Yazar: Frederick Kempe
Çeviri: M. Hulusi Cengiz
Geçtiğimiz hafta Erdoğan, ülkesinin büyüklüğünü, askeri kabiliyetini ve belki de en önemlisi coğrafi konumunu kullanarak büyük bir nüfuz elde etme konusundaki başarısının altını çizen üç jeopolitik zaferi bir araya getirdi.
Yükselen Türkiye için dikkat çekici bir hafta
Coğrafya kaderdir. Bu söz bazen Napolyon Bonapart’a atfedilir, ancak aynı zamanda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışma sloganı da olabilir.
Geçtiğimiz hafta Erdoğan, ülkesinin büyüklüğünü, askeri kabiliyetini ve belki de en önemlisi coğrafi konumunu kullanarak büyük bir nüfuz elde etme konusundaki başarısının altını çizen üç jeopolitik zaferi bir araya getirdi.
Erdoğan bunu, siyasi rakibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılmasının ardından son yılların en büyük siyasi protestolarıyla karşı karşıya kalmasına rağmen başardı. Erdoğan’ın içerideki konumunu güçlendirmek için uluslararası kazanımlardan yararlanması şaşırtıcı değildi.
İlk zafer.
İlk zafer ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’nin yeni hükümetine yönelik yaptırımları kaldırma kararı olmuştu. Türkiye, Erdoğan’ın düşmanı olan ve babasının yerine geçtiği 2000 yılından bu yana Suriye’yi yöneten Beşar Esad’ın Aralık ayında devrilmesinde katalizör bir rol oynadı. Trump’ın bu hafta Riyad’da Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şaraa ile yaptığı görüşmeye Erdoğan’ı da telefonla dahil etmesi isabetli oldu.
İkinci olarak, PKK olarak bilinen Kürt militan grubu, Türkiye’nin aylardır yürüttüğü diplomasinin ardından bu hafta dağılacağını ve silahlı mücadelesine son vereceğini açıkladı. PKK’nın Türkiye’ye saldıran daha küçük gruplara bölünme riski hâlâ mevcut ancak bu gelişme şimdilik ülkenin güvenliği için bir kazanım.
Hem Moskova’yı hem de Kiev’i dengeleyebilme becerisi dikkat çekti.
Mart 2022’den bu yana Ukraynalı ve Rus yetkililer arasındaki ilk doğrudan barış görüşmelerine İstanbul ev sahipliği yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Türkiye’nin Antalya kentinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısından sonra uçarak görüşmelere katıldı.
Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılmaması, Donald Trump’ın da Türkiye’ye gelmesini engelledi. Yaklaşık iki saat süren toplantı, herhangi bir sonuç doğurmamış gibi görünüyor. Buna rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçları sağlarken hem Moskova’yı hem de Kiev’i dengeleyebilme becerisi dikkat çekti.
Yıllar boyunca bazı Batılı yetkililer ve analistler, Erdoğan’ı enflasyonla boğuşan bir ekonomiye sahip, sorunlu ve jeopolitik hırsları hayal ürünü olan popülist bir otoriter olarak değerlendirdiler. Ancak Erdoğan, Aralık ayında yaptığı bir konuşmada bu algıya meydan okurcasına, “Türkiye, Türkiye’den büyüktür. Millet olarak ufkumuzu 782.000 kilometrekareyle sınırlayamayız,” ifadelerini kullandı.
Bu haftaki kazanımların hiçbiri kalıcı değil. Suriye’nin yeni liderliğinin ülkeyi bir arada tutup tutamayacağı henüz belli değil. PKK barışı kırılgan. Ukrayna-Rusya görüşmeleri hala bir yere varacak gibi görünmüyor. İsrail’in Suriye’de genişleyen Türk askeri varlığına ilişkin güvenlik endişeleri göz önüne alındığında Erdoğan’ın İsrail ile ilişkileri başarılı bir şekilde yönetip yönetemeyeceği gibi diğer acil sorular da çözümsüz kalmaya devam ediyor.
Tüm bunlar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Erdoğan’ın odak noktası hem mirasını korumak hem de yirmi yılı aşkın bir süre başbakanlık ve ardından cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra uzun ömürlü olmak.
Pax Turcica’dan çok uzakta olabiliriz. Ancak şimdilik Erdoğan ve Türkiye, Karadeniz’den Levant’a ve Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar vazgeçilmez bir oyuncu olarak önem kazanmıştır; Avrupa’nın Ukrayna’nın ve kendisinin güvenliğini sağlayabilmesi için Türk ordusu çok önemli bir rol oynayacaktır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: Atlantik Konseyi (Atlantic Council of United States https://www.atlanticcouncil.org/content-series/inflection-points/a-remarkable-week-for-a-rising-turkey/)

Dünya ve İslam, mesleki kurumsal makalelere, bağımsız düşünce ve dış politika değerlendirme yazılarına açıktır. Platformumuzda yer alacak yazılar çoğunlukla değişik kaynaklardan, kimlik ve yaklaşımlardan olacaktır.
Dünya ve İslam olarak yayımladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir.

