Dünya ve İslam

 

AB’nin Orta Asya Açılımı: Avrupa’nın “Can Simidi” Orta Asya mı? Semerkand Zirvesi Ne İfade Ediyor?

Share

Küresel ekonominin kırılganlaştığı ve ticari blokların yeniden şekillendiği bu dönemde, Avrupa Birliği, Orta Asya ülkeleriyle diplomatik ilişkilerinin 30. yılını Semerkand Zirvesi’nde yeni bir stratejik ortaklık kurarak kutladı. 

Trump’ın uyguladığı gümrük vergisi gibi jeopolitik gerilimlerin yarattığı belirsizliklere karşı AB’nin Orta Asya ile daha güçlü bir ortaklık kurma arzusu dikkat çekici.

3-4 Nisan 2025 tarihlerinde Özbekistan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen zirve, Avrupa Birliği (AB) ile beş Orta Asya ülkesi arasında uzun vadeli bir stratejik ortaklık kurma niyetini resmiyete döktü.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan liderleri zirvede yer aldı. Ursula von der Leyen ve António Costa’nın zirvede bizzat yer alması, AB’nin bu coğrafyaya verdiği önemi gösterdiği kadar, küresel etkisini kaybetmeye başlayan Avrupa’nın yeni ortaklık arayışlarını da gözler önüne serdi. Türkiye ise zirvede yer almadı.

Türkiye, son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) aracılığıyla Orta Asya’da kurumsal ve çok taraflı bir iş birliği mekanizması inşa etmeye çalışıyor. Ortak tarih, dil ve kültür temelli bu bağlam, Türkiye’nin bölgedeki etkisini yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve kimliksel bir zemine de oturtuyor. Bu nedenle, AB’nin Semerkant’ta kurduğu yeni ortaklık girişimi, doğrudan Türkiye’nin bu meşru bölgesel konumuyla kesişen bir hamle niteliği taşıyor.

Küresel Güç Dengeleri Değişiyor

Son yıllarda küresel jeopolitik dengelerde yaşanan kaymalar, Avrupa Birliği’ni dış politika stratejilerini yeniden yapılandırmaya sevk etti. Ukrayna savaşı, enerji güvenliği, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Rusya’nın bölgesel nüfuzu ve Orta Doğu’daki istikrarsızlıklar, AB’yi yeni ortaklıklar kurmaya ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye zorlamakta. Bu bağlamda, Semerkand Zirvesi; AB ile beş Orta Asya ülkesini bir araya getirmesiyle sembolik olduğu kadar stratejik bir öneme de sahip.

Zirvenin İçeriği ve Stratejik Mesajlar

Zirvenin odak noktalarından biri, enerji, ulaşım, çevre, lojistik ve sanayi alanlarında derinleştirilecek iş birliğiyle şekillenen “yeşil koridor” projesiydi. Bu proje, bölgesel bağlantıları güçlendirmenin ötesinde, AB’nin Orta Asya’yı sürdürülebilir kalkınma açısından nasıl bir ortak olarak görmeye başladığını da ortaya koyuyor.

Ursula von der Leyen, Semerkand Zirvesi’ndeki konuşmasında, AB ile Orta Asya arasında kurulacak daha güçlü bağların potansiyel faydalarını vurguladı. “Stratejik konumunuz küresel ticaret yollarını ve yatırım akışlarını açabilir. Ve bu yeni yatırımlar egemenliğinizi arttıracaktır. Ekonomilerinizi güçlendirecektir. Ve en önemlisi yeni dostluklar kuracaksınız.” Von der Leyen ortaklığın enerji, turizm, ticaret ve ulaşım gibi sektörlerde yeni fırsatlara yol açacağına inandığını belirterek bölge için 12 milyar euroluk bir yatırım paketi açıkladı. “Bu, Avrupa Birliği ve üye devletlerimizden gelen yatırımları bir araya getirecek. Biz buna Avrupa Takımı yaklaşımı diyoruz. Ve Orta Asya’ya yeni bir proje hattı başlatacak. Bu gerçekten de kadim dostluğumuzda yeni bir dönemin başlangıcıdır.”

Bu açıklamalarla Von der Leyen AB’nin Orta Asya ile uzun vadeli bir stratejik ortaklık kurma taahhüdünü özetledi.

Türkiye Neden Sürecin Dışında?

