21. yüzyılın savaşları artık yalnızca cephelerde değil, ekranlarda da yaşanıyor. Hatırlanacak olursa Vietnam Savaşı, televizyonlar sayesinde evlere taşınmış, Körfez Savaşı CNN kameralarıyla izlenmişti.
Bugün ise Gazze Savaşı, TikTok ve Instagram gibi mecralarda birebir belgeleniyor. Ancak bu yeni görünürlük, hesap verebilirliği artıracağına, tam tersine, şiddetin estetize edilip normalleştirildiği bir seyirlik şova dönüşüyor. Özellikle İsrail ordusunun Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımın TikTok üzerinden hem belgelenmesi hem de kutlanması, sosyal medyanın insan hakları ve savaş hukuku açısından ne denli tehlikeli bir araç haline geldiğini açıkça gösteriyor. Artık şiddet, yalnızca bir “gerçeklik” değil; bir performans, bir içerik ve bir algoritma ürünü olarak yeniden üretiliyor.
TikTok’ta Savaşın Teşhiri
İsrail askerleri Gazze’de işledikleri insanlık suçlarını teşhir etmekle sınırlı kalmıyor, bunları birer övünç kaynağı olarak kullanıyor. Sosyal medyada dolaşıma giren videolar, İsrail güçlerinin Gazze’deki askeri operasyonlarında çocuk ölümlerinin olağanüstü düzeyde arttığını ve bu durumun bazı askerler tarafından neredeyse bir tür rekabete dönüştürüldüğünü ortaya koymaktadır.
İsrail askerlerinin Gazze’de gerçekleştirdiği savaş suçlarının belgelenmesi ve paylaşılması yalnızca bireysel bir sapma değil, kurumsallaşmış bir normun ifadesidir. Nitekim birçok muteber haber kaynağı ve yerel kaynakların aktardığına göre binlerce İsrail askeri, yağma, ev yıkımı, sivil yerleşimlerin işgali, çocuk oyuncaklarının ve kişisel eşyaların aşağılanması gibi eylemleri sosyal medyada paylaşmıştır.
Bir İsrailli asker düğün haberini ev patlatırken verirken, bir diğeri Filistinli kadınların iç çamaşırlarını giyip dans ediyor, başkaları evleri ateşe verirken gülüşüyor. Üstelik bunlar yalnızca “anlık” öfke patlamaları değil; özenle kurgulanmış, müzikle süslenmiş, mizansenle düzenlenmiş içeriklerdir. Yani savaş suçu hem işleniyor hem de kitlesel beğeni ve onay için sahneleniyor. Bu durum, sadece ahlaki bir çöküşü değil; aynı zamanda savaş hukukunun ve insan onurunun sistematik şekilde ihlal edildiğini göstermektedir.
Suçun Kurumsal Teşhiri
Daha da dikkat çekici olan, bu suçların hiçbir gizleme çabası olmaksızın paylaşılmasıdır. Dünya genelinde terör örgütleri dahi suçlarının belgelerini çoğu zaman gizlerken, İsrail’in düzenli ordusu, bu suçları birer “zafer” olarak yayımlamaktadır. Bu durum, İsrail’in uluslararası normlardan, hatta en temel etik kaygılardan dahi ne kadar koptuğunu ortaya koyuyor. Bu pratik, sadece İsrail’in askeri stratejisinin değil, devlet ideolojisinin bir yansımasıdır.
Netanyahu gibi İsrailli birçok üst düzey yetkilinin Filistinlileri “insan olmayan yaratıklar” olarak tanımlaması, bu suistimallerin sıradan askerler arasında da normalleşmesine zemin hazırlamıştır. Böylece işgal ve yok etme, yalnızca politik bir hedef değil; aynı zamanda toplumsal bir haz ve kimlik doğrulama biçimi haline gelmiştir.
Hamas’ın Sosyal Medya Kullanımı
İsrail ordusunun sosyal medyada yayımladığı bu içerikler, yalnızca insan hakları kuruluşlarının değil, Hamas gibi direniş örgütlerinin de dikkatini çekmiştir. Direniş güçleri, TikTok ve Instagram gibi platformlarda paylaşılan videolar sayesinde İsrail birliklerinin konumlarını tespit etmiş, belirli saldırı planları geliştirmiş ve doğrudan hedefli operasyonlar düzenlemiştir.
Dolayısıyla İsrail askerlerinin sosyal medyadaki her paylaşımı Gazze’deki direnişi bir anlamda beslemiş, bazı analizlere göre bu paylaşımlar 7 Ekim’de gerçekleşen Aksa Tufanı’ndan Hamas’a istihbari bilgi sağlamıştır. Diğer bir ifade ile gerek 7 Ekim öncesi gerekse Gazze soykırımı sonrası İsrail askerlerinin övünerek yayımladıkları suç görüntüleri, kendi askeri güvenliklerini de zayıflatmışlardır. Bu anlamda İsrail ordusunun sosyal medya görünürlüğü burada bir savunma değil; aksine, bir açığa çıkma ve zafiyet kaynağı olmuştur. Modern savaşın dijital doğası, yalnızca bilgi akışını değil; askeri güçlerin kırılganlığını da görünür kılmıştır.
Uluslararası Hukuk ve İsrail’in Sorumluluğu
İsrail’in gerçekleştirdiği eylemler, uluslararası hukuk açısından çok açık şekilde savaş suçu teşkil etmektedir. Sivil altyapının hedef alınması, sivil mülkiyetin yağmalanması, kolektif cezalandırma, işkence ve insanlık dışı muamele gibi uygulamalar, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü kapsamında ağır ihlaller olarak tanımlanmıştır.
Özellikle sivil yerleşimlerin rastgele bombalanması, yiyeceklerin yakılması ve kişisel eşyaların aşağılanması gibi eylemler, “ayrım gözetmeksizin şiddet kullanımı” suçunun bariz örnekleridir. Üstelik İsrail, bu suçları soruşturmak yerine, suçları işleyen askerleri örtülü şekilde korumakta, nadiren ve göstermelik soruşturmalar yürütmektedir. Bu da kurumsal sorumluluğun sadece askeri seviyede değil, siyasi ve idari düzeyde de mevcut olduğunu göstermektedir.
Medya Savaşları: Görüntü Savaşının Yeni Dinamikleri
Genel olarak her çağın savaşının bir medya aracı olmuştur: Vietnam TV ile, Körfez Savaşı CNN ile, Suriye iç savaşı YouTube ile, Irak işgali Facebook ile dünyaya yayılmıştı. Bugün ise Gazze savaşı, TikTok ve benzeri platformlar üzerinden yaşanıyor. Direniş kuvvetleri ise küresel hegemonyanın tahakkümü altındaki sosyal medya hesaplarına alternatif kanallar üzerinden bilgi paylaşımı yaparak medya savaşlarında pozisyon alıyor. Bu savaş, artık yalnızca toprak için değil; zihinler, algılar ve hafızalar için de veriliyor.
Özellikle genç nesil, haber akışını artık televizyonlardan değil; TikTok, Instagram gibi platformlardan takip ediyor. İsrail’in, bu neslin gözünde, soykırımcı ve suç işleyen bir devlet olarak görünür hale gelmesi, sadece bugünün değil; geleceğin jeopolitik dengeleri açısından da belirleyici olabilir.
İsrail’e Olan Destek Azalıyor
Öte yandan ABD’de ve Avrupa’da yapılan anketler, 35 yaş altı seçmenlerin büyük çoğunluğunun İsrail’e olan desteğini hızla kaybettiğini gösteriyor.
Dolayısıyla sosyal medyayı yoğun biçimde kullanan kitlelerin İsrail’e eski nesillere göre daha eleştirel baktığı ve ana akım sosyal medya platformlarında dahi İsrail’in savaş suçlusu olarak tanımlanmasının yaygınlaşması beklenebilir. Bu anlamda İsrail’in sahada kısa vadeli askeri ‘zaferler’ kazansa da uzun vadede uluslararası meşruiyetini ve kamuoyu desteğini kaybettiği açıkça ortaya çıkıyor.
Sonuç olarak İsrail’in sosyal medya üzerinden kendi suçlarını teşhir etmesi, modern çağda bir devletin nasıl kendi eliyle ahlaki ve hukuki iflasını belgeleyebileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Savaş suçlarının gizlenmediği, aksine estetikleştirilerek kutlandığı bir ortamda, artık uluslararası toplumun “bilmeme” lüksü kalmamıştır.
TikTok ve muhtelif sosyal medya platformlarında yayımlanan her yıkılmış ev, her aşağılanmış oyuncak, her alay dolu kahkaha, tarihe kaydedilen yeni bir suç belgesidir. İsrail devleti, savaş meydanlarında değil; telefon ekranlarında, dijital hafızalarda kaybetmektedir. Çünkü bugün bir savaş yalnızca kazanılamaz; aynı zamanda anlatılmak, kaydedilmek ve hatırlanmak zorundadır. İsrail’in yazdığı hikâye ise kendi suçlarının hikâyesidir.
Dr. Mehmet Rakipoğlu, 2016’da Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Doktorasını ‘Dış Politikada Korunma Stratejisi: Soğuk Savaş Sonrası Suudi Arabistan’ın ABD, Çin ve Rusya ile İlişkileri’ konulu teziyle tamamladı. Mokha Center for Strategic Studies düşünce merkezinde Türkiye Çalışmaları Direktörü olarak çalışan Rakipoğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir.

