Dünya ve İslam

 

Trump-Zelenskiy Gerilimi ve Trump’ın Emperyal Hırsları

Share

Son dönemde, ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gerginlik, dünya siyaseti açısından önemli bir dönüm noktasını işaret ediyor.

Beyaz Saray’da imzalanması beklenen bir mineral anlaşmasının hemen öncesinde, iki lider arasında Amerikan basınının gözü önünde patlak veren tartışma, yalnızca ABD-Ukrayna ilişkileri için değil, küresel güç dengeleri açısından da kritik bir anlam taşıyor. Trump’ın sert sözleri ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in tartışmaya dahil olması, Washington’un Ukrayna’ya karşı nasıl bir politika izleyeceği ve bu politikaların küresel düzeyde nasıl yankı uyandıracağı konusunda önemli ipuçları veriyor.

ABD, yıllardır askeri yardım yaptığı Ukrayna’dan bir teşekkür bile alamadı ve Trump’ın barış çağrısı reddedildi. Tüm dünyanın konuştuğu sahne bu. ABD, gergin ilişkilerinin olduğu Rusya ile savaşın başından beri askeri yardımda bulunduğu Ukrayna arasında barış elçisi rolü mü oynamak istiyor?

Yoksa kameralar önünde tırmandırılan gerilim yeni ABD başkanının küresel hegemonya mücadelesinde yerini pekiştirmeyi amaçlayan stratejisinin bir parçası mı?

Zelenskiy’in Demokrat Parti ve eski ABD Başkanı Joe Biden ile yakın ilişkilerinin bulunduğu bilinmekteydi. 2019 yılında da Zelenskiy ile Trump arasında bir “telefon krizi” yaşanmıştı. Bugün Oval Ofiste patlak veren gerginlik bu olayların küçük bir yansıması gibi görünebilir. Ancak, ABD’nin başkanlık seçimiyle birlikte dış politikası da bir değişime gebe.

Tartışmanın yaşandığı toplantının konusu iki ülke arasında imzalanacak olan Ukrayna’daki nadir toprak elementlerinin işletilmesine dair anlaşmaydı. Trump yönetiminin talebi Ukrayna’nın bahsi geçen madenlerini kullanarak ABD’nin kendilerine sağlamış olduğu askeri yardımları 500 milyar dolar olarak ödemesiydi. Trump yaptığı açıklamalarda, bu tutarın üzerine ileriki zamanlarda daha da kazanç sağlayacaklarını söylüyordu. Ancak, bu şart Ukrayna tarafından onaylanmadı ve anlaşmanın son taslağı madenlerin iki ülke tarafından ortak olarak işletilmesi şeklinde değiştirildi.

 Bu da Ukrayna madenlerinde işletmecilik hakkı olan ABD’ye madenleri koruma görevi düşmesi anlamına geliyordu. Ukrayna güvenlik garantörlüğü talebini yineledi. Ancak. ABD’nin ekonomik ya da ticari çıkar sağlamak için Ukrayna’ya daha fazla yatırım yapması ise Trump’ın hedefleriyle ters düşüyor. ABD Başkanı’nın mevkidaşına olan tavırları, ABD’nin uluslararası ilişkilerdeki gücünü ve bu gücü nasıl kullanacağı konusunda derin bir soru işareti yaratıyor. Trump’ın sözleri, yalnızca bir pazarlık stratejisi değil, aynı zamanda küresel politikada ‘Amerika’nın çıkarları her şeyden önce gelir’ yaklaşımının somut bir örneği olarak değerlendirilebilir. Zelenskiy’e yönelik “Amerika olmasaydı elinde oynayacak kozun bile olmazdı” şeklindeki açıklamaları, Washington’un Ukrayna’ya olan askeri yardımlarını bir borç olarak görme biçimini de yansıtıyor. Bu, Trump’ın ulusal çıkarlar açısından pragmatik, hatta sert bir politika güttüğünü ve geleneksel diplomasi protokollerinin ötesine geçtiğini gösteriyor.

Basın toplantısında Trump’ın başkan yardımcısının, “savaşın devam etmesine karar verecek pozisyonda değilsin,” mesajı aslında bir güç göstergesi ve yine bir tür pazarlık aracıydı. Washington yönetiminin baskın ve aşağılayıcı vücut dilleri, diplomasi geleneklerine ters üslupta konuşuyor olmaları bir çeşit rest çekişti: ya bizim kurallarımıza uyarsın ya da Rusya’ya karşı tek başına kalırsın. Yardımların kesilmesiyle Ukraynalı siyasiler paniklemeye başlarken Zelenskiy, ABD’nin askeri ve diplomatik yardımlarına ihtiyacı olduğu için geri adım atmak zorunda kaldı.

Bu gerilim, sadece ABD-Ukrayna ilişkileri ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda Avrupa Birliği ve Rusya ile olan ilişkileri de etkileme potansiyeline sahip.

 Savaşın uzaması durumunda kapılarında belirecek bir askeri kriz, Avrupa ülkeleri için yeni bir güvenlik perspektifi gerekliliğini ortaya koyuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un liderliğinde toplanan Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya verilen güvenlik garantilerinde kendi rollerinin daha fazla tanınması gerektiğini belirttiler.

Ancak bu talepler, Avrupa’nın askeri güce yatırım yapmaktan çok diplomasiye odaklandığı bir dönemde, ABD’nin üstün askeri gücüne olan bağımlılığına işaret ediyor. Avrupa, uzun yıllar boyunca kendisini askeri tehditlerden uzak tutmuş ve barışçıl bir yaşam sürme amacını gütmüştü. Ancak Ukrayna Savaşı, bu elitist vizyonu sarsarak, Avrupa ülkelerinin ABD’ye olan askeri ve güvenlik bağımlılığını artırmış durumda. Ancak savaş bölgesine barış gücü gönderme konusunda fikir ayrılıkları olduğu dikkat çekti.

 Amerikalı köşe yazarı Henry Olsen, Avrupalı ülkelerin 1914 sonrası savaş yüzyılının sona erdiğini düşünüp, ABD gibi askeri güce yatırım yapmayıp diplomasiye önem verdiklerini söylüyor. Hatta aynı yazıda Avrupa’nın en büyük ekonomileri olan Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya’nın NATO’nun hedefi doğrultusunda gayri safi yurt içi hasılalarının en az %2’sini bile savunmalarına ayıramıyor. Hal böyle olunca zirvenin sonunda Avrupalı devletler ABD’nin Ukrayna’ya güvenlik garantisi vermesini istedi.

Ukrayna’ya verilen gözdağı.

Avrupa devletlerinin askeri güvenlik için ABD’ye muhtaç olmaları ise Trump’ın dünya politikasında ve Avrupa’daki krizlerde liderlik etmesine fırsat tanıyor ve pazarlık için elindeki kozu güçlendiriyor. Ukrayna’ya verilen gözdağı, 3. Dünya Savaşı’nı engellemek gibi masum bir görevden ziyade, ABD’nin emperyal emellerinin sadece küçük bir parçası. Başkan Trump, selefi Biden’in Ukrayna’ya ayırdığı kaynakların tazminatını hızlıca toparlamak için diplomasi protokollerini de alt üst ediyor.

Dünya basını on dakikalık “canlı yayın krizini” konuşurken Trump, başta Çin olmak üzere birçok ülkeye ek gümrük vergileri getirerek küresel bir ticaret savaşının fitilini yaktı. Bu hamlenin ABD’nin dış ticaret açığını kapaması ve yerli üretimi artırması amacı taşıyor. Çünkü Trump’ı endişelendiren asıl konu, Çin ekonomisiyle verdiği büyük rekabet. ABD yıllarca Afganistan, Irak ve Suriye’de çıkardığı askeri krizlerle meşgulken Çin, bir ekonomi devi olma yolunda hızla ilerlemeye devam etti. Çin’in 2030 yılında dünyanın küresel sanayi üretiminin %45’ini karşılayacağı, buna karşılık ABD’nin payının %11 düşmesi öngörülüyor.

Bir ticaret adamı olan Trump için ulusal ya da küresel arenada nasıl bir imaj çizdiği önem taşımıyor. Fransa, İngiltere gibi eski emperyal güçlerin soğuk ve elitist tutumlarından ziyade kendini bir “iş bitirici” olarak görüyor ve ilk başkanlık seçimindeki “Make America Great Again” (Amerika’yı Tekrar Harika Yap) vizyonunu gerçekleştirmek için artık daha pervasız ve daha tehditkâr davranıyor. Ukraynalı mevkidaşına kameralar önünde oynadığı küçük oyun dostun dosttan beklediği teşekkür değil, 1950’lerdeki ekonomik, askeri, küresel liderliği ve prestiji geri isteyen Trump’ın emperyal hedeflerinin sadece bir ön gösterimi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Dünya ve İslam’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Daha Fazla Makale

Yazardan Daha Fazla Makale