Türkiye, Orta Asya’nın tarihsel bağlarla güçlü bir ilişkisi olan ve bölgedeki kültürel ve ekonomik etkisini giderek artıran bir aktör olarak, AB’nin bu adımını dikkatle izliyor. Türkiye’nin Orta Asya’yla olan ilişkileri, yalnızca ticaretle sınırlı değil; aynı zamanda ortak kültürel miras, dilsel bağlar ve bölgesel güvenlik perspektifleriyle şekilleniyor. Bir görüşe göre, AB’nin bu bölgede güçlenmesi, Türkiye’nin Orta Asya’daki geleneksel etkisini tehdit edebilir; ancak asıl mesele, Türkiye’nin dış politika stratejilerinin bu ortaklık dışında kalmasını bilinçli bir tercih haline getirmesidir.

AB’nin Orta Asya’ya yönelik yatırımları ve iş birliği hamleleri, Türkiye için bir rekabet alanı yaratırken, aynı zamanda jeopolitik ve ekonomik ilişkilerde yeni meydan okumalar da oluşturuyor. Özellikle enerji güvenliği ve ulaşım altyapıları gibi stratejik sektörlerdeki gelişmeler, Türkiye’nin bölgedeki hakimiyetini tabii ki zorlaştırabilir. Türkiye, Orta Asya’daki diplomatik ve ekonomik ilişkilerini güçlendirme çabalarını sürdürüyor, ancak AB’nin bu bölgedeki artan etkisi, Türkiye’nin Orta Asya’ya yönelik politika oluşturma biçimini yeniden şekillendirebilir.

Bu gelişmelerin, Türkiye’nin bölgesel liderlik konumunu ve Orta Asya’daki uzun süreli stratejik ilişkilerini gözden geçirmesine neden olacağı öngörülebilir. AB’nin Orta Asya’ya dair yeni stratejik yatırımları, Türkiye’nin diplomatik hamlelerini daha da kritik hale getirecektir.

Türkiye, AB ile girdiği siyasi ve ekonomik ilişkilerde zaman zaman gerilimler yaşamış ve üyelik müzakereleri durmuşken, AB’nin Orta Asya’da yeni bir stratejik ortaklık kurması, Türkiye’yi dışlayarak bir tür rekabet alanı yaratıyor. Buna karşılık, son yıllarda TDT’nin kurumsallaşması, Türkiye’nin bu coğrafyada hem siyasi hem de ekonomik liderlik rolünü pekiştirmesini sağladı. Bu çerçevede, Türkiye’nin Semerkand Zirvesi’ne katılmaması, bölgedeki nüfuzunu kaybettiği anlamına gelmiyor; aksine, Türkiye kendi çok taraflı diplomasi araçlarıyla alternatif bir bölgesel vizyonu takip ediyor.

AB’nin Orta Asya’ya yönelik ilgisi, bu bölgedeki enerji kaynakları ve stratejik konum ile doğrudan ilişkilidir. Ancak Türkiye’nin, hem Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi hem de Rusya ile olan ilişkilerinin dengelerini göz önünde bulundurarak bu tür bir zirvede yer almaması çok muhtemel.

Önümüzdeki dönemde, geçmişte olduğu gibi Türkiye Orta Asya’ya yönelik yatırımlarını artırabilir; özellikle ulaştırma koridorları, enerji iş birlikleri ve ticaret ağları gibi stratejik alanlara odaklanması beklenebilir. Ancak Avrupa Birliği’nin duyurduğu 12 milyar euroluk yatırım paketi ve “yeşil koridor” gibi bölgeyi doğrudan Avrupa’ya entegre eden projeleri, Türkiye’nin bu alandaki nüfuzunu artırmasını daha karmaşık ve rekabetçi bir zemine oturtabilir. Türkiye’nin etkisini sürdürebilmesi, bu rekabet ortamına uyum sağlayan, çok taraflı ve uzun vadeli bir Orta Asya stratejisini hayata geçirmesine bağlı olacaktır.Sonuç olarak, Türkiye’nin bu zirveye katılmaması, yalnızca AB ile olan ilişkilerindeki gerilimden değil, aynı zamanda Orta Asya’daki kendi stratejik ve ekonomik politikalarını daha bağımsız bir şekilde yürütme arzusundan kaynaklandığı yönünde değerlendirilebilir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale