Dünya ve İslam

 

İmparatorluk İhtiyacı ve 3. Türk İmparatorluğu

Share

Siyasi küreselleşme 2010’larda sona erdikten sonra iktisadi globalizasyonun biteceği tarih bekleniyordu. Trump’ın birinci dönemindeki Ticaret Savaşları post-küreselleşmeyi ateşlerken ikinci dönemindeki özellikle çok kutupluluğun etkin ülkelerine getirdiği vergiler ekonomideki küreselleşmeyi de dinamitledi.

Baştan belirtmek gerekir, kapitalizm küresel ticaret demektir. Yani ekonominin dünya sathındaki dolaşımının tehlikeye girmesi kapitalizmin de sonuna gelindiğini gösterir.

Özellikle neoliberalizmle beraber üretimin farklı coğrafyalarda gerçekleştirilmesi küreselleşmeyi ekonomik boyutunun ötesine taşıyarak tüm toplumları aynılaştıran, açıkçası evrenselci-hümanist-kozmopolit bir “dünya toplumu” yaratmaya çalışan bir hegemonik medeniyet projesine evrildi.

Devletlerin çok uluslu şirketler karşısında bilhassa Soğuk Savaşla beraber zayıflaması, milenyum ve 11 Eylül Rejimi’nin küresel şirketler tarafından kotarılması “siyasi sınırların yokoluşu”nun tüm toplumlarda yakinen hissedilmesi küreselleşme karşıtlığını da doğurdu. 2008 krizinde enkazın orta ve alt sınıflara yüklenmesi devletlerle küresel şirketleri karşı karşıya getirirken küreselleşmenin ürettiği ideolojiye mukabil göçmen-yabancı-İslam düşmanlığını, aşırı sağı, devlete yönelimi, sınırların ve duvarların yükseltilmesini, milliyetçilikleri ve İmparatorluk arayışlarını tetikledi.

Küresel şirketlere karşı varoluş mücadelesine giren milletler, “tarihe ve köklere” yöneldi. Putin Rusya’sı ile başlayan İmparatorluğa dönüş çabasını eski imparatorluklar Çin, Japonya, Almanya, kısmen Türkiye gibi ülkeler de takip etti. Medeniyetler Çatışması, medeniyet arayışlarını doğurdu.

Yeni Doktrinin Unsurları

Dünyada bir medeniyet boşluğu yaşanıyor.

Medeniyetlerin anlamlandırma misyonlarıyla İmparatorlukların “pax” yani bölgesel-cihanşümul ekonomik pazar, huzur ve güvenlik arayışları güçlenmiş durumda.

Dünya sistemi yeni bir doktrine hazırlanırken bunun adını koyma ihtimali şimdilik yok fakat hususiyetleri belli; çok kutuplu, İmparatorluk ve medeniyet özlemli, güçlü devlet hedefli, kapalı olmasa da üretim ekonomisi temelli bir dünya sistemi.

Dünya sisteminin yeni doktrininin sadece siyasal yönelimlerle ilgisi yok. Yeryüzünde üretim ve tüketim anlayışları, odakları, tercihleri gibi enerji kaynakları da farklılaştı. Artık temiz enerji, karbon eksenli üretimin yerini almaya başladı. Batarya-çip, yapay zekâ-robotik kavgası çok kutuplu dünyanın savaş sebebi olurken dijital burjuva ile konvansiyonel ilaç-çelik-silah burjuvazisi de çekişmeye başladı.

Sistemin bir sıcak savaş olmadan kurulup kurulamayacağı belli değil ama bir gerçek var ki klasik bir düzen ancak küresel etkili bir muharebeyle inşa edilebilir. Bu savaşı da başta Avrupa olmak üzere hiç kimse, 2. Dünya Savaşı yıkımı nedeniyle göze alamıyor.

