Dünya ve İslam

 

ABD Karşısında Strateji Eksikliğinin Muhtemel Sonuçları

Share

Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan tarafından yakın zamanda ifade edilen “Yarım doktor candan, yarım hoca imandan, yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” sözü, Gazze Soykırımı nedeniyle İsrail’e karşı yapılması arzu edilen ve beklenen askerî harekât askerî bağlamında değerlendirilmelidir. 

Bu değerlendirmeyi güçlü ve sağlam bir zeminde yapabilmek için, Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgaline bakılabilir.

Bilindiği üzere, Saddam Hüseyin’in verdiği emirle Irak, 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmiştir. Peki, Saddam Hüseyin’i bu denli cüretkâr bir politika izlemeye iten neydi? Saddam Hüseyin’in bu kararı, uluslararası sistemdeki değişimi yanlış analiz etmesine dayanmaktadır. Saddam Hüseyin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla stratejik bir güç boşluğu oluştuğunu düşünmüştür. Çift kutuplu, dengeye dayalı uluslararası sistemin ortadan kalktığını ve bu ortamın kendisine bağımsız hareket etme imkânı sağladığı düşünerek Kuveyt’i işgal etmiştir.

Ayrıca, sahip olduğu askeri kapasiteye güvenmiştir ve bir hata daha yapmıştır! ABD’nin ya da herhangi bir dış gücün, Irak’a müdahale etmesi halinde karşı tarafa büyük zayiat verileceğini düşünmüş; Batılı ülkelerin kamuoylarının asker kayıplarına duyarlı olması nedeniyle böyle bir müdahaleye onay vermeyecekleri kanaatine varmıştır.

Saddam Hüseyin’in yanlış analizi felaketle sonuçlandı.

Saddam Hüseyin’in 1990 yılında ITN televizyonuna verdiği röportajdaki ifadeleri, bu bakış açısını ortaya koymaktadır. Bu röportajda Saddam Hüseyin, ABD’nin Irak’a olası bir müdahalesi durumunda büyük asker kayıpları yaşayacağını ve bu durumun ABD kamuoyu tarafından kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.

Bütün bu etkenlere ek olarak, Saddam Hüseyin 25 Temmuz 1990 tarihinde, Kuveyt’i işgal etmeden sekiz gün önce, Irak’ın başkenti Bağdat’ta dönemin ABD Irak Büyükelçisi April Glaspie ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede ABD Büyükelçisi, “ABD, Araplar arası sınır anlaşmazlıkları hakkında görüş belirtme pozisyonunda değildir.” (“We have no opinion on the Arab-Arab conflicts, like your border disagreement with Kuwait…”) demiştir.

Saddam Hüseyin yukarıda verilen olayları ve bilgileri tamamen yanlış yorumlayarak, Irak’ın günümüzde neredeyse bir tabela devletine dönüşmesine neden olan felaketlere maruz kalmasına neden olmuştur. Neticede bu stratejik yorum hataları ve stratejik akıl eksikliği, hem Saddam Hüseyin diktatörlüğünün hem Irak devletinin hem de Irak halkının geri döndürülemez saldırı ve zararlara uğramasına neden olmuştur. 

Bu değerlendirmelere ek olarak, ABD’nin Irak’a müdahale sürecini bir uluslararası koalisyonla ve BM’den onay alarak uluslararası hukuka uygun şekilde gerçekleştirmesi, ABD’nin elini güçlendiren bir diğer etken olmuştur. Ayrıca Saddam Hüseyin’in olası ABD müdahalesinde ABD’nin büyük asker kaybı yaşayacağı düşüncesi de gerçekleşmemiştir. 

ABD, 1991 yılında yürüttüğü savaş sırasında yalnızca 250-280 arası asker kaybetmiştir. Özetle, Saddam ve çevresindeki yönetim kadrosunun baştan sona yaptığı stratejik hatalar, Hakan Fidan’ın “…yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” ifadesini doğrulamaktadır.

Yukarıda verilen tespitler ve olay örneğinden çıkarılması gereken en önemli sonuç; stratejik akıl eksikliği ve uluslararası sistemi değerlendirme hatalarının ülkelerin ve halklarının yok olmasına sebebiyet verecek kadar büyük felaketlere yol açabileceğidir.

Peki, böyle bir durum karşısında boyun eğen bir politika mı benimsemek gerekli?

Peki, böyle bir durum karşısında Suudi Arabistan ve Mısır gibi pasif ve ABD egemenliğine maksimum düzeyde boyun eğen bir politika mı benimsemek gereklidir? Kuşkusuz hayır! Ancak, ABD ve İsrail gibi emperyalist güçler karşısında bir direniş ekseni oluşturmak isteyen devletler ve örgütlerin, stratejik hata yapma lüksü yoktur. Askeri kapasite farkını ve askeri mücadele yöntemlerini yanlış değerlendirme imkânı bulunmamaktadır.

ABD ve onun uydusu İsrail karşısında bir direniş ekseni oluşturmak isteyen devletler ve örgütler, öncelikle caydırıcılık sağlayabilecek bir askeri kapasiteye ulaşmalıdır. Ancak maddi kapasite tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda stratejik bir akla sahip olunmalı, müttefik devletler ve örgütlerden oluşan bir blok kurulmalı ve ortak şekilde hareket edilebilmelidir. İrrasyonel, reaksiyoner, bilgisiz ve ortak akla sahip olmayan ülke ve örgütlerin varlıklarını sürdürme imkânı son derece düşüktür. 

Pakistan örneği önemli!

Son dönemde Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan askeri çatışmada, Pakistan’ın Hindistan karşısında ezilmemesi ve direnci dikkatle incelenmeli ve örnek alınmalıdır. Pakistan’ın nükleer silaha, güçlü hava filosuna, hipersonik füzeler gibi son derece gelişmiş askeri araçlara sahip olması, Hindistan gibi bir dev karşısında Pakistan’ın hayatta kalmasını sağlamıştır. Şayet Pakistan bu maddi kapasiteye sahip olmasaydı, ikinci bir Irak ya da Gazze örneğine dönüşebilirdi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale