Dünya ve İslam

 

Tayland’ın Uygurları Çin’e İade Etmesi: Tarihi Arka Plan ve Güncel Durum

Share

Tayland hükümeti, 27 Şubat 2025 sabahı, 12 yıldır geri gönderme merkezlerinde tutulan 48 Uygur Türkünü, Tayland mahkemelerinde yargı süreçleri devam ederken uluslararası hukukun temel ilkelerini ve insan hakları sözleşmelerini açıkça ihlal ederek Çin’e iade etti.

 Bu karar, Tayland’ın uluslararası arenadaki itibarına ciddi zarar verirken, insan hakları örgütleri tarafından da sert bir şekilde eleştirildi. Zira bu kişilerin iade edilmesi durumunda işkence ve ölüm riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarıları yapılmıştı. Bangkok’taki bir gözaltı merkezinde tutulan Uygurların, 27 Şubat günü uçakla Çin’e gönderildiği iddia ediliyor.

Tayland’ın Çin ve ABD Arasındaki Diplomatik İkilemi

Tayland’ın bu kararı, yalnızca güncel bir diplomatik hamle olarak değil, aynı zamanda Çin’in Uygurlara yönelik baskı politikaları ve Tayland’ın bu politikalar karşısındaki tutumu bağlamında da değerlendirilmelidir. Uygurlar, Çin yönetimi altında uzun yıllardır baskı, zorla asimilasyon, keyfi tutuklamalar ve insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Tayland’ın Uygurları iade etmesi, bölgedeki siyasi ve tarihi dinamikler çerçevesinde, Çin’in artan etkisi ve baskılarının bir yansıması olarak görülmektedir.

On yılı aşkın bir süredir Tayland, en büyük ticaret ortağı Çin ve geleneksel askeri müttefiki ABD arasında diplomatik bir ikilem içinde kalmıştır.

Çin, Tayland’ın en büyük ticaret ortağıdır ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler önemli bir düzeydedir. Çin Tayland’ın en fazla ihracat yaptığı ve en fazla ithalat gerçekleştirdiği ülkeler arasında başlardadır. Tayland, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında Çin’den altyapı yatırımları almakta ve Bangkok-Nong Khai yüksek hızlı tren projesi gibi ortak projeler yürütmektedir. Çin, Tayland’ın en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynaklarından biri olup, Tayland’daki sanayi ve teknoloji yatırımlarında belirleyici bir rol oynamaktadır.

Öte yandan, ABD, Tayland’ın geleneksel askeri müttefikidir. Günümüzde de Tayland, ABD ile “Cobra Gold” adlı Asya-Pasifik bölgesinin en büyük çok uluslu askeri tatbikatını düzenlemektedir. ABD, Tayland’a savunma modernizasyonu gibi askeri alanda sağladığı desteklerle, bölgedeki stratejik çıkarlarını güçlendirmektedir.

Bu diplomatik denge içinde Tayland, Çin’in Tayland üzerindeki ekonomik baskıları ile ABD’nin insan hakları konusundaki uyarıları arasında sıkışmış bir pozisyondadır. ABD ve diğer ülkeler, Tayland hükümetine Uygurların Çin’e iade edilmemesi yönünde uyarılarda bulunmuş, ancak Tayland yönetimi, Çin ile ekonomik bağlarını ve siyasi ilişkilerini göz önünde bulundurarak, Pekin’in taleplerine daha fazla öncelik tanımıştır.

Uygurların Tayland’a Sığınmasından Günümüze

Uygur Türkleri, Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde uyguladığı baskı, etnik ayrımcılık, zorla çalıştırma ve kültürel asimilasyon politikalarından kaçarak farklı ülkelere sığınmaya çalışmıştır. 2013-2014 yıllarında yüzlerce Uygur, Çin’den kaçarak Tayland üzerinden üçüncü ülkelere ulaşmak amacıyla bu ülkeye sığındı. 300’den fazla Uygur, 2014 yılında Tayland makamları tarafından gözaltına alındı.

 Tayland 2015 yılında 109 Uygur Türkünü Çin’e iade etmiş, bu olay uluslararası arenada büyük yankı uyandırarak Tayland’a yönelik yoğun eleştiriler yöneltilmesine neden olmuştu. O dönemde iade edilenlerin çoğunun akıbeti bilinmezken, bazı kaynaklar bir kısmının idam edildiğini veya uzun süreli hapis cezasına çarptırıldığını öne sürmüştü.

 Çoğu kadın ve çocuk olan 173 Uygurdan oluşan başka bir grup ise Türkiye’ye gönderildi. Geri kalan 53 Uygur ise Tayland hapishanelerinde mahsur kaldı. O zamandan beri, ikisi çocuk olmak üzere beş kişi gözaltında öldü. Ülkeye vizesiz girme suçlaması dışında hiçbir suç işlememiş olmalarına rağmen gözaltında tutulan Uygurlar aşırı kalabalık ve hijyensiz ortamlarda kalmaya zorlanmıştı. Daha önce, İnsan Hakları İzleme Örgütü Asya direktörü Elaine Pearson, yaptığı bir açıklamada da Tayland yetkililerinin, sığınma koruması arayan kişileri, göçmen gözaltı merkezlerinde yıllarca süren korkunç koşullarda tutarak büyük bir risk altına soktuğunu belirtmişti.

Son yıllarda Çin’in artan siyasi ve ekonomik etkisi nedeniyle Tayland hükümetinin ülkedeki Uygur mültecilerini serbest bırakmak yerine Çin’e teslim etme eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir.

Şubat ayının başında Tayland hükümeti, Uygurların Çin’e iadesine yönelik planlarını hızlandırdı. Ancak İHH İnsani Yardım Vakfı’nın gerçekleştirdiği uzun müzakereler ve uluslararası baskılar sonucunda hükümet, iade sürecini askıya aldığını duyurmuştu.

İHH heyeti, Tayland hükümetiyle yaptığı görüşmelerde Uygurların güvenli bir üçüncü ülkeye yerleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Tayland Parlamentosu Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları Komitesi de konuyu ele alarak, mültecilerin Çin’e iade edilmemesi ve üçüncü bir ülkeye gönderilmeleri yönünde karar almış ve Türkiye ve Malezya bu süreçte olası seçenekler arasında gösterilmişti.

İHH Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Altay, İHH’nın uzun süredir Tayland hükümetiyle yürüttüğü insani diplomasi faaliyetlerinin önemini vurgularken, Uygurların büyük bir kısmının Türkiye’ye gitmek istediğini ve burada yaşayan akrabalarına kavuşmayı umduklarını belirtti.

Görüşmelerin sonucunda Tayland hükümeti, Çin’e iade kararını iptal etti ve mültecilerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi için yeni bir diplomatik süreç başlattı. Bu kararın ardından, 18 gündür açlık grevinde olan 48 Uygur Türkü grevlerini sonlandırdı.

Ancak aradan geçen 25 gün içinde Tayland hükümeti, daha önce iptal ettiğini duyurduğu iade kararını tekrar gündeme getirerek uygulamaya koydu.

Tayland’ın Kararı Uluslararası Hukuka Aykırı mıdır?

Uluslararası hukukta, geri göndermeme ilkesi (non-refoulement), sığınmacıların zulüm görebilecekleri ülkelere sınır dışı edilmesini yasaklamaktadır. Tayland, 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne taraf olmasa da, bu ilke uluslararası geleneksel hukuk normları içinde kabul edilmektedir. Tayland hükümetinin, yargı süreci devam eden ve zorla geri gönderilmeleri halinde ölümle karşı karşıya kalabilecek kişileri iade etmesi, bu ilkenin açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

Tayland’ın aldığı karar Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve İşkenceye Karşı Sözleşme’ye (CAT) aykırıdır. İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT, 1984) Madde 3: “Taraf Devlet, bir şahsı işkenceye tabi tutulacağına inanmak için geçerli sebepler bulunan bir başka devlete sınır dışı, geri gönderme veya iade etme yoluyla teslim etmeyecektir.” Tayland, bu sözleşmeye 2007 yılında taraf olmuştur ve dolayısıyla Çin’de işkenceye maruz kalma ihtimali olan Uygurların iade edilmesi, doğrudan bu sözleşmenin ihlali anlamına gelmektedir.

Tayland’ın Çin ile ekonomik ilişkilerini koruma çabası, ülkenin uluslararası hukuk yükümlülüklerini ikinci plana atmasına yol açmıştır.

İstanbul’da Protestolar ve Uluslararası Tepkiler

Tayland hükümetinin bu kararı, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede büyük tepkilere yol açmıştır. 27 Şubat 2025 tarihinde İstanbul’daki Çin Halk Cumhuriyeti Başkonsolosluğu önünde, Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği tarafından geniş çaplı bir protesto düzenlenmiştir. Protestoya yüzlerce kişi katılmış, eylemciler “48 Uygur’a Özgürlük” ve “Zulme Sessiz Kalma” sloganları atarak Tayland hükümetinin bu kararını kınamıştır.

Protestoya katılan insan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları, Tayland hükümetinin bu kararının uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğunu belirterek, dünya kamuoyunu daha fazla baskı yapmaya çağırmıştır.

Büyükelçilikten Uygurların İadesi Üzerine Yapılan Küstah Açıklama

12 Ocak 2025 tarihinde Çin’in Tayland Büyükelçiliği, Uluslararası medyada çıkan haberler için “siyasi güdümlü dezenformasyon” ifadesini kullandı.

Büyükelçilik, Çin’in bir hukuk devleti olduğunu, herhangi bir ülkeden insanları iade alıp işkence etmeyeceğini ve Uygurların sosyal, kültürel ve siyasi haklardan hiç olmadığı kadar geniş ölçüde yararlandığını, gayet mutlu yaşadığını iddia etti.

 Ayrıca, Çin’in bölgedeki “terörle mücadele” adı altındaki baskıcı politikalarının BM standartlarına uygun olduğu öne sürülerek, bazı ülkelerin Çin’in sözde Xinjiang’daki başarılarını kıskandığını, görmezden geldiğini, Batılı ülkelerin bu konuda yalanlar uydurduğunu savundu.

Tayland’ın 48 Uygur Türkünü Çin’e iade etmesi, sadece hukuki bir ihlal değil, aynı zamanda insanlık vicdanına karşı işlenmiş bir suçtur.

 Çin’in Uygur halkına yönelik baskıcı politikaları göz önüne alındığında, bu kişilerin iadesi onları doğrudan hayati tehlikeye atmaktadır.

Bu gelişmeler göstermektedir ki, Uygurlar için dünyada gerçekten güvenli bir bölge kalmamıştır. Uluslararası anlaşmalar ve insan hakları ilkeleri, ekonomik çıkarlar uğruna görmezden gelinebilmektedir. Türkiye ve İslam dünyası başta olmak üzere, devletler bu konuda somut adımlar atmazsa, Uygurlar için daha büyük tehlikeler kaçınılmaz hale gelecektir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale