gibi hissettirdiğini söyledi; ülkenin eski imparatorluk efendisi tarafından soyulmak, özellikle Polonya’nın Ukrayna’ya askerî ve mâlî destek vererek Avrupa’daki etkisini artırdığı bir dönemde, yüceltilmiş bir saldırganlık gibi geliyordu. Jandy’nin asistanı, genç Jacek Szkudlarek, “Bu kitapların ‘Anavatan Rusya’ya’ çalınmış olması… iğrenç,” dedi.
Puşkin’in ve diğer nadir eserlerin çalınması, muhtemelen Tsirekidze çetesinin çok sayıda üyesinin yakalanması sayesinde, bir ölçüde azaldı. Haziranda Mikheil Zamtaradze, Vilnius Üniversitesi Kütüphanesi’nden on yedi kitap çaldığı için Litvanya’da mahkûm edildi. Mahkemede ilginç bir ayrıntı paylaştı: Rusya’da bir adamın kendisine belirli kitapları bulması için 30.000 dolar değerinde kripto para ödediğini ve hırsızlıkta kullanacağı on iki sahte kitabı yine bu alıcının gönderdiğini iddia etti.
Çalınan eserlerin çoğu hâlâ kayıp; Rus yasaları kültürel değer taşıyan eşyaların ülkeden çıkarılmasını zorlaştırdığı için büyük ihtimalle bulunamayacaklar. Paris’teki kütüphaneci Achechova, “Bu kitapların geri dönmesinin tek yolu, bir koleksiyonerin onları satın alması, menşeini fark etmesi, örneğin Polonya’ya göç etmesi ve geri iade etmesi,” der. “Yüz yaşından eski eserleri Rusya’dan çıkarmak yasal olarak imkânsız; son yıllarda yasalar daha da sertleşti.”
Gürcü savcılar soruşturmalarını sürdürerek aralık ayında yeni tutuklamalar yaptı. Ne var ki Tiflis’teki brutalis ofislerinde onlarla otururken, Polonyalı meslektaşları gibi, bu hırsızlıklara karşı duygularının karışık olduğunu hissettim. İnsanlar suçların açtığı tarihî yaralardan rahatsızdı; ama hırsızların zekâsına da içten bir hayranlık seziliyordu. Savcılar ilk tepkilerini anlatırken sohbet zaman zaman kahkahaya döküldü. Ofisin uluslararası ilişkiler biriminden Meri Kajaia, “Hepimize çok garip geldi,” dedi. “Yani, tamam: mücevher hırsızlığı, para hırsızlığı—her şey çalınabilir. Ama kitap hırsızlığı?” Çalınan eserlerin çoğunu hiç duymamıştı.
Başsavcı Tkeshelashvili, Sovyet döneminde çocukken Puşkin’in şiirlerini ezberlemek zorunda kaldığı için Puşkin’i pek sevmediğini söyledi. Alaycı bir gülümsemeyle, “Kitaplar umurumuzda değil,” dedi. “Bizi ilgilendiren yalnızca suç.”

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

