Dijital çağın devlerinden Meta (Facebook ve Instagram’ın sahibi), Filistinlilerin yaşadığı zulmü görünmez kılmakla suçlanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) yeni raporu, 7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-Filistin çatışmalarının ardından Filistin’e destek veren binlerce paylaşımın sistematik şekilde sansürlendiğini ortaya koyuyor.
Fas kökenli Harvard mezunu yazılımcı Ibtihal Abou El Saad, 15 dolar maaş aldığı prestijli işini Microsoft’un bir lansmanında elinin tersiyle itti. Microsoft’un İsrail’e sağladığı yapay zekâ destekli yazılım hizmetlerinin, Gazze’deki sivil ölümlere dolaylı katkısı olduğunu haykırdı. El Saad, soykırıma hizmet eden bir sistemin parçası olmayı reddettiğini söyledi. Yalnızca protesto etmedi aynı zamanda istifa etti. Onun bu çıkışı, küresel teknoloji şirketlerinin sorumluluğunu ve bizim bireysel vicdanlarımızı yeniden tartışmaya açtı.

Bugün aynı eleştirel bakışı Meta için de sürdürmemiz gerekiyor. Filistin hakkında yapılan her paylaşımı potansiyel “ihlâl” olarak işaretleyen algoritmalar, Facebook ve Instagram’da görünmez bir duvara dönüşüyor. Paylaşımlar siliniyor, hesaplar görünmez kılınıyor, sesler bastırılıyor. Oysa paylaşılanlar sadece gerçekler: parçalanan bedenler, ağlayan çocuklar, yerle bir olmuş evler, suskun dünyanın gözünün içine bakarak “Ben buradayım!” diyen hayatlar. Meta’nın bu sistematik sansürü, sadece dijital değil, insanlık hafızasını da hedef alıyor. Topluluk kuralları adı verilen belirsiz bir metnin arkasına gizlenen bu pratik, bize “hakikati görme” suçlaması yöneltiyor adeta. Açlık, ölüm, adaletsizlik algoritmalar için rahatsız edici olabilir ama insanlık için değildir. Bizse her şey normalmiş gibi ekrana kaydırmaya devam ediyoruz, elimizden geldiğince görmezden geliyoruz. Çünkü hakikati görmek, bazen konforumuzdan daha fazla sarsıyor bizi. Ve unutuyoruz..
İsmet Özel’in şu sözü aklıma geldi: “Bugün artık Firavun yoktur ama sıradan insanların firavunlaşmasına müsait bir sistemin kıskacı vardır.” Bu kıskac bizleri daha fazla içine almadan durdurmamız lazım. Meta çalışanlarından Ramzi Saud gibi isimler bu duruma tahammül edemeyenlerden. “MetaStopCensoringPalestine” etiketiyle kurdukları sosyal medya platformunda, şirket içi baskılara ve engellemelere rağmen Filistinlilerin sesi olmaya çalıştılar.
Peki raporlar bize neyi gösteriyor? İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) yeni raporu, 7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-Filistin çatışmalarının ardından Filistin’e destek veren binlerce paylaşımın sistematik şekilde sansürlendiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, Ekim ve Kasım aylarında yalnızca Instagram ve Facebook’ta 1.050’den fazla paylaşım ya kaldırıldı, ya görünmez kılındı, ya da kullanıcılar gölge yasaklamaya (shadow ban) maruz bırakıldı. Üstelik bu içeriklerin %99’u Filistin’i barışçıl yollarla destekleyen içeriklerdi.
Sosyal medya, bugünün tanıklık alanı. Bombalanan evleri, parçalanan hayatları, çocukların enkaz altındaki bedenlerini ve annelerin çığlıklarını dünya buradan görüyor Ama Meta’nın “Tehlikeli Kuruluşlar ve Bireyler” politikası, geniş ve muğlak bir tanımla birçok meşru paylaşımın kaldırılmasına zemin hazırlıyor. Haber değeri taşıyan, insan hakları ihlallerini belgeleyen gönderiler dahi silinebiliyor. Üstelik kullanıcılar, çoğu zaman bu silmelerin nedenini bile öğrenemiyor ya da karara itiraz edemiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, sansürlenen içerikler arasında yer alan barışçıl paylaşımların Gazze’de yaşanan sivil kayıpları, saldırılar sonrası görüntüler, insan hakları ihlalleri ve protesto çağrılarını içerdiğini vurguluyor. Bu durum, yalnızca teknik bir aksaklık ya da politika tutarsızlığı değil. Bu, Filistin’in sesinin küresel platformlarda susturulması amacı ile devam ediyor. Bu, yaşanan zulmün görünmez kılınması ve Filistinlilerin maruz kaldığı insani trajedinin dünya vicdanından kaçırılması demek.
HRW raporunda şu çarpıcı ifade yer alıyor: “Meta’nın içerik politikaları, Filistinlilerin deneyimlerini paylaşmalarını engelleyerek ifade özgürlüğünü, siyasi katılımı ve bilgiye erişim hakkını ihlal etmektedir.” Meta’nın bağımsız denetim kurulu bile, bazı içeriklerin kaldırılmasının hatalı olduğunu kabul ederek bu gönderileri geri yüklemiş durumda. Ancak bu geri adımlar yeterli değil. Zira bu sansür dalgası, önceki yıllarda da yaşandı. 2021 yılında Şeyh Cerrah Mahallesinde oturan Filistinli aileye ait olan evi radikal bir yahudi gasp ettiğinde de aynı benzer bir sessizleştirme yaşanmıştı.
Ne Yapmalıyız?
• Filistinlilerin yaşadığı hak ihlallerine dair içerikleri çoğaltmak, yaygınlaştırmak, görünür kılmak.
• Sosyal medya sansürüne karşı alternatif dijital mecraları desteklemek.
• Meta gibi platformlara karşı uluslararası baskı ve raporlamaları çoğaltmak.
• Sessizleştirilen her sesi belgelemek, paylaşmak ve tanıklığı sürdürmek.
Filistinlilerin sesi kim tarafından ve neden kesiliyor? Hangi algoritmalar, hangi güçlerin çıkarına göre şekilleniyor? İslam dünyası, bu sessizliğe razı mı olacak? Cevabı beklenen bir sürü sorular… Bugün bir direniş hattı da sosyal medya platformlarında kuruluyor. Ama hakikatin sesi bastırılıyor. Filistin’i desteklemek, yalnızca politik bir duruş değil; insan onurunu, adaleti ve hakikati savunmaktır. Ve bugün bu hakikat, dijital çağın karanlık koridorlarında kaybolmamak için bizim sesimize ihtiyaç duyuyor. Bu yalnızca bir sosyal medya tartışması değil. Bu, dijital çağın en temel sorusu: Bilgiye kim karar veriyor? Hangi hayatlar görünmeye değer, hangileri görünmez kılınıyor?
Tuğçe Türkmen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık ve Görsel İletişim Tasarımı bölümlerinden mezun oldu. Bellek Ankara projesinde yer alarak Ankara’da çocukluğu geçmiş kişiler ile yapılan söyleşiler üzerinden şehrin hafızasını belgeleyen bir çalışmaya katkı sağladı. Ayrıca TRT Diyanet için hazırlanan 13 bölümlük bir belgeselde editörlük yaptı. Şu anda proje bazlı olarak markalara danışmanlık ve konsept geliştirme alanlarında destek veriyor. Dünya ve İslam’da kültür-sanatın izlerini, sanatın İslam’daki varlığını ve dilini yazıya döküyor.