Onun yerine vekalet savaşları, ticaret savaşları, vergilendirmeler, tehdit ve şantajlar, lokal operasyonlarla yol alınmaya çalışılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde. ( Mehmet Ali Özcan – Anadolu Ajansı )

Bölgeler ve Çatışmalar

İmparatorluk özlemi içindeki Şinzo Abe, basit bir suikastla öldürülünce Japonya’nın cari dünya sistemi “peykliği” uzun yıllar için garantiye alındı.

Almanya’nın, Rusya’nın Ukrayna saldırısı, gaz kesintileri, Brexit, Gazze saldırısı sonrası İsrail’e yeniden biat ettirilmesiyle üzerindeki denetimden kurtulamayacağı alem-i cihana ilan edildi. Yenilerde Alman siyasetçilerin ABD etkisini giderme ve İmparatorluk özlemli demeçleri de yine Trump vergilendirmeleri karşısında eriyiveriyor.

Çin ABD’ye iktisaden mukabele edebilse de siyaseten ve askeri bakımdan Batı kampından özgürleşebilmesi kısa vadede zor görünüyor.

Bu süreçte dünya sistemine karşı alternatif geliştirebilecek bir medeniyet birikintisi ve siyasi güç neredeyse yok. Son yıllarda teşekkül eden Bricks’in çokkutuplu üretim-dağıtım sisteminde kendi kulübündekilere yüksek avantaj sağlamaktan başka bir vaadi ve amacı da bulunmuyor. Küresel ekonomi yanında küresel kültüre de mukabele edebilecek içerik, hedef Bricks ülkelerinde söz konusu değil.

Çin, ABD ve küresel sermaye için en bariz tehdit. Açıkçası Trans Atlantik Çin’in gelişiminde çaresizliğini ikrar ediyor. Tüm dijital tekno araçları neredeyse tek başına ele geçirmiş bir Çin’den bahsediyoruz. Yapay zekada en ileriyi, robotikte hem en ucuz hem en kabiliyetlisini üretiyorlar, sosyal medyayı domine ettikleri gibi elektrikli araçta küresel kasırga yarattılar. Çünkü Çin araştırma geliştirmeye, kaliteli bilim adamına, insanların ihtiyaçlarını ucuza karşılama stratejisine devam ediyor. Batı taklidini kendi yenilikleriyle destekleyebildiklerinden ürünleri için “küresel kitle” oluşturdular.

ABD ve Trump iktisaden Çin’e, Ukrayna Savaşı ekseninde askeri ve siyasi bakımdan Rusya’ya etki edemiyor. Tehditler, zorlamalar, kaosa yol açacak vergilendirme ve kısıtlamalar haricinde yeni doktrini oturtacak bir nizam uç vermedi.

ABD’nin tek başarısı Avrasya’yı Ortadoğu’dan uzaklaştırması oldu.

7 Ekim ile başlayan süreci, Çin ve Rusya’nın Ortadoğu’da kök salmaması için kullanmayı başardı. Çin ile girişilecek, çok kutuplu kavgada ABD Ortadoğu’da kafasını ağrıtacak bir huzursuzluk, kavga istemiyor. Şii Hilali’nin Acem Havzası’na geriletilmesi de bu politikanın bir neticesi. Elbette bölgenin Wagner eliyle Rusya, İran, Çin’den arındırılmasını, Esed’in gidişini, Suud, Mısır, Türkiye ve baş aktör İsrail’in değerlendirmesi beklenecekti.

Peki kim ne derece etkili olabilir?

Suudlar, Kemalist inkılaplarla ABD etkisine ve taleplerine boyun eğeceğini ikrar etti, Mısır sınırları dışına bakacak pozisyonda değil hala Sisi nedeniyle.

İsrail, 7 Ekim eliyle Ortadoğu’nun sahibi gibi davranıyor, dünya sistemi İsrail merkezli bir Ortadoğu’yu şekillendirince.

Türkiye ise Suriye üzerinden Ortadoğu-Akdeniz Havzasının kutup başı olmaya doğru yol alıyor, bir açıdan “zorlanıyor, yönlendiriliyor.” Trump’ın Netanyahu ziyaretinde söyledikleri Türkiye’ye rol biçme amacı da taşıyor.

Yer altı kaynakları ve üretim sahalarının kendi bağımsızlıklarını elde etme girişimleri ulus devletlerin müdahaleleriyle ertelenmişti. Pek çok etnik-mezhep-din-kültür farklılığı taşıyan ülke bir yanıyla küçülmemek, bölünmemek için de uğraşıyor. Afrika ucuz üretimle yeni bir Çin olma yolundayken Ortadoğu-Akdeniz Kutbu bir bakıma siyasi ve askeri merkezini de arıyor.

3. Türk İmparatorluğu Mümkün mü?

Sudan, Somali, Libya, Karabağ, Katar gibi sahalardaki askeri faaliyetler Kafkaslardan Balkanlara on beşe yakın ülkedeki farklı tesirler, Suriye üzerinden açılan yeni yollar Türkiye’nin kutup başı karakterini kuvvetlendiriyor.

Graham Fuller, Ayşe Zarakol gibi isimlerin meseleyi sadece Doğu-Batı çatışmasıyla izahı çok da gerçekçi değil.

Türkiye aynen Ortadoğu gibi bir medeniyet, anlam, düzen üretim membaı.

Türkiye tampon kalarak belirgin bir meşruiyet kazansa da asla bu etkisiyle önem kazanmaz. Türkiye Pax Turcica düşünüldüğünde bölgenin nirengi noktası, nizam kurucusu, yasa koyucusudur. Dünya sistemi kendi haline bıraktığında Akdeniz-Ortadoğu kutbu üzerinden bir yarık oluşturarak sistem karşıtlığını besler. Suriye’de Esed’in gönderilmesi asla ve yalnızca bunun sonucu değil ama İmparatorluk teşkili için öncü, kurucu bir “imkân.”

Bu imkân, kutup başlılık da dünya sisteminin bölgedeki işlerini gören değil Müslümanların önüne düşen bir misyonla sağlanabilir, meşruiyet kazanabilir.

Toplumlar, devletler ahlaki dejenerasyon yüzünden çökmezler, bilakis devlet mekanizması, varoluş gerekçesi, iktisadi yapısı bozulduğunda yıkılırlar. Babil de Roma da Osmanlı da anlamını, eko-politik değer üretemediği için kaybetmişti. Ne zamanki düzen kurulur yani ihtiyaç ve istekler, huzur ve güvenlikle sağlanır o zaman anlam da değer de inşa edilir.

Müslümanların selameti Türkiye’nin öncülüğüne bağlı.

 Kimileri buna itiraz etse de dünya sisteminin de sonu İslami düzeni teşekkül ettirecek Türk İmparatorluğuyla mümkün. Türkiye esasında Osmanlı sonrasında bile ulus devlet formunda İmparatorluk misyonu ve mekanizması icra etti, ediyor. Günümüzde İmparatorluk fikri klasik versiyonlarından farklı; “nüfuz alanları” ve müdahalelerle bu işlev yerine getiriliyor. İlerleyen zamanlarda bilkuvveden bilfiile geçerek Hegelyen aufhebung sağlanabilir, Sevr uygulamak isteyenlere İmparatorlukla cevap verilebilir!

Müslümanların “lebensraum”u, öncelikle Türkiye’nin 20. yüzyıldaki Misak-ı Milli’sini selamete almasına, akabinde de tüm Müslüman havzayı içeren yeni bir Misak-ı Milli ilanıyla 3. Türk İmparatorluğu’nu kurmasına bağlı.

Bu bilinç-irade-hareket kabiliyeti Türkiye’de var mı, temel soru ve mesele de bu!

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